Yoksa Radiohead mi geliyor?

"Madonna ve Red Hot Chili Peppers'dan sonra Radiohead ve Coldplay de mi Türkiye'ye gelecek?

Dekor olarak etrafa yığılmış saman balyalarından birinin üzerine oturmuş, ikram olarak sunulan organik armutlardan birini dişleyip Haliç’in durgun sularını seyrediyordum. ‘Entelköy Efeköy’e Karşı’ filminin Haliç Kongre Merkezi’ndeki galasına gitmiştim. Kalabalığın içinde gezinmekten bitap düşünce kendimi o saman balyalarından birinin üzerine attım. Uyuyup kalmışım.
Rüyamda büyük bir kalabalığın içinde, itişe kakışa konser alanına doğru ilerliyorum. İstanbul’un beş on büyük grubunu bir araya getiren festivallerinden biri, Rock’n Coke mu desem, Sonisphere mi desem, Efes One Love mı? Bilmiyorum. Rüya bu ya, afişlerin altında organizasyon firmalarının hepsinin birden adı yazıyor: Pozitif, İKSV, Unilife, BKM filan... Meğer hepsi güçbirliği yapmış ve İstanbul’a gelmeyen kalmasın diye beklenen o iki grubu arka arkaya sahneye çıkartmayı başarmış.
Konser alanına girdiğimde önümdeki kızlar Madonna konserini konuşuyor. Radikal’de okuyunca hemen birbirlerini aramışlar, inanamamışlar... Twitter’da yalanlanınca üzülmüşler ama sonra birdenbire bütün gazetelerde çıkınca pek sevinip biletlerini almışlar filan. Rüyada bile rahat durmuyor, içimden basın bülteni gitmeden konser haberi yapmayan gazetelere de vır vır Madonna’nın makyajından ve dansçıların erotik şovundan bahsedip duran kızlara da söyleniyorum...
* * *
Sahne ileride pırıl pırıl parlıyor. Işıklar önümde dalgalanan genç kafaları tarıyor. Yolum uzun, ama yara yara ilerliyorum. İlle de en önde olmalıyım. Birden kendimin de o gençlerden biri olduğunu fark ediyorum. Göbek yok, saç çok, üzerimde ağzı zikzaklardan oluşan sevimli bir ayı kafası basılı yeşil bir tişört. Beş altı kişilik bir grubuz, sekreterim Sevil elimden tutmuş beni çekiştiriyor; kalbim ağzıma doğru yükseliyor... Diğerlerini tanımıyorum, ama o siyahlar içindeki sakallı çocuk bizim Turgut Kaptan’mış; bağıra bağıra konuşup elindeki birayı üzerine döke döke içiyor.
Konser başlıyor, nasılsa sahnenin hemen önündeyiz, avaz avaz bağırıyoruz. Radiohead, ‘Heil To The Thief’ten bir şarkıyla giriyor. Tabii ki şahane depresif. Ben tam havaya girmiş, ‘Pyramid Song’ diye bağırırken “Hadi” diyorlar, “Coldplay gelmiş, bizi bekliyor.” Öylece yürüyüp, bir kapıdan pat diye kulise giriyoruz.
* * *
Chris Martin grup üyeleriyle muhabbet ediyor. Yanında Ayşe Bosse... “Allah allah bu adam Gwyneth Paltrow’la evli değil miydi?” diye düşünüyorum. Öylece biz de koltuklara yayılıyoruz, bir şeyler konuşuyoruz filan, sonra hop; yine konser alanındayız.
Thom Yorke sahnenin ucuna gelmiş, grup karanlıkta. Eskilerden ünlü bir şarkı çalıyorlar, ‘Exit Music...’ Millet mest. Bense elimde bir armut, onu yiyorum. Sahne yavaş yavaş aydınlanıyor ve bir bakıyorum arkasında köylü kıyafetleri içinde bir grup. Nejat Yavaşoğulları, Şahin Irmak, Emin Gürsoy filan... Davulu da Yüksel Aksu çalıyor. Sanki bu saçmalığı gören bir tek benim. Yardım istercesine etrafıma bakınırken lokmamı yutamıyorum, armut boğazıma takılıyor. Aksırıp tıksırarak uyanıyorum.
Ben uyurken film başlamış, fuaye bomboş, birileri saman balyalarını topluyor. Kendi kendime “Hayırdır inşallah” diyorum. Yoksa bu sezonun bomba konserlerine Madonna ve Red Hot Chili Peppers’dan sonra Radiohead ve Coldplay de mi eklenecek? Galiba öyle olacak. Hem benim rüyalarım çıkar. Bakın şimdiden söylüyorum. Coldplay’i kuliste gördüm, o belli olmaz. Ama Radiohead sahnedeydi... Kemal’e malum oldu işte, artık gerisini siz anlayın.