ABD, AK Parti'yi uyardı mı?

Ricciardone'nin söylediğinin meali: "Biz var sizin ne yaptığınızı anlamamak." Demokrasi işin bahanesi.

Bir ABD büyükelçisinin sebebi veya içeriği ne kadar isabetli olursa olsun AK Parti hükümetini eleştirmesi kabul edilemez. Yanlış anlaşılmasın, İsveç ya da Norveç gibi insan hakları ve demokrasi konusunda sicili temiz bir ülkenin hakkıdır. Demokrasimize laf eder, en azından Müslümandır.

Ama ABD gibi dünyanın en suçlu devletlerinden biri kimseye ağzını açmasın. Bu nedenle AK Parti’nin açıklaması ve ABD Büyükelçisi’ni sınırlarını bilmeye davet etmesi doğrudur.

ABD’yle pakt bitiyor mu?

Birçok gözlemci uluslararası toplantılarda, yabancı gazeteci orada burada gördükçe soruyor: “AK Parti İslamcı özüne dönüyor ve ABD karşıtlığını mı pompalıyor?”

Böyle bir şey yok. Zaten AK Parti’nin yakın olduğu Suudi Arabistan ya da Katar gibi ülkeler ABD güdümünde, çıkarları ABD’yle ortak ülkelerdir. AK Parti’nin ABD ile ittifakı bitirmek gibi bir planı da yok.

Esas sorun ABD’nin AK Parti’nin dış politikasını anlayamamasından kaynaklanıyor. Şöyle düşünüyorlar: “İsrail’le ilişkilerini kopardılar, özür diye tutturdular. İsrail öldürmeyi bilir diyorlar ama Mavi Marmara’ya saldırmalarını beklemiyorduk diye ekliyorlar. Bu nasıl iş? Diplomatik ilişkiyi kesiyorlar, ticareti % 65 arttırıyorlar...”

Haksız sayılmazlar

ABD İran’a ambargo uyguluyor. Türkiye bu ambargoyu haklı olarak dikkate almıyor. Gaz karşılığı altın ticareti üzerinden İran’la ekonomik ilişkisini her geçen gün geliştiriyor. Diğer yandan İran Genelkurmay İkinci Başkanı “Malatya’yı vururuz” açıklaması dahi yapıyor.

Rusya’nın Ortadoğu siyasetine yaptığı en büyük yatırım olan Suriye desteğine en çok Türkiye karşı çıkıyor. Bir taraftan Suriye’yle gerilirken Rusya ilişkileri bozuluyor, diğer taraftan bütün enerji yumurtaları Rusya sepetine konuyor. Doğalgaz oradan alınıyor, nükleer santral onlara yaptırılıyor. Irak Başbakanı Maliki ABD’nin müttefiki ama İran’la yakın. Biz onunla da bozuğuz.

ABD yönetimi Erdoğan ve Davutoğlu’nun aktif ve ritmik dış siyasetinin arkasında ne olduğunu, bu hırs küpü koşuşturmanın nasıl bir mantıkla harekete geçtiğini anlamaya çalışıyor. O kadar çelişkili bir dış politikamız var ki dostu düşmanı, herkesi şaşırtıyor.

Obama randevusu

Erdoğan bir süredir Obama’dan randevu istiyor. ‘İki tarafa’ uygun tarih bulunamadığı için randevu bir türlü kesinleşmiyor. Bunun meali şudur: Obama Erdoğan’ı bekletiyor. Çünkü Erdoğan’ın Obama’nın sözleri hakkındaki sert açıklamaları ve doğrudan ABD’yi eleştirmesi ABD’de sıkıntı yaratıyor. İsrail konusunda Türkiye’nin müspet adım atmaması da cabası.

Obama’nın ikinci kere başkan seçildikten sonra çıkacağı ilk dış gezisinde İsrail’i programına alması, meselenin ne kadar mühim olduğunu gösteriyor. ABD’ye göre Türkiye bir eksen değiştirmiyor. Ortak çıkarları bir taraftan gözetirken diğer taraftan rendeleyen dengesiz ve mantıksız bir dış politikamız olduğunu düşünüyorlar.

ABD’nin Erdoğan’ı demokrasi konusunda başarılı bulmadığını söylemesi ve ABD Büyükelçisi’nin açıklaması bu eksende değerlendirilmeli. Elçi ağzına geleni söylemez. Hele binasının önünde bir bomba patlamışken. Ricciardone’nin söylediğinin meali: “Biz var sizin ne yaptığınızı anlamamak.” Demokrasi işin bahanesi.