AK Parti, olimpiyatı neden alamadı?

Umarız 2024 diyelim. Güçlü bir demokrasi, pragmatik ve başarılı bir diplomasi ve elbette ehliyeti olan insanların hazırladığı bir kampanyayla.

Olimpiyat, İstanbul’a yakışırdı. Hükümetin önemli bir çaba ve istekle adaylık sürecine asıldığı da aşikâr. Ana muhalefet partisinin verdiği destek ortada. Mesela Madrid için durum öyle değildi. Ülkede azımsanmayacak bir kitle Madrid 2020’ye karşıydı. İspanyol delegasyonunun arkasında ülkenin tamamı yoktu. Ne oldu da olmadı?

103 kişilik bir komite oylamayla karar verecekti. Başkan, Türk (1), Japon (1) ve İspanyol (3) üyelerin oy kullanması yasaktı. İlk turda 97 oy kullanıldı. Aslında sonuç belli oldu. İstanbul ve Madrid 26 oy aldılar. Konu kapandı. İlk turun ikincileri arasında bir oylama daha yapıldı ve aslında ikinci belirlendi. İstanbul, Madrid’den 4 oy fazla aldı.

Son turda Tokyo 42’nin üzerine 18 oy daha ekledi ve açık ara olimpiyatı aldı. 96 oydan yalnızca 36’sını alabilmemizi ciddi olarak düşünmeliyiz. Bence sorun doping ve şike yüzünden sallanan spor sistemimiz değildi. Lance Armstrong gibi bir efsaneye dahi sirayet eden doping küresel bir sorun. Komiteyi ikna edemememizin üç temel nedeni var:

1. Kampanya
AK Parti uzun süredir ehliyet yerine liyakat prensibiyle çalışma ekipleri kuruyor. Türkiye’nin küresel olarak en önemli uluslararası organizasyonunun tanıtımı için çekilen filmler bunun en güzel örneği. Bir deterjan satmak için bile reklamcılar kılı kırk yararken koskoca olimpiyatı almak için çekilenlere insan üzülüyor.
Rhianna’ya çekilmiş İstanbul temalı ‘Shine Brignt Like A Diamond’ klibinin bir olimpiyat tanıtım videosu olduğunu önceden gösterseniz kimse tahmin edemezdi. Tokyo’nun filmi ise spor heyecan ve aşkı çevresinde tutkuyla kenetlenmiş Japonların yaşadığı, harika tesisleri olan bir dinamik kent anlatıyordu.
Yapılan uzun film ise evlere şenlik, neredeyse negatif kampanya virali gibiydi. ‘Bridge Together’ın ne demek olduğu anlaşılamadı. Hele orta 1  İngilizcesiyle anlatılanlar... ‘This Games’ (yanlış okumuyorsunuz) lafı videoya tüyü dikmişti. Defalarca tekrar edilerek...

2. Geri demokrasi
Gezi’nin etkisini uzun uzun anlatmaya gerek yok. Gezi’yi bırakın 7 Eylül’de milletçe oturmuş saat 23.00’ü beklerken ben Taksim’de Galatasaray’ı gören bir kafedeydim. Duvarda kocaman olimpiyat canlı yayını. Aşağıda 100 polis 200 genci kovalıyor. Statlarda siyasi slogan yasaklayan bir ülkenin, her sorunda gaza, plastik mermiye savrulan bir demokrasinin olimpiyat alması muzice olurdu. İstanbul’un en önemli parkını yıkıp AVM yapacağım diyen bir hükümete hayır diyen yüz binlerden 8000 kişinin yaralandığı ve 5 kişinin öldürüldüğü bir süreçten sonra ‘insanlığı buluşturan tek küresel etkinliği’ almak zaten çok zordu.

3. Bölgesel yalnızlık
Beraber köprüleyelim, briç oynayalım ya da her ne anlama geliyorsa malum sloganla yapılan kampanyanın en ironik yanı, dış politikamızda üst üste aldığımız yenilgiler ve yaptığımız hatalar sonucu iyice yalnızlaşmamız, kimseyi bir araya getiremememiz.
Zaten 60’a 36 kaybetmek de bundan. Aksi halde 50’ye 46 gibi bir sonuçla karşılaşmak işten bile değildi. Hele hele Tokyo’nun 5 katı büyük bir reel bütçe ayıracağımızı taahhüt etmemize rağmen.
Umarız 2024 diyelim. Güçlü bir demokrasi, pragmatik ve başarılı bir diplomasi ve elbette ehliyeti olan insanların hazırladığı bir kampanyayla.