AK Parti AB üyeliğinden neden vazgeçti?

AK Parti'nin AB sürecinden vazgeçmesinin asıl sebebi, ordunun uzaklaştırıldığı sivil siyasette tam bir hegemonya kurduğuna inanması.

AK Parti uzunca bir süre AB havucunu ordu sopasının karşısına koydu. Askeri vesayeti geriletmek için AB’ye ihtiyaç duyuyordu. Türkiye’nin Batılılaşma serüveninin üzerine rahatlıkla yerleşen bu politika AK Parti’nin İslamcı bagajına karşı endişelenenleri rahatlatıyordu.

Son üç yıl içerisinde darbe planlasın planlamasın, aklından geçirsin geçirmesin kaşının üstünde gözü olan asker tutuklandı. Darbeci General Kenan Evren’in mahkemeye bile getirilemediği bir dönemde Genelkurmay Başkanı terör örgütü yöneticisi olarak içeri atıldı.
Orduda tasfiye operasyonuyla darbe fikrine bulaşanların yargılanması torba yasalar gibi torba mahkemelerde görüldü. AK Parti’yi normalde desteklemeyecek çevrelerin son desteği referandum zamanında alındı ve harcandı. Ordunun sopası elinden alındı. AB havucu da yendi.

 Neden AB?

 AK Parti için AB süreci stratejik bir hamleydi. Ordunun siyasetten uzaklaştığına karar verdiği an AK Parti zaten yavaşlattığı AB sürecini geriye sarmaya başladı.

 Katılım Ortaklığı Belgesi’nin içeriği belli, Kopenhag Kriterleri de esnetilebilecek kriterler değil. 2011 yılı Avrupa Parlamentosu Türkiye raporundaki ciddi eleştirilere karşı Erdoğan “Onlar rapor hazırlamakla görevli, biz de bildiğimizi okumakla görevliyiz” demişti.

 2012 İlerleme Raporu, insan hakları ihlalleri, ifade özgürlüğü ve demokratikleşme konusunda daha da ciddileşen bir tonla Türkiye’yi eleştirdi. Bu eleştirilere karşı hükümet tavrını daha da sertleştirdi, “Onlar rapor yazar da biz yazamaz mıyız!” diye özetlenebilecek bir ‘karşı İlerleme Raporu’ yazıldı. Diplomatik çevrelerde şaşkınlık ve bir parça masum alayla karşılanan bu rapor, ipleri kopma noktasına getirdi.

 Ve 2013...

 Gezi eylemleri tahammül bardağını taşıran son damla oldu. Avrupa ve ABD’de güven bunalımı yaşayan hükümet, Gezi Parkı’na askeri vesayeti bitirdiğini ilan ettiği günlerde kışla dikmeye karar verdi. Sonra da Başbakan “Bu tabii kışla olmayacak. AVM, belki rezidans olarak hizmet görecek” dedi.

Sonucu biliyorsunuz. 1980 sonrasının en kitlesel eylemleri memleketi sardı. AK Parti geri adımlar atmak zorunda kalsa dahi halkın yükselen otoriterliğe karşı tepkisini engelleyemedi. Kışla inşaatına karşı çıkan insanların önüne jandarma TOMA’larını dikmesi son ileri demokrasi iddiasını da bitirdi.

Şimdi anlıyoruz ki AK Parti AB sürecine hiç inanmamış. Orduyu kışlaya göndermek için kurduğu koalisyon için AB stratejik bir adımmış. Aslında kötü de yapmamış. Şimdi cumhuriyet tarihinde ilk kez, polis şiddetini bir tarafa koyarsak, sivil siyaset bizi yönlendiriyor. Demokratikleşme yolunda belki de final sınavındayız.

Neden?

AK Parti’nin AB sürecinden vazgeçmesinin asıl sebebi, ordunun uzaklaştırıldığı sivil siyasette tam bir hegemonya kurduğuna inanması. Orduyu dengelemek için artık harici bir aktöre ihtiyaç duymuyor. Ancak demokrasi, iktidardaki fikirlerin icrası için değil, iktidar olamayanların umutları için vardır. Yurtta ve dünyada gün geçtikçe yalnızlaşan AK Parti, ulusalcıların dahi AB demokrasisi standartlarına sarıldığı yeni Türkiye siyasetinde pusulasız kalmış kaptan gibi. Ortak hikâyemizi ikame edecek bir hikâyesi de yok. Gündem yaratma yetisini yitirmiş durumda.

Bundan sonra ne olacak? Bir sonraki yazıda...