Bırakınız bölsünler, bırakınız geçsinler

Zaten son 20 yıldır İstanbul'da hep sağ kazanmıyor mu? Belki bir kere daha kazanırlar, biz de birbirimizi nasıl suçlayacağımıza karar veririz.

Her seçim öncesi bazıları “Bu seçim çok önemli” diyerek ‘özel ilgi ve özveri’ ısmarlar. Ancak bu seçim onlardan biri değil. AK Parti’nin İstanbul’da yorulduğu, Başbakan’ın gerginliğe rağmen Kadir Topbaş’tan başka aday gösteremeyeceği, Mustafa Sarıgül’ün yarışa Topbaş’la başa baş gireceği bir seçim olacak. 

Daha öncekilerden farklı. Çünkü Gezi eylemlerinin arkasından gelen, İstanbulluların büyük bir ilgi ve dikkatle çalışacağı bir seçim olacak. CHP açısından durum ilginç. Parti tabanı Gezi sürecinin tamamen içindeydi. Hele Kadıköy mitingini iptal edip on binlerle Taksim’e çıkan CHP’liler için ilk önemli imtihanları bu seçim olacak. Daha önce arabaları eski, adayları yeniydi. Şimdi İstanbul il örgütü arabayı yeniledi, şoförü cevval, hazırlığı tam. Bahaneleri yok.

Konu ne?
Seçim iki aday ve iki parti arasında geçecek. Üçüncü olasılık yok ve önümüzdeki 5 ay içinde olmayacak.
Sırrı Süreyya Önder’in adaylığı da BDP’nin karar vereceği bir konu. Sırrı Süreyya’nın çekilmesini arz eden de yok. Bu öncelikle benim de oy verdiğim BDP’ye saygısızlık olur.
Peki, konu ne? Aslında çok açık. AK Parti’nin kaybedebileceğini görmesi Türkiye siyaseti için bir zaruret. Zaten BDP’nin adayının kim olacağından bağımsız bir şekilde bu dersi alacaklarını düşünüyorum.
Ve eğer Ahmet Hakan’ın dediği gibi Sırrı Süreyya ya da başka BDP’liler “İstanbul’da Sarıgül/CHP yerine AK Parti/Topbaş kazansın, daha iyi” diyorlarsa zaten konuşulacak bir şey kalmamış demektir.

O zaman ne demeli?
Malumu ilana gerek var: Kimse kimseye onun lehine çekil, bunun lehine şunu yap diyemez, dememeli. Bunun adı siyasi iradeye ipotek koyulmaya çalışılmasıdır. En azından saygısızlıktır. Oyları bölmeyin diyen de yok. BDP, DSP gibi merkez sosyal demokrat bir parti değil.  Ancak siyasi her adımın siyasi sonuçları var. BDP, CHP ve AK Parti’nin oylarını bölmez. BDP’nin kendi siyasi çıkarlarına hangi adım uyuyorsa onun peşinden gitmesi zaten siyasi tabanına karşı bir sorumluluktur.

CHP’nin ve AK Parti’nin çıkarlarından bağımsız olarak baktığımızda BDP’nin uzun vadeli çıkarlarının, kazanacağı mücadeleyi seçmek üzerine kurulduğunu görürüz. Bu da Batı’da belediye kazanmaktan ziyade tüm ülkede demokratik barışın tesisini odak haline getirir. CHP’lilerin peşine düştüğü Uludere’nin açığa çıkarılması, CHP Anayasa Komisyonu Sözcüsü Atilla Kart’ın defalarca yazdığı gibi anayasal yurttaşlığın benimsenmesi, CHP Genel Merkezi’ne asılan demokratikleşme programının hayata geçirilmesidir ki BDP’liler bunların çoğunu zaten benimsiyor.

BDP’nin uzun vadeli çıkarı, demokratik barışı sosyal demokrasinin güçlendiği bir Türkiye’de kurmaktır. Demokratik barış, sosyal demokratik bir barıştır, BDP programı da bunu öngörür. CHP düşmanlığı ise “Kuş beyinli bunlar, CHP’liler de beni istiyor zaten” söylemlerinde olduğu gibi barışa değil, karşılıklı husumete çanak tutar. Bundan nemalanacak siyasetler de Ulusalcılık ve AK Parti İslamcılığından başka bir şey değildir.

Uzun lafın kısası, elbette “Bırakınız bölsünler, bırakınız geçsinler”. Geriye kalan bütün sağlar bizimdir. Zaten son 20 yıldır İstanbul’da hep sağ kazanmıyor mu? Belki bir kere daha kazanırlar, biz de birbirimizi nasıl suçlayacağımıza karar veririz.

Gerçi bir ihtimal daha var...