Türkan Şoray ayakta kaldı

Edebiyat değişir ama edebiyat toplantıları değişmez. Sanki yarım yüzyıldır hep aynı insanlar, aynı tenhalıklara, aynı konuşmaları yaparlarmış gibi...

Edebiyat değişir ama edebiyat toplantıları değişmez. Sanki yarım yüzyıldır hep aynı insanlar, aynı tenhalıklara, aynı konuşmaları yaparlarmış gibi... Ben bir süredir pek gitmiyorum ama en büyük Cihangir yalnızı Cemil Şevket Bey'in yaratıcısı Selim İleri'ye duyduğum hayranlık nedeniyle geçen hafta Tarık Zafer Tunaya'ya uğradım. Selim İleri'nin 40. yılı için edebiyat dünyamızın oradaydı. Doğan Hızlan, Hasan Bülent Kahraman, Enver Ercan (tertipçi), Nalan Barbarosoğlu (tertipçi), Vivet Kanetti, Altay Öktem-Deniz Durukan çifti, Hande Öğüt (konuşmacı) ilk aklıma geliverenler... Ya da salona sığabilenler. Bir edebiyat toplantısı için garip, Selim İleri
için normal bir durumdu. Salon o kadar doluydu ki, kapının önünde dedikoduya dalıp son dakika salona yönelenler, oturacak yer bulamadı. Hatta içeriye en son giren Selim İleri'ye bile yer kalmamıştı. Hasan Bülent Kahraman kalkıp yer verecekti, neyse daha genç biri bulundu.
Geç kalanlar, kapının önündeki kalabalığı yarıp içeriye bile giremedi; Türkan Şoray olsalar bile. Selim İleri'nin kadim dostu Türkan Şoray toplantıya 15 dakika geç geldi. Görevlilerin kalabalığı yarma hamlesini sessizce 'Ayıp olur şimdi' diye engelleyip bir süre kalabalığın içinde durdu. Sonra durumdan haberdar edilen Selim İleri geldi de Türkan hanımı içeri aldı.
Tabii ben de ayakta kaldım. Kadıköy Akmar yıllarından iki şair arkadaşımla olay yerinden ayrıldım. Özellikle yaz aylarını festival festival gezerek geçiren arkadaşlarım bana en son gittikleri İzmir Şiir Günleri'ni anlattılar.
Bir otobüs dolusu şair ve ozan, birkaç şaşkın gazeteci eşliğinde hep birlikte şiir okuyup, birbirlerinin şiirlerini dinleyip, rakılar içerek mutlu bir üç gün geçirmişler. Ama özellikle bir grup gencin Lale Müldür ve küçük İskender'e gösterdiği özel muameleye fena bozulmuşlar. Şiirleri kadar kişilikleriyle de efsane olan (şairlik biraz da budur) bu iki ismin resmen birer fan grubu varmış. Öyle ki herkes otobüslere doluşurken hayranları bu iki şaire araba tahsis etmiş. Etraflarından hiç ayrılmamış, hatta odalarında halının üzerine kıvrılıp uyuyanlar bile varmış... Bizimkiler hiçbir şeye aldırmamış da Müldür ve İskender şiirlerini okuduktan sonra salondaki tüm gençlerin diğer şairleri dinlemeden kalkıp gitmelerine çok kızmış.
Lale Müldür, geçen hafta Antalya'da Altın Portakal'ını alırken sahneye birlikte fırlayıp birlikte dans ettiği adamın kim olduğu merak edilmiş. Onu da öğrendim, efendim Lale hanımın 30 yıllık arkadaşı, Jungcu psikaytr Dr. Murat bey (Antalya'da böyle tanınıyor). Kendisi yunusla (balık olan) terapiyi memleketimize ilk getirenlerden. Şimdi de MSN'le (internet yazışması olan) terapi üzerine çalışıyormuş.
İyi değil mi. Eh Lale Müldür'ün 30 yıllık dostu da herhangi bir doktor olamaz tabii.
İki küçük havadisle yazıyı bitireyim. Gazetemizin Tiyatro eleştirmeni Hasan Anamur'un evine hırsız girmiş. Geçmiş olsun. Gündüz saati yükte hafif pahada ağır bir şeyler bulup götürmüş. Ama işin ilginci yükte ağır pahada hafif şeyler de alması. Eve teras kapısından giren hırsız efendi 1000'e yakın kitabı çuvallara doldurup çatılardan aşırarak götürmüş. Fransızca ve Türkçe, edebiyat ve tiyatro üzerine, sahibi için pek değerli, ama satmaya kalksan hamal parası etmeyecek bu kitapları ısrar kıyamet
çalan hırsızları insan merak ediyor doğrusu. Hasan Anamur şokta, polis hiç böyle şey görmedik diyor, bense onlarla tanışmak istiyorum...
Festivalde gösterilecek Türk filmlerinden biri 'Zincirbozan'. İzleyip 12 Eylül'le ilgili hafıza tazeleyeceğiz, ama hafıza tazelemek isteyen biri daha varmış. Duyduğuma göre sayın Kenan Evren filmin galasına katılmak istiyormuş. İyi mi!