Adalet mi istiyoruz kıyak mı?

Futbolun aktörlerinin soracağı ilk soru şu olmalıdır: "Neden birbirimize güvenmiyoruz; neden her penaltının arkasında bir çete arıyoruz?" Bu soru sorulmadıkça, futbolda adalet aradıklarını söyleyenler, "Ona yaptığın kıyağın aynısını bana da yap" demekten başka bir şöylemiş olmuyor...

Trabzonsporlu Salih Dursun’un hakem Deniz Ateş Bitnel’e gösterdiği kırmızı kart, adaletsizliğe gösterilmiş bir kart mı? Olabilir. Peki adalet, sadece futbol söz konusu olunca mı, aranan bir kavram? Sağlıkta, eğitimde, trafikte, işte, fatura kuyruğunda ve sokakta da adalet arıyor mu, futbolda adalet arayanlar?

Sadece tribünden maç izleyenler değil, futbolcusundan hocasına, yöneticisinden gazetecisine kadar esasen ‘oyun’la ilgilenen herkes aynı zamanda bir taraftar/seyirci. Geçenlerde kaybettiğimiz İtalyan aydın Umberto Eco, futboldan nefret eder; hatta taraftarlar için “Evlerinden dışarı çıkmadıkları sürece ben ırkçı değilim” diyecek kadar ileri giderdi. Seyircinin, attığı golü çıkarması kolay değildir: “Seyirciler -çoğunluğu-, aşk yapan çiftleri izlemeye giden seks manyağı olanlar ya da öyle görünmeye çalışanlardan oluşan bir sürü gibi hareket ederler.”

FUTBOL GEVEZELİĞİ

Bir taraftarın, taraf olmamayı anlamadığını ve taraftarmışsınız gibi sizinle konuşmasından yakınan Umberto Eco, bunu ‘spor gevezeliği’ olarak isimlendirir: “Maliye bakanının yaptıklarını yargılamak yerine, antrenörün yaptıklarını tartışır; parlamentoyu eleştirmek yerine sporcuları eleştirir; filan falanın falan yabancı güçle bazı şüpheli anlaşmalar imzalayıp imzalamadığını sormak yerine, final maçının ya da önemli bir maçın sonucunun şansla mı, sportif beceriyle mi, yoksa diplomatik oyunla mı belirleneceğini sorarsınız.”

Eco’nun ‘spor gevezeliği’ bu topraklarda daha da daralır ve ‘futbol gevezeliği’ne dönüşür, hele de “Adalet istiyoruz” derken! İstenen esasen ‘adalet’ değil, ‘eşitlik’tir. Bu eşitlik de ‘herkes’ arasında değil, ‘büyükler’ arasında istenir. Adalet haksızlığı içermez ama futbolda talep edilen eşitlikte, haksızlık vardır! “Ona haksız penaltı verdin, bana da ver.” Ve ‘küçükler’in hakkını gözeten olmaz. Misal, F.Bahçe-Konyaspor veya Beşiktaş-Rize maçlarında F.Bahçe’ye haksız penaltı verilirse Konya’nın değil Beşiktaş’ın, Rize’nin penaltısı verilmezse de F.Bahçe’nin hakkı yenmiştir! Konya ve Rize’ye ise hak getire! “Futbolda adalet yok” isyanı, tüm takımları ve hayatın diğer alanlarını kapsarsa anlamlı olur.  

FUTBOL SAHASI İŞGAL ALTINDA

İthamlar ayyuka çıktı. Deniz Ateş Bitnel, G.Saray- Trabzon maçını beceriksiz olduğu için mi kötü yönetti, yoksa birtakım odakların güdümünde manipülasyon mu yaptı? Bazı yorumcular çok rahat şekilde ‘bahis çetesi’ laflarını savurdu. Peki F.Bahçe ve Beşiktaş’ın canını yakan 6222 sayılı Sporda Şiddet Yasası orada dururken, insanlar neden bu kadar rahat iddialar ortaya atabiliyor? Yönetici, gazeteci veya yorumcu, hatanın arkasında bir bit yeniği olduğunu düşünüyorsa, neden yasanın işletilmesini istemiyor? Veya ilgili makamlar niye iddia sahiplerini çağırıp bilgilerine başvurmuyor? Taraftarın zaten dipte olan güvenini sıfırlamak mı istiyorsunuz? Dört büyük kulüp, borsaya kote şirketlere sahip. Önüne gelen herhangi bir şirket için bağıra çağıra “İşlemleri şaibeli” diyebilyor mu? Ya 6222 kaldırılsın ya da konuşan, sözünü belgeye dayandırsın artık...  

SALİH KARTI KİME GÖSTERDİ?

Hiçbir öğrenci hareketinin, hiçbir kent ayaklanmasının ve hiçbir küresel protestonun ya da yapılabilecek herhangi başka hiçbir şeyin  bunların çok önemli oldukları kabul edilse de) asla gerçekleştiremeyeceği bir şey vardır. Bu şey, bir pazar günü futbol sahasını işgal etmektir.” Böyle diyen Eco’nun dokunulmaz kıldığı futbol, aksine memleketimizde işgale çok açık. ‘İşgalciler’, oyun hâlâ amatörmüş gibi yapıp naif taleplerde bulunuyor ama canları yandığında! Oyun artık ticari ve ona dair adalet, demokrasi vs her türlü talep ülkeninin bütününden azade olamaz. Futbolun aktörlerinin soracağı ilk soru şu olmalıdır: “Neden birbirimize güvenmiyoruz; neden her penaltının arkasında bir çete arıyoruz?” Bu soru sorulmadıkça, futbolda adalet aradıklarını söyleyenler, “Ona yaptığın kıyağın aynısını bana da yap” demekten başka bir şöylemiş olmuyor... Salih’in kırmızı kartı, futbol dünyasının ikiyüzlülüğü ve ‘aldatıcı hareket’lerine de gösterilmiştir..