Ertuğrul Günay'la son röportaj: Hâlâ sosyal demokratım

Önceki gün, hâlâ bakanken Ertuğrul Günay'la Lütfi Kırdar'ın bir odasında bir dönem genel sekreteri olduğu CHP ve 'değişmek' üzerine konuştuk.
Ertuğrul Günay'la son röportaj: Hâlâ sosyal demokratım

CHP’li Birgül Ayman Güler’in memleketi karıştıran ırkçı lafları ettiği sırada Lütfi Kırdar’ın bir odasında Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’la buluşuyor, uzun uzun CHP’yi konuşuyoruz. Bakan olarak verdiği son röportaj...
Günay, CHP milletvekilliği, parti yöneticiliği, parti genel sekreterliği yapmış, gençliğinden beri sosyal demokratların liderlerinden biri olmuş. 1980 sonrası yeniden açılan CHP’nin genel sekreteri. 1994 yerel seçimlerinde İstanbul belediye başkanı olmak için RP’nin adayı Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısına CHP adayı olarak çıkıyor.
CHP’den ihraç edildikten sonra şimdi CHP İstanbul İl Başkanı olan Oğuz Kaan Salıcı’nın da içinde olduğu 10 Aralık Hareketi’nde yeni bir sosyal demokrat zemin kurmak için uğraşıyor. Daha sonra Mehmet Bekâroğlu’yla birlikte İslam ve sosyal demokrasi arasında bir sentez kurmaya çalışıyor. 


‘Solcuyum tabii’ 
Bu sürecin sonunda da Tayyip Erdoğan’ın kurduğu yeni parti çalışmalarında kendi prensiplerini uygulayabileceğini düşünüp daveti kabul etmiş. “Hâlâ sosyal demokrat mısınız” diye soruyorum. Açık yüreklilikle “Evet!” diyor.
Daha 25 yaşında CHP’nin 50. yılı münasebetiyle açılan makale yarışmasını ‘Devletin partisinden halkın partisine’ başlıklı yazısıyla kazanmış bir vizyoner. O zaman Ecevit’in yaptıklarını hâlâ sahipleniyor. 25 yaşındaki tespitlerinin CHP için hâlâ geçerli olduğunu düşünüyor: “CHP devlet kurmuş bir parti. Bu parti eğer halk kitlesiyle buluşur, şu elitist dilini bırakır, Ecevit’in o zamanlar yapmaya çalıştığı gibi halkın diliyle, halkın inançlarıyla, halkın kültürüyle yola devam eder, ekonomiyi, adaleti gündeme getirirse bir halk hareketi olarak sürer, yoksa aslına geri dönerse tarihin derinliklerine döner, kaybolur gider.”
Bu fikirleri anlattığı makalesini okuyan Ecevit’in elinden birincilik ödülünü aldıktan sonra CHP içinde hızlı yükselişi başlıyor. Ta ki ihraç edilene kadar. 10 Aralık hâreketi gibi sosyal demokrat ve popüler siyasi hamlelerin CHP ve DSP’de mevki ve vekillik için terk edilmesinden sonra CHP’nin toparlanmasının mümkün olmadığına kanaat getiriyor.

 

'Ben değişmedim, CHP değişemedi!' 
Günay’a göre “Kendisi değil, CHP değişmemiş.” CHP halktan uzaklaştıkça marjinalleşmiş, popüler siyasetten kopmuş ve temsil ettiği cumhuriyet elitinin partisi olmuş. Kültür Bakanı olarak çoğulcu bir kültür politikası güttüğünü, klasik müzikle Türk halk müziğini birleştirebildiğini, halkın kültürünü baştacı ettiğini, bu arada da evrensel sanat dallarında da başarılı bir Türkiye ortaya çıkabildiğini anlatıyor: “Benim beş vakit namaz kılan anneannem, benimle birlikte Aybar’a oy veriyordu Ordu’da. Halka onun diliyle gittiğin zaman, inançlarına da saygı gösterdiğin zaman anlıyor sizi...” 1970’ler dışında CHP’de bunun yapılamadığını düşünüyor.
Daha 1992’de başörtüsü yasağına karşı çıkan bir solcu, halkın ne giydiğiyle, ne dinlediğiyle değil, ne istediğiyle ilgilenen bir sosyal demokrat partinin gerçekten halkçı bir parti olduğuna inanan biri. Kendini sosyal demokrat olarak gördüğü halde, kendini soldan uzakta buluyor. Uğur Mumcu’nun öldürülmesinin bir milat olduğunu, Türkiye’nin eski kamplara sürüklendiğini ve sosyal demokrasinin de Ecevit’ten önceki kolaycı, devletçi, elitist CHP çizgisine döndüğünü düşünüyor.
Bu sürecin sonunda Yeni İnsan dergisinde bir yazı daha yazıyor. ‘CHP’nin neden değişemediğini’ o zaman anlıyor: “Bir devlet partisinden bir halk partisi çıkacağına inanmak bizim en büyük hatamızdı. Bunu yazdığım zaman daha AK Partili değildim. Ben çok uzun zaman, CHP’yle aram açıldıktan sonra partisiz kaldım. Parti üyeliğim olmadı. İstifa ederek AK Parti’ye katılmadım. AK Parti’ye katıldığımda hiçbir partinin üyesi değildim. CHP’den istifa etmiştim, sonra ihraç edilmiştim. ANAP gibi daha önce mücadele ettiğim siyasi partilerden teklifler aldım. Kabul etmedim. AK Parti yeni bir siyasi partiydi. Muhtıra sürecinde ayakta dik durdu. Erbakan gibi, Demirel gibi çantayı alıp kaçmadı. Katıldım. Katıldığım gün şunu söyledim. Grup konuşmamda vardır. “Şimdiye kadar inandığım ve savunduğum ne varsa aynı inanç ve kararlılıkla savunmaya devam ederek Ak Parti saflarına katılıyorum” dedim. 

CHP değişmez, yenilenemez 
CHP’de şu anda yenileşmek ve daha da kitleselleşmek için çalışan siyasetçiler var. Benzer eleştirileri onlar da zamanında yaptılar. Yeni bir açılım sürecine girdiler diyorum ve soruyorum: “CHP değişebilir mi sizce?”
“Zor geliyor bana. Bir devlet partisinden halk partisi çıkarmak çok zor oluyor. Aslında halkçı hareketin kökeni de CHP’de değildir. Demokrat Parti’dedir. İyi niyetle yola çıkmış bir 25 yıllık tek parti iktidarının yarattığı bir tortulaşma var. Demokrat Parti ezilen kitlelerin partisi. Başında üç beş tane toprak ağası olabilir. Kitleler bir yeni umut olarak Demokrat Parti’ye geldiler. Mehmet Ali Aybar bile 1946 Demokrat Parti Bursa adayıdır. Halkçılaşma hareketinin kökeni Demokrat Parti’den geliyor. Daha sonra CHP’de bir ‘halkçılaşma’ parantezi açıldı, ama olmadı. Ecevit’i ziyarete gittim. 1985’te. O zaman DSP’yi kurmasını CHP geleneğinden kendisini uzaklaştırma gayreti olarak gördüğümü söyledim. Dedi ki, “Evet, CHP’nin refleksleri devletçi”. CHP’yle bütün kitleye ulaşma imkânı yok. Bir halkçı hareketin, bir sol, bir sosyal demokrat hareketin bakması gereken, hız alması gereken yer devlet değil millettir. Şu anda o çemberi kırmaya çalışan arkadaşlar var, görüyorum. Zor işleri.”
“CHP’de sizin gibi inançlara saygılı sosyal demokratlar çok. Yeni bir CHP kurmaya çalışıyorlar. Onlar neden başarılı olamazlar? Olabilirler mi?” diye soruyorum.
“Cesaretli olmaları lazım. CHP’nin nerden baksanız yüzde 20’nin üzerinde hazır bir kitlesi olduğu için, insanlar bunun kolaycılığına teslim oluyor galiba. Zoru başarmak lazım. Yeni kuşaktan Oğuz Kaan Salıcı’nın bir iki konuşmasını dinledim mesela. Önem verdim. Üslubunu beğendim. En azından rakibine, karşıtına çok farklı bir dil kullandı. Fakat orada bir talihsiz şey söyledi. Biliyorsunuz. CHP geleneği işte, bir yerde o refleks oluyor” diyor.
Sonra mikrofonlar, kameralar kapanıyor. En güzel şeyler mikrofonsuz ortamda söylenir. Son sohbetin İdris Küçükömer hakkında olduğunu söyleyim, konuyu kapatayım. Ertuğrul Günay beni ikna edemediğini biliyor, gülerek bir iki şaka patlatıyor ve gidiyor. Haklı olup olmadığını CHP’nin gidişatından anlayacağız.