Acıların halkı Kürtler

'Süreç başladıysa neden bu kadar KCK tutuklusu var' diye soruyorlar. Bu önemli davada neden ana akım medyadan kimsenin olmadığını.
Acıların halkı Kürtler

KCK İstanbul ana davasının 5. duruşmasının ilk günü için tam bir ceza kolonisine dönüşmüş Silivri’deyim. Adalet Bakanlığı yeni yapılan ‘ultra lüks ve konforlu’ mahkeme salonunun ilerisinde 134 dönümlük bir tarla daha almış. Oraya da cezaevi ve mahkeme kuruluyor. Memleket gelişiyor.

Yeni salonun da önü eskisi gibi kalabalık. Sanık aileleri ve yakınları dışarı yığılmış, başları camda içeriye bakıyorlar. Yanlarından zar zor geçip kendimi içeri atıyorum. Bir yaka kartı alıyorum. Giriyorum.

Duruşma salonu devasa. Diyarbakır’daki abisinden biraz küçük. Yanımdaki tutuklu yakınına “Nasıl olmuş” diye soruyorum. “Hakikaten insanın yargılanası gelir, yani o kadar süper. Stadyum gibi, tutuklular yerin altından çıkıyor, minibüsten doğru mahkemeye” diyor gülerek.

Ne mutlu Kürtçe yargıya

İçerisi bomboş. Sanıkları dürbünle görebileceğiniz mesafeye, duvarın dibine aileler tıkılmış. Basın bölümü boş. Jandarma “İstediğin yere otur abi” diyor. Oturmuyorum. Başka bir tutuklu yakınının yanına ilişiyorum: “Birkaç konuyla zaten ilgili basın var, bir de sen gelmişsin, CHP’lisin ama harbi adammışsın” diyor.

Mahkeme geç başlıyor. Avukatların bulunduğu minibüs kent merkezinden 100 km uzaktaki mahkeme salonuna yetişmek için can havliyle gelirken minibüsleri takla atıyor. Hafif çiziklerle atlattıkları kazadan sonra soluğu mahkemede alıyorlar. Hâkimler geçmiş olsun demişler. “Sağ olsunlar, çok iyiler” diye müstehzi bir edayla anıyor o anı avukat Sinan Zincir.

Duruşmada sanıkların kimlik tespiti yapılıyor. İki yıldır tutuklu insanlara isimleri, işleri, gelirleri soruluyor. Kürtçe tercüme pek bir derme çatma. Kimse şikâyet etmiyor.

“Allah razı olsun, devlet artık bizi kendi dilimizde yargılıyor” diyor Gülüm Bey. Evet, Gülüm Bayram bir erkek. Eski Kurtuluşçu. 80 sonrası 4 yıl yatmış. “O zamanın faşist savcıları bile daha iyiydi. Cuntaya rağmen, anayasa askıdayken yine de bir hukuk nosyonları vardı. Şimdi savcı beni kadın olarak yargılıyor. Uydurdukları tanıklar da beni kadın olarak birçok KCK etkinliğinde gördüklerini söylüyor. 400 sayfa ek dosya var hakkımda. Darbe sonrası bile böyle rezillik görmedik. Hepimize aynı suçlama, kes yapıştır.”

Acıların halkı Kürtler

“Barış süreci bir şey değiştirmedi mi” diye soruyorum: “Yok bir değişiklik. Cemaatçilerin işi bu. Diyarbakır’da da bu duruşmada da. Barış sürecini istemiyorlar.” “Niye istemesinler? Cemaatin ne yararı olur kavgadan, hep itidal ister onlar” diyorum. “Hayır” diyor “siyasi hareketimiz onların Kürtleri örgütlemesine izin vermiyor. Ondan bizi çözmek istiyorlar” diyor.

“AK Parti neden barış yapıyor, onlar da sizin siyasetin güçlü olmasını istemez” diyorum. “Onların başka şansı kalmadı. Kürt sorununu çözecek, yoksa hep beraber çözüleceğiz. Anladılar. Ama ben güvenmiyorum, çünkü AKP hiçbir sorunu çözmüyor çözüyormuş gibi yapıyor. Kürt, Roman, Alevi... Hepsini dillendiriyor, sonra sürüncemede bırakıyor. Kürtler artık acıların halkı olmuş. Kürt sorununu Kürt kendi çözer.”
Güzellik uzmanı Pervin Tunbul da aynı fikirde. İki dükkânını kapatıp BDP’ye katılmaya karar vermiş. AK Parti’nin Siyaset Akademisi’nin ilanlarını görmüş. O da gidip BDP’ninkine yazılmış. Oraya gitti diye almışlar. 14 Mart’ta bırakıldıktan sonra ilk kez duruşma salonunda.
Oğlu 25, kızı 27 yaşında. O da 40 gösteriyor. “Nasıl yani” diye soruyorum. “Beraber büyüdük” diyor. “Beraber siyasileştik. Ben alınmadan önce daha az politikti çocuklarım, şimdi çok siyasileştiler.” “Barış süreci nasıl gidiyor” diye soruyorum:

AK Parti güvenilir değil

“Ben AKP’ye güvenmiyorum. Demokrasiye inandıklarını düşünmüyorum. Ama önderliğimiz, yani Sayın Öcalan inandıysa ben de inanırım. Biz Kürtler onu dinleriz. Mesela açlık grevleri... Ne gösterdi? Kürt halkı önce Sayın Öcalan’ı dinler. Bunu gösterdi. “Bitirin” dedi. Bitti. Anadilde savunma geldi. Tecrit kalktı. Olmasaydı binlerce insan ölecekti. Sivil eylem çatışmasızlığın ve barış sürecinin önünü açtı.”

Tam kalkarken “CHP için bir şey söyleyebilir miyim?” diyor. Gülümseyerek gelecek muhtemel eleştiriye hazırlanıyorum: “Eşim sevdirdi bana CHP’yi. Biz ilk CHP’li olduk. Ama şimdi bakıyorum CHP’ye inanmıyorum. AKP’ye bizi itiyorlar. 111 imzacısınız. Siz de varsınız. Kılıçdaroğlu çok çok iyi bir insan aslında. Ama içindeki sesi dinlemiyor. Kendisinin olmayan sözler söylüyor.”

Bu noktada Canşah Çelik söze giriyor. O da sanık. “SHP’ye, CHP’ye oy verdik biz. Oğlumun adını biliyor musun? Bülent. O kadar yani. Kılıçdaroğlu Dersimlidir ama öyle davranamıyor. Cesareti olsun yine veririm oyumu.”

Dışarıdaki sanıkların aklı içeridekilerde. Kalp krizi geçiren ve sten takılan Sener Şahin’i, görme yetisini yitiren Sevim Er’i ve her gün torunlarını düşünen, düşündükçe tansiyonu fırlayan, kalp hastası nine Ülker Özadikti’ye üzülüyorlar.

Bir de ‘Âkil İnsanlar’ın yanlı olduğunu, barış sürecine daha çok zaman olduğunu anlatıyorlar. “Süreç başladıysa neden bu kadar KCK tutuklusu var” diye soruyorlar. Bir de bu kadar önemli davada neden ana akım medyadan kimsenin orada olmadığını...