Başörtüsü olmadı, haneye tecavüz verelim

Başbakan'ın amacı, elinde kocaman bir silgi, çılgınlar gibi kırmızı çizgileri silerek, yeni çizgilere toplumu alıştırmak. Ama olmuyor.

Normal bir ülkede istifalar patlardı. Daha önce 18 yaşından büyüklerin içki alıp satmasına kısmi yasak getiren Erdoğan bu sefer 18 yaşından büyük insanların kiminle, hangi evde nasıl yaşayacağına karışmayı planlıyor. Ahlak zabıtaları düşleyip, hayalindeki kapalı, bulutlu Türkiye’nin ılık, kokuşmuş ve boğucu havasını koklatıyor.

Özel hayatın en mahrem yerine, evimizin içine kadar devleti sokmak kadar faşizan bir düş, bir başbakanı normalde istifa gerçeğiyle burun buruna getirir. Zaten bunu anlayan Bülent Arınç ya da Yalçın Akdoğan gibileri gelen tehlikeyi fark ederek durumu kurtarmaya çalıştı.
“Demedi, vallaha başka bir şey kastetti, ‘Hizmet’in malum gazetesi asparagas haberler tevdi etti” dendi. Ertesi gün beyefendi, “Yok değil, vallaha dedim, talimatı da verdim” dedi ve mesele çözüldü.

Böyle bir yalanlama yalanlaması görülmemişti. Kendine saygılı biri sözcü olsun, bakan olsun, danışman olsun hemen istifa eder. Olmuyor. Gelmiyor. Ya Rabbim şükür, ne rahmetli yağmurlar yağdırıyor.

İleri cereyan iklimi
Erdoğan’ın yerel seçimden önce bir muhteşem gerilime ihtiyacı var. Faşizan siyaset, (dikkat edin, aşağılamıyorum, siyaset bilimsel bir kavram kullanıyorum) böyle gerilimlerle ayakta durur.

Başbakan’ın amacı; elinde kocaman bir silgi, çılgınlar gibi kırmızı çizgileri silerek, yeni çizgilere toplumu alıştırmak. Ama olmuyor. Her daldığı yerde kırmızı mürekkep bütün sath-ı vatana yayılıyor.

BDP, CHP, MHP “Tüzüğü değiştirelim” diyor. Başbakan oldubittiyle hacıları kullanarak, başörtüsü golleri atmaya çalışıyor. Ofsayta düşüyor. İstiyor ki CHP, topun zaten girdiği kalenin önüne golden sonra Birgül Ayman Güler barajları diksin.

Olmuyor. Ofsayta düşüyor. Gol sayılmıyor. O da kendini milletin evinin içinde buluyor. Yeni bir yer değil aslında. Yatak odasına doğru “üç, üç, üç!” diye bağıran, jinekolojik müdahalelerin nasıl olması gerektiğini söyleyen, havuzlara kaç yaşında kızların kaç yaşında erkeklerle birlikte girebileceğine kadar giren bir Başbakanımız var.

Asıl mesele ne?
Reşit insanların nerede kimle kalacağını vilayet velayetine bağlamaya çalışma ne işe yarıyor? Aslında mesele çocuklarımızı korumak, iyi büyütmek değil. Çocukları büyürken onlara yeteri kadar zaman ayırmadığını defalarca itiraf eden Başbakan’dan anne-babaların anne-babalık öğrenmeye ihtiyacı yok.

Esas mesele başka. Gerilmeyen toplum Erdoğan’ın aşırılıklarının ne kadar anormal olduğunu görür. Otoritaryen siyasetçiler peşinde oldukları anormallikleri ancak gerilimin içinde satabilirler.

Erdoğan’ın iki haftada bir nur topu gibi gergin bir Türkiye üretmesinin esas nedeni budur. Başörtüsüyle yapılamayanı, haneye tecavüzle başarmak, gergin toplumu gaza, suya boğarken, artık fikirle değil itkiyle yönetilen memlekette, kendine biçtiği ‘Tam İslami Türkiye’ hayalini gerçekleştirmeden ölmemek.

Mesele budur. Otoriter İslamcılığın siyasi dinamosu gerilim siyasetini zirve yapıp, tek başına iktidar oldukça, “Benim %50’im” diyerek, ekmeğin diğer yarısını hakir görmektir.

Zaten böyle böyle toplumlar her iki tarafının da ekmek kadar temiz bütünlüğünü korurlar. “Yok sana bir daha böyle güç” derler. Erdoğan’ın kendini soktuğu yol budur. 143 gün sonra İstanbul’u kaybettiğinde belki bir şeyler değişir. Yoksa sonrası tufan...

Şu usta lafına n’oldu sahi?