Reza Zarrab ile Beşiktaşlı duruşu!

Zarrab'ın hukukuna duyulan saygı, camianın kendi evlatlarından esirgeniyor. Bir tribün bir locaya feda ediliyor.

Beşiktaş Kulübü, tarihi boyunca büyük zorluklar yaşadı. Küme düşmenin eşiğine geldi, beş parasızlıktan ‘Bir kibrit de sen yak’ kampanyası açtı, ‘Feda’ dedi... Bir sezon ‘sahtekârlık’, bir sezon da ‘şike’ suçlamasıyla Avrupa kupalarından men edildi.

Geçen çarşamba günü de ‘alacaklılar’, kulübün kapısına kamyonları park edip başkanın koltuğunu ve sandalyesini alıp gitmek istedi. Ve o saatlerde başkan kulübe gelmedi. Muhakkak ki başka yollardan çözüm için uğraşıyordu ama perşembe günü kameralar önünde söylediklerini kulübe gidip önce o haciz cüretinde bulunanların yüzüne söylemeliydi. Ne var ki hacizden çok başkanın Reza Zarrab ile yediği yemek camiayı sarstı.

Öncelikle Sezar’ın hakkı Sezar’a. Evet, ‘Beşiktaşlılık duruşu’nu ete kemiğe büründüren efsane başkan Süleyman Seba, Çakıcı’ların gölgesindeki kongrede başkan seçildi. Yönetimlerine aldığı bazı isimlerin defoları da büyüktü.

Objektif bir ‘Seba Tarihi’nde onun bu kusurları da not düşülecektir ki birileri düştüğü için biz bugün bunları konuşabiliyoruz.

Seba’nın Çakıcı ve benzerleriyle anılması da yanlış, Orman’ın Zarrab ile yemek yemesi de... ‘Hukuki’ olan her daim ‘adil’ olan değildir. Öyle olsa, o zaman kamyonlarla kapıya dayananlara da laf söyleyemezsiniz!

Şu çok açık ki bu kişi Beşiktaş adıyla bir imaj tazelemeye çalışıyor ve ne yazık ki buna da mahal veriliyor.

NE HATIRI NE DE PARASI

Sadece bu iki olayla değil, Beşiktaş son 10 yılda çok rencide edildi. Misal, stat inşaatı nedeniyle Beşiktaş bazı şeylere mahkum ediliyor. Her ruhsat ve her kredi, sanki tarihsel değerlerinden ve taraftarından kopmasını şart koşuyor.

Futbol sezonuna Seba’nın adı veriliyor ancak ne ezeli rakipleri ne de dünkü kulüp, stadını Beşiktaş ile paylaşmıyor. Hatırı yok, parası da işe yaramıyor!

Orman, mali ve nanevi yönden epey hırpalanmış bir kulüp devraldı. İtiraz edemeyiz. Fakat, Orman da zaten “Hesap soracağım” diye gelmedi mi? Gelinen noktada ise sadece ‘yakınma’ var. Ferrari’den hacizci firmaya kadar hepsi, Demirören bakiyesi, tamam. Ancak Orman, iş yapmaya geldiğini; hem geçmişin borcunu temizleyeceğini hem de yeni büyük borçlanmalar yapmayacağını vaat etti. Demirören’den kalan borç ikiye katlandı! Hayır, bunun en büyük sebebi stat değil. Kaldı ki bir yandan stat yapıp diğer yandan da şampiyonluğa oynamayı tercih eden de kendisi.

ZARRAB, SİLİVRİ VE ÇARŞI

Zarrab ile görüşmesini savunan Orman, herkesin korktuğu günlerde Silivri’deki askerleri de ziyaret ettiğini söylüyor.

Çünkü, “Arkadaşlarım, kongre üyelerimdi” diyor. Takdire şayan bir davranış. Peki, Çarşı davasında yargılananlar da bu camianın çocukları değil mi? Kendisini geçtim, kulüpten ‘gözlemci’ niyetine dahi bir yöneticiyi duruşmalara gönderemez miydi?

“Suçu ispatlanmamış, ceza almamış birisiyle alakalı karar alabilme yetkisine sahip değilim” diyor Orman. Doğru. Peki Çarşı davasında ‘tutuksuz’ yargılananların suçu ispatlandı mı? Ya sırf Gezi’ye katıldıkları için üyelik işlemleri dondurulanlar? Ezeli rakip taraftarlarının bile dayanışma içine girdiği Çarşı’yla yan yana gelemiyorsanız, o vakit ‘Çarşı logolu’ ürünleri de Kartal Yuvaları’na sokmayın!

Zarrab’ın hukukuna duyulan saygı, camianın kendi evlatlarından esirgeniyor. Bir tribün bir locaya feda ediliyor. Oysa 3 Temmuz depreminde Fenerbahçe’yi ayakta tutan locaları değil, sırtını dayadığı sokaklara çıkan tribünlerdi! Hâlâ bir anlamı varsa ‘Beşiktaşlı duruşu’ da bunu gerektirir...