Huzur sosyal demokraside

Sosyal demokrasinin 3 düşmanı: 1. Yaşlanan kadrolar. 2. Kullandığı dil. 3. Örgütlenme stratejileri.

İki gün önce Levent Gültekin Radikal’de etkileyici bir yazı yazdı. Önce Stalin’in sol adına yaptıklarından, akabinde Sovyetler'in çöküşünden sonra sosyal demokratların benzer bir iç hesaplaşması olmuştu. Nerede hata yaptıklarını sorgulamışlar, doğru yolu bulmuşlardı.

Gültekin’in yazısı İslamcılığın hanesine yazılan eksileri topluyor. Yol tıkalı, battık diyor. Tövbe etmeyi unutmuş dindarların memlekete açtığı sorunların çığ gibi büyüdüğünü bir çırpıda anlatıyor. Memlekete 'huzur' getirmeye ant içmiş İslamcılığın herkesin huzurunu kaçırdığını anlatan yazının en etkileyici bölümü şöyle:

“Her yere 'Huzur İslam’da' yazarken, İslamcılar olarak, toplumsal huzursuzluğun kaynağı haline geldik. 'Barış ve dostluğu yaygınlaştıracağız' derken, bir dışlama ve düşmanlık dilinde karar kıldık! 'Devlet yönetiminde adaleti esas alacağız' derken, yargıyla, hukukla kavga eder olduk. Eşitsizliği örtbas eder olduk. 'Ticaretimizde herkese örnek olacak bir dürüstlük sergileyeceğiz' derken, toplumun en güvenilmez insanları haline geldik...”

Nereye?

Gültekin’e göre gelinen nokta “Nereye” sorusunu dahi sormaya engel. Çünkü İslamcılık büyük bir bataklıkta, saplandığı çamurdan kendini kaldıramıyor. Peki alternatif var mı? Varsa ne?

Türkiye gibi demokratikleşme sürecinin ortasında olan, kısmi demokrasi, otoriterlik ve diktatörlük arasında savrulan ülkelerde siyasi çözümlerin kültürel sözlüğü aynı şeyi farklı şekilde söyleyen insanları birbirinden hep uzaklaştırır.

Bu nedenle sosyal demokratların 3. dünyada yediği en kolay gol, adaletin hikâyesini anlattığı dili, kendi halkına tercüme edememesi olmuştur. Sağ için demokrasi sözcüğünü 'demirkırat' olarak belletmek yetmiş, esas gücü en son AK Parti örneğinde gördüğümüz gibi profesyonel parti örgütlenmesine vermiştir.

Sosyal demokratlar ise siyasi dil ve kültürel kodlar konusunda, laikliği bir hayat tarzı gibi görmek hatasında, adalet ve refah meselelerini tabanın kaygıları ve kullandığı lisanla anlatamama zayıflığında birleşmişlerdir. Çoğu genç değil epeyi yaşlı da olsa hâlâ 'refah'a 'gönenç' diyen CHP’li milletvekilleri olduğunu anımsayalım.

Nasıl olacak?

Türkiye’de sosyal demokratların zamanı geliyor. AK Parti ilk iktisadi krizden sonra kimsenin tahmin etmeyeceği kadar büyük tökezleyecek. Yanlış anlaşılmasın kriz gelmeden İslamcılar sandıkta yenilemez demiyorum. Gelişmekte olan dünyanın bir gerçeği bu. İktisadi sallantılar bizim gibi iktisadi sathı fay hatlarından oluşan ülkeler için adeta bir tabiat.

Sosyal demokrasinin bu süreçte 3 düşmanı var: 1. Yaşlanan kadrolar. Şu andan CHP MYK’sı grubu bulunan partilerin en yaşlısı, CHP’li belediye başkanları tüm partiler içinde ortalama yaş itibariyle en yaşlıları. 2. Seçmene ulaşılırken kullandığı dil. Bu noktada CHP büyük bir atılım yaptı. Artık daha etkili bir dil kullanıyor. 3. Örgütlenme stratejileri. CHP Ak Parti’yle karşılaştırılınca tam bir ergen. Ne örgütlenme planı var ne performans değerlendirme sistemi. CHP’nin yeni planı bu 3. alanı güçlendirmek. Yapıp yapamayacaklarını göreceğiz.

Bu 3 alanda kendini toplayan bir sosyal demokrat hareket, en güçlü olduğu iki konu olan 'adalet' ve 'refah' sözleriyle Türkiye’ye sosyal demokrat bir iktidar hediye edebilir. Kürt hareketinin milliyetçi olmaması ve milliyetçilerin de demokrasinin önemini kavramış olması sosyal demokratların önünde tarihi bir fırsat alanı açıyor. "Huzur sosyal demokraside" demenin tam zamanı.