Avrupa'da yeni bir şeyler oluyor

Türkiye'nin AB için artık çok daha fazla çalışması gerekiyor. AK Parti açıkça söyleyemese de AB'ye karşı.

Geçen hafta Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri vardı. Fransa’da Marine Le Pen’in lideri olduğu Milli Cephe Partisi ipi göğüsledi. Yahudi, Müslüman, göçmen ve AB karşıtı Le Pen AP’de grup kurabilecek kadar güçlendi.

İlk iş olarak hükümete acil olarak atmasını istediği üç adım sundu. Fransa’nın AB’den ayrılmasını isteyen Le Pen’in Fransa’nın Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini veto edeceğini deklare etmesiydi. “AB’ye karşıyım, Türkiye’nin girmesine daha çok karşıyım” garipliği.

İngiltere’de İşçi Partisi ve muhafazakârların yarım yüzyıllık dansı bitmek üzere. Nigel Farage’ın Bağımsızlık Partisi seçimi aldı. İngiltere’nin AB’den ayrılmasını savunan, AB’nin ölü doğmuş bir bebek olduğunu düşünecek kadar AB karşıtı olan bu parti de bir içe kapanma öyküsü yazıyor.

Üstelik Avrupa’nın en açık toplumlarından İngiltere’de yabancı ve Müslüman karşıtı hissiyat artarken bunlar oluyor. Geçen hafta yayımlanan Britanya Sosyal Değerler Araştırması’nın verilerine göre İngiltere bir taraftan eşcinsel evliliklerini daha doğal bulan, boşanmaları dünyanın sonu sanmayan, kadın-erkek eşitliğinde daha ileri bir pozisyona yaklaşan bir ülke.

Madalyonun diğer yüzü ise garip. Bu tolerans lideri toplum mesele Müslümanlara ve yabancılara gelince daha kötüye gidiyor. Araştırmaya göre ırk ve din bazlı önyargılarının arttığını söyleyenler yükselişte.

Avrupa’nın başka yerlerinde de seçimler ilginç sonuçlar doğurdu. İspanya’da ilk kez sağ ve solun yanında sosyal demokratları hakiki sol saymayan ve daha kurulalı 3.5 ay olan Podemos yani Yapabiliriz Partisi belirdi. At kuyruğu saçlı, daha 35’inde bir siyasetbilimci olan Pablo İglesias’ın partisi taban örgütlenmesine dayanan ve kurumsal merkez siyasete savaş açan bir hareket. Kimse 3. parti olmasını beklemiyordu.

Yunanistan’da sosyalist Syriza’nın başarısı ise bekleniyordu. Merkez sağ ve solu yok eden, komşunun ÖDP'si diyebileceğimiz bu parti de parlamentodaki ezberleri bozacak nitelikte.

Bu sonuçlar, Avrupa siyasetinde artık her şey değişti anlamına gelmiyor. Parlamentonun ezici çoğunluğu hâlâ merkez sağ ve solun elinde. En büyük grubu Hıristiyan Demokrat Parti koalisyonu kuracak.

Dahası %46’lık bir oy kullanma oranına göre şekillenen bu seçim, tepki oylarının daha fazla görünür olmasına neden oluyor. Parlamento, Avrupalılar tarafından hâlâ tanınmıyor. Avrupa bakanlar kurulu gibi bir üst yürütme erki olmadığı için birçok Avrupalı bu parlamentonun ne işe yaradığını bilmiyor ya da önemsemiyor.

Ancak parlamento çok önemli. Ortak politikalar burada şekilleniyor. Çevre politikasından tutun enerji politikasına kadar Avrupa’nın bütün lobicileri parlamenterlerin peşinde. Bu nedenle genel Avrupa siyasetine etkisi çok büyük.

Bu durum Türkiye açısından ciddi bir zorluğa tekabül ediyor. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmek için artık çok daha fazla çalışması gerekiyor. AK Parti, açıkça söyleyemese de AB’ye karşı. Yakın zamanda bunu daha rahat dillendirmesini sağlayan saçma sapan sağ AB açıklamaları göreceğiz. Bu da AK Parti’nin daha rahat bir anti-AB pozisyon almasına neden olacak.

AB’nin temellerini ciddi olarak sorgulayacak bir Avrupa Parlamentosu ortaya çıktı bu günlerde. AB-Türkiye arasındaki köprünün iyice zayıflayacağını öngörmek zor değil. Türkiye’de demokratikleşme açısından bir kötü haber...