'Ertuğrul Özkök'ten nefret ediyorum'

O tartışmayı hatırlatıyorum. 'Ertuğrul Özkök'ten nefret ediyorum' diyor kahkahalar atarak: 'Galiba bu sefer haklı çıktı'...

1997’den beri Mısır’a gelir giderim. Köylerinde, kentlerinde yaşadım. Dillerini öğrendim. İnsanını sever, sayar, tanırım. Ben böyle Mısır görmedim.

‘Kolektif depresyon’, gördüğüme yakın şeyin en isabetli tasviri. İnsanlar evlerine çekilmişler. Kalabalık elbette var. Trafik rezalet. Ama bir farkla... İnsanlar işe ya da eve gitmek için sokakta. Oysa daha önce, sonra sokağa çıkmak için işe ya da eve giderlerdi. 

İçlerine çekilmişler. Zaten sokağa çıkma yasağı ekonomisinin içinde yaşıyorlar. “Bugün kaçtaydı?” diye soruyorsun her gece. Cuma dışındaki günlerde gece 11.00 ile 01.00 arasında değişiyor, cuma ise akşam 07.00’de sokaklar arabalara yasak. Mahallende dolaşabiliyorsun ama köprüler, yollar kapalı. Kahire’nin askerin olduğunu görüyorsun.

Derin bir sessizlik hâkim ülkeye. Herkes biliyor. Polis ve ordu Müslüman Kardeşler’in peşinde. Mallarına el konuyor. Liderlerini içeri atıyor. Uyduruk mahkemelerde yargılıyor. Mısır’ın en büyük dini cemaatinin üzerinden bir dozer geçiyor.

Depresyonun iki nedeni var. Rejim İhvan’ı inleterek ezerken kimsenin Nil kenarında çekirdek çitletesi gelmiyor. Rengârenk floresanlar ve binlerce vatlık amfilerle gümbür gümbür müzik çalan nehir tekneleri bomboş.

İhvan dışında herkes İhvan’dan nefret ediyor. Ama ne kadar nefret edersen et, vicdanın bu kadar hukuksuzluğa tamam diyemiyor. Darbeye darbe bile diyemediğin günlerde, kiminin içi kiminin dışı kan ağlıyor.

Konuyu gündeme getirdiğinde ise her suçlunun yaptığı gibi bahane arayışı patlıyor. Evet, doğru, İhvan rezil bir hareketti. Hıristiyanlara ve Musevilere ‘domuz ve maymun soyu’ diyen yarı faşist bir Mursi’nin liderliğinde, cumhurbaşkanının yetkilerini anayasanın üzerine dahi çıkarmaya kalkıştı.

Zaten Mursi’nin yargılanmasının esas nedeni bu. Cumhurbaşkanlığı Sarayı önündeki binlerce göstericiye ateş açılması ve anayasa değişikliğine karşı çıkan yüz binlere ordu ve polis içindeki yandaşlarını kullanarak saldırması.

“Ancak böyle bile olsa Mursi gibi çapsızların cezalandırılacağı yer sandıktır” diyorum. Dinleyenler ikna olmuyor. Söyledikleri şey çok basit: İdeolojik olarak İslamcılık iflas etti. Demokrasiyi bir daha seçime gitmemek ve kendi iktidarlarını pekiştirmek için kullanıyorlar. Kapalı bir örgütle açık bir toplum kurmaya çalışıyorlar...

Devrimi Radikal için uzun süre yorumlayan AUC Hukuk Fakültesi hocası Amr Şalakani de İhvan’a bütün saygısını yitirenlerden. Devrim günlerinin umudu, darbe günlerinin boğuculuğuna bırakmış kendini. En çok da İhvan’a oy vermiş olmaktan dolayı pişman.
“Neden Mursi’ye vermiştin?” diye soruyorum. “Şefik’in gelmemesi için” diyor: “Rejim geri gelecek diye korkuyorduk, İhvan’a bir şans vermeliydik. Sandığı teslim ettik, kısa bir süre sonra sandığı kafamıza geçirdiler.”

O günleri hatırlatıyorum. Ertuğrul Özkök’le girdikleri polemiği unutmuş. Sanki yıllar önce olmuş bir mesele gibi hissediyor. Amr’ın bir gün camiden çıkıp eyleme gitmesini eleştirmişti Özkök. İslamcıların demokrasisine güvenmemesi gerektiğini anımsatarak.
Şalakani de “Başka çaremiz yok, güvenmek zorundayız, İslamcılar da öğrenmek” diye yanıt vermişti. O tartışmayı hatırlatıyorum. “Ertuğrul Özkök’ten nefret ediyorum” diyor kahkahalar atarak: “Galiba bu sefer haklı çıktı...”