CHP iftarı ve yeryüzü iftarı

Gezi'nin en önemli kazanımı parkın geri alınması değildi. Toplumun askeri, dini ya da sivil vesayetin dışında da siyaset olabileceğini kanıtlamasıydı.

Cuma günü CHP İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in verdiği ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun hazır bulunduğu iftara katıldım. İhsan Özkes sosyal demokrat çevrelerde çok hak ettiği halde az tanınan biri.

İmam hatip mezunudur. İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nü birincilikle bitirmiş. Yıllarca müftülük, imamlık ve hatiplik yapmış. İki sene Mısır’da yaşamış. Sonra hadis üzerine yüksek lisans yapmış. İstanbul merkez vaizliği, Üsküdar ve Beyoğlu müftülüğü yapmış. CHP Parti Meclisi üyesi.


İftarda Diyanet çevreleri ve seçilmiş gazeteciler vardı. Genelde İstanbul İl Örgütü’nün düzenlediği ve Kılıçdaroğlu’nun katıldığı toplantılar hıncahınç dolu olur. Bu öyle değildi.


Masanın neredeyse yarısı boş kaldı. Dahası, Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir yanının tamamen boş kalmasıydı ki anlaşılmaz bir şey. Zaman geçtikçe de masa dolmadı. Sonunda beşte ikisi boş bir sofrada eller hurmaya, suya gitti. Yine de CHP için önemli bir adım. Tebrik etmek gerek. Kılıçdaroğlu’nun ramazana dair söyledikleri, doğrudan siyasete girmemesi ve birleştirici söylemi isabetliydi.

Yeryüzü iftarı
Ancak bundan bir hafta önce katıldığım ‘Yeryüzü İftarı’ bambaşkaydı. Galatasaray’dan Taksim Meydanı’na uzanan yer sofraları hıncahınç doluydu.

Birçok insan bu iftarı aşağıladı. “İftarımız bölündü” diyenler, samimiyetsizlikle suçlayanlar, oruç bile tutmayanların iftarı diye atarlananlar...
AK Parti ulusalcılığının yavaşça hortlamasını izledik. Hem de kendini özgürlükçü sananların ağzından. Tamamı ateist olsa ne olur? Önemli olan İslami ritüellerin ilk kez herkesin sosyal evrenine girmesi.
Bu entelektüel çevreleri en çok bu rahatsız etti. Bildik düşmanını yitirenler gibi aşağıladılar bu iftarı. Sorsanız, Anıtkabir’e Ata’ya şikâyete gitmelerini isterlerdi insanların.


Oysa ‘ayyaş’ yakıştırmalarına rağmen Türkiye’nin tek ortak hikâyesinin kahramanını aşağılamaya rağmen, insanlar soluğu kabirlerde, laik anıtlarda değil iftarlarda almıştı.


Üzüm üzüme
Bana göre Gezi eylemlerinin en önemli kazanımı Gezi Parkı’nın geri alınması değil. Türkiye toplumunun sembol siyasetinden sıyrılıp askeri, dini ya da sivil vesayetin dışında da siyaset olabileceğini kanıtlamasıydı.


Gezi’den sonra askeri darbelerin bittiğini söyleyebildim. Bir darbe teşebbüsü olsa önce Gezi’dekiler direnirdi. Gezi’den sonra AK Parti tarzı sekter bölücülüğün artık işlemeyeceğini gördüm. İnsanlar barışıyordu. “Camiye ayakkabıyla girdiler”, “Başörtülü kadınları tartakladılar”, “5 can gitti” diyene “Ama kaç cam kırıldı” demeler... Asli muhalefetle karşılaşmadıkları için ve ilk kez gerçekten haksız olduklarından fikren bu kadar dağıldılar.


Ve bunu en güzel resmeden ‘Yeryüzü İftarı’ oldu. AK Partili bir İslamcının, o iftarı durduran TOMA’nın fotoğrafını İsrail TOMA’sı zannederek tweet’lemesi meseleyi özetledi.


Memleketi Kuzey Kore maketine döndüren Cumhuriyet Mitingleri’nin üzerinden daha 6 yıl geçti. AK Partililerin ‘Avrupa Birliği Yılı’ olarak ilan ettikleri zamanların, açılımlarıyla ‘İleri Demokrasi’ sözü verdikleri günlerin sonunda geldiğimiz nokta: Atatürk’e dil uzatıldığı halde Anıtkabir’e koşmak yerine iftara oturan bazı Atatürkçülere karşı AB’den vazgeçtiğini itiraf edemeyen bazı İslamcıların “Ama kaç cam kırdılar”, “Camiye de ayakkabıyla girdiler” hezeyanları...


Üzüm üzüme baka baka kararmıyor, bazıları maalesef bostancı peşinde koşuyor.