'Tekno futbol' çağı

City, SAP ile işbirliğine girerek, 'SAP Hana' teknolojik çözümünü seçti. F.Bahçe'nin de adım attığı ama tam manasıyla kullanmadığı sistem, alt yapıdan A takıma, idmanlardan maçlara kadar oyuncuları görüntülü ve yazılı olarak kayda alıyor.

Memlekete gelen yabancı topçuların “Böyle tesisler Avrupa’da bile yok” demesi, transfer sezonunun şanındandır. Evet, tesislerimiz giderek iyileşiyor fakat “Avrupa’da bile yok” da mübalağa.

Geçen ay Manchester City’nin tesislerini gezdim: “Böyle tesisler Türkiye’de yok!”

Etihad Stadı’nın yanı sıra 7 binlik alt yapı stadı, 17 adet futbol sahası, akademisi, yatakhanesi, fitness salonları vs... Yani City, sırtını şeyhe verip hazırdan yemiyor. Bilakis, geleceğini kendi dinamikleri üzerine kuruyor. Enes Ünal’ın alınması da bunun nişanelerinden. Kuzey Amerika, Avustralya, Afrika ve Uzakdoğu’da da bir kulübü barındıran ‘City Football Group’, Barcelona’nın La Masia’sının tahtına aday.

City, SAP ile işbirliğine girerek, ‘SAP Hana’ teknolojik çözümünü seçti. F.Bahçe’nin de adım attığı ama tam manasıyla kullanmadığı sistem, alt yapıdan A takıma, idmanlardan maçlara kadar oyuncuları görüntülü ve yazılı olarak kayda alıyor. Eş zamanlı görüntülü analiz olanağı tanıyan program, esasen hem ürün satışlarında hem de statta interaktif etkileşim için veri sağlayan bir çözüm ortağı. Futbol, iş ve eğlenceyi entegre eden bir teknolojik olanak. Bu yazılım, bir futbolcunun topla kaç kez buluştuğunu, doğru koşu yapıp yapmadığın, koşu mesafesini ve taraftarın alışkanlıklarını da kulübe bir veri olarak sunuyor. Gerisi, verilerin analizini yapıp onu bilgiye dönüştürebilecek marifetli bir teknik direktör ve CEO’ya kalıyor.

CITY’NİN MONEYBALL’I

Teknoloji, oyuncuların sağlık haritasını da çıkarıyor. Misal, Arjen Robben’in kaç kez ve nerelerinden sakatlandığını tek tuşla görebildik. Program, sakatlık ihtimalini önceden belirleme iddiası da taşıyor. Kulüpler, bu tür teknolojiyi scout ekiplerinin de hizmetine sunarak, menajer hegemonyasından kurtulabilir. Youtube’dan oyuncu bakacaklarına kendi bilgi bankalarına başvurabilirler.

Mahchester’a giderken uçakta Brad Pitt’in başorülonü oyandığı Moneyball’ı izledim. City-SAP işbirliğinin amacını bundan daha iyi anlatan bir film olamaz. Daha doğrusu Moneyball, istatistiki verilerin sporda (filmde beyzbol) kullanımının başlangıç öyküsünü anlatıyor. Oakland Athletics’in menajeri Billy Beane (Brad Pitt) Yale mezunu ekonomist Peter Brand’ın (Jonah Hill) kişisel istatistik bankasıyla görünürde sorunlu ama rakamları iyi analiz edildiğinde pozisyonunun en iyi oyuncularını tespit ederek, en düşük paraya mümkün olan en iyi takımı kurar. Alaylılar, eski oyuncular, menajerler vs elbette bıyık altında güler. Başlardaki yenilgi serileri de onların ekmeğine yağ sürer. Sonuçsa, lig tarihinin en uzun galibiyet serisi rekoru... Tipik bir Hollywood mutlu sonu -Oakland Athletics şampiyon-, olmuyor ancak menajer Brand, milyon dolarlık bir teklif alır Boston Red Sox’tan. İdealist Brand, “Hayır” dese de onun sistemini benimseyen Sox, 86 yıl sonra şampiyon olur.

PLANLI DEĞİL İNSANİ HATA

FUTBOL ve teknoloji, gol çizgisi veya ‘piero’dan ibaret değil. Teknolojinin ‘haddini’ bilmesi gereken noktalar var. Endüstriyelleşse de, oyunun ana belirleyicisi insan olmalı ki onu bir numara yapan da insani hatalardan kaynaklanan tartışmalardır. Ama hataların ‘planlı’ değil de ‘insani’ olduğuna olan inancın korunması gerekiyor... Başarı için Bayern Münih ve Hoffenheim gibi aynı teknolojik yapıyı seçen City de her şeye karşın ‘insani’ olanı taca atmıyor. Akademisinin sloganı şu: ‘Önce insan, sonra futbol.’

Ve bu, lafta kalmayan bir söylem çünkü alt yapı çocuklarıyla fotoğraf çektirmek istediğimizde “Onlar henüz şöhrete hazır değil. Fotoğraf çektirmeniz etik olmaz” diyerek, uyardılar. Daha 10 yaşındayken Muhammed Demirci’nin maçlarını televizyondan izlediğimiz için yadırgadık haliyle!