Gezi'nin 1. yılı kutlu olsun

Oysa bütün otoriter liderler gibi anlamadığı tek şey meselenin kısaca bir haysiyet hikâyesi olduğuydu.

Dün İstanbul’un fethinin 561. yılıydı. AK Parti çeşitli etkinlikler düzenledi. İstanbul Valiliği’nin hazırlıkları da tamdı. Vali Mutlu dini havası ağır bir mesaj yayımladı ve açıklamasını şöyle bitirdi: “Kutlama programı hafta boyunca düzenlenecek çeşitli etkinliklerle devam edecek.” 

Aslında AK Parti’nin ve valisinin aklında tek bir şey var: Gezi Parkı’nın hayaleti. Taksim Dayanışması yarın Taksim’de buluşmak için çağrı yaptı. Ne kadar büyük bir birliktelik olacak göreceğiz.

AK Parti’nin bunun karşısında aldığı tavır, İstanbul’u fetheden asker sayısının iki katı polisi halkın önüne dikmek olacak. Sanki harbe gidiyor gibi psikolojik hazırlık yapıyorlar. Yok 50.000 çevik kuvvet hazırmış, yok 50 TOMA’ya soğuk sular doldurulmuş, 1 helikopter havadan halka gaz sıkacakmış...

Neydi mesele?
Erdoğan geçen sene kentin en önemli meydanının tek parkını korumak için ağaçlara sarılan gençleri gazlatmış, korkunç bir saldırıyla insanları yerle bir etmiş, 15 günde 150.000 gaz bombası attırarak bir dünya rekoru kırarak, dünya âleme bizi rezil etmişti.
Gençler sokakta direnirken, yine aynı hafta Fatih Altaylı’yı dizinin dibine almış ve o korkunç açıklamalarını yapmıştı. Önce “İçki içen alkolik” diyerek insanları aşağılamış, sonra Taksim’e büyük bir cami yapacağını açıklayıp “Çapulculardan izin isteyecek halim yok!” demişti.
Gezi Parkı yıkımı için de “Kışlayı yapacağız. İçinde kültür merkezi, AVM veya rezidanslar olacak” diyerek meseleye nasıl baktığını açıklamıştı. Hüseyin Çelik de Gezi Parkı’nı korumaya çalışanları 'kelle isteyen yeniçerilere' benzetmişti.
Aslında mesele kısaca Erdoğan’ın Taksim Meydanı’nı rant için işgal etmeye kalkması, halkın da ona “hop!” demesiydi.

Erdoğan’ın travması
Kendine has bir otoriter rejim kurmaya ant içmiş Erdoğan için Gezi Parkı bir dönüm noktası oldu. 8000 kişinin yaralandığı, 8 kişinin öldürüldüğü, mahallelerin günlerce gaza boğulduğu süreç sonunda Erdoğan için en büyük kayıp karizması oldu.
Daha önce kendisi gibi düşünmeyen insanlar tarafından dahi takdir edilen Erdoğan, Haziran 2013’ten itibaren yalnızca güçlü bir otoriter lider olarak görülüyor. Kendisinin yıllarca çalışıp yarattığı bu karizmayı bir iki haftada yerle yeksan eden Gezi’yi hiç unutmuyor. Bu nedenle meseleyi demokratik mücadele zemini olarak değil, kişisel meydan okumaların kafa kafaya geldiği bir çatışma hali olarak algılıyor.
Siyasetçiyi protesto eden halkın meseleyi böyle koyması doğaldır. Ancak protestonun kendisini kişisel bir kalkışma olarak algılamak yalnızca sığ ve otoriter refleksten başka bir siyasi tepki geliştiremeyen politikacılarda mümkün olur.

Gezi hayaleti
Bir noktayı unutmamalı: Yarın tüm ülkede birinci yılı anılacak Gezi protestolarının Erdoğan için esas psikolojik altyapısı, kendisini Türkiye’nin en güçlü insanı olarak gören birinin gücünün sınırlarını fark etmesi değildi. Erdoğan’ı ve çevresini en çok zorlayan şey, Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk kez ve vicdanı olan herkes tarafından kesinlikle ve tamamen haksız olduğunun görülmesi oldu.

Bu nedenle Gezi ve ona dair olan her şeye hayasızca saldırdı. Saldırmayanı suçladı. Suçlamayanı bir yere yazdı. Oysa bütün otoriter liderler gibi anlamadığı tek şey meselenin kısaca bir haysiyet hikâyesi olduğuydu. Hâlâ öyle.

Gezi’nin 1. yılı kutlu olsun.