İstanbul'un ruhuna El Fatiha

İstanbul Türkiye'de yaratıcı ekonominin başkenti. Ama kentin yaratıcı potansiyelini harekete geçirecek şeyler birer birer yok ediliyor.

Milli gelirin dörtte biri İstanbul’da üretiliyor, vergilerin yarısı İstanbul’da toplanıyor, ihracatın yarısı İstanbul’dan yapılıyor, mevduatın ve tüm kredilerin üçte biri İstanbul’da. Uzun lafın kısası, İstanbul ülkenin dinamosu. İstanbul’u çıkar, Türkiye Afrika ligine doğru gider.
 Öyle de oluyor zaten. GSMH artışına bakmayın. Üretken sektörlere değil ölü sektörlere yatırım yapılıyor. Rant açlığı yüzünden yeşil alanlara gözler dikilmiş durumda. Bir park mı gördün? Tarihe dal, yakınında, tepesinde eski bir bina bul, burası eskiden şuydu buydu de, parkı dümdüz et, koy üstüne binayı, AVM’yi.

 Milli gelir artışı inşaat balonuna endeksli. En önemli alanda artış yok. Yaratıcı sektörlerde heyecan durmuş durumda. İstanbul hızla alt lige doğru seyrediyor. Nedenleri belli.

 Kentin ruhu küskün

 Sanat kentin ruhudur, geleceğin garantisidir. Nedenini söyleyeyim... 21. yüzyıl ekonomisi üretime değil, tasarıma odaklı bir ekonomi. Marka ve tasarım geliştirmeden para kazanamazsınız. Çocuklarımızı 50 sente çalıştırsak da maliyeti kısarız ama kâr artmaz.
Yaratıcı sektörler artı değer yaratır. Ayakkabıyı ucuza ve hızlı üretebilirsiniz. Ama marka üretemediyseniz para kazanılmaz. Birinci dünyanın iktisadi lokomotifi tasarım ve bilimdir.

İstanbul Türkiye’de yaratıcı ekonominin başkenti. Ama kentin yaratıcı potansiyelini harekete geçirecek şeyler birer birer yok ediliyor.

 Örnekler

 AKM kentin en önemli konser salonu. Eften püften bahanelerle yıllardır kapalı. Sabancı el atmasa daha on yıl kapalı kalır, sonra yıkılır. Moving’le konser salonu 50. kata alınır. An alt kata Osmanlı ahırları yeniden yapılır... Anladınız siz.

 Türkiye sinemasının Kâbe’si Emek Sineması yıkılıyor. Tarihi kültürel dokuyu rant için hükümet ve belediye yok ediyor. Kültür Bakanı’nın onayıyla hem de. Moving...

 Tiyatrolar kapanıyor. Belediyenin tiyatrosu olmazmış. Kongre kültür merkezleri nişan, sünnet, düğün salonu oluyor. Haliç’te kına merasimine dahi davetiye geliyor insana. Yanlış anlaşılmasın, kına da kültürümüzün parçası da kültür merkezinde olmaz. Yakan bile ayıplar.

 Avrupa Kültür Başkenti oluyoruz, kültür başkentleri tarihinin en büyük bütçesini alıyoruz, sonra onu Süleymaniye’nin kapısını, camını yenilemeye harcıyoruz. Helal olsun, ama caminin altı pislik, otopark rezaleti. Önemli değil. Müteahhitler kazansın yeter. Süleyman’ı dünyaya tanıtan diziye çakmak daha elzem...

 Çok alındık

Üniversitelerin başına da minik YÖK’ler örülmeye çalışılıyor. Ticaret odası başkanı mütevelli heyeti başkanı olacakmış, üniversiteler rekabete açılacakmış. Üniversitenin başına bir müteahhit koymak, Gezi Parkı’na AVM yapmakla aslen aynı şey.

 Müzeleri bir düşünün. Akhisar’dan küçük Bilbao’ya Guggenheim müze açıyor, geçen sene 1 milyon kişi geziyor. Louvre Müzesi’ni gezen sayısı, İstanbul’a gelen turist sayısından fazla. İstanbul’da galeriden hallice bir İstanbul Modern dışında ne var? Onun binasına da gözler dikilmiş. Koca İstanbul’da saygın bir kent müzemiz dahi yok.

Hülasa memleket ve İstanbul kuruyor, ruhu içine çekiliyor, buradan kaçıyor. Sultanahmet arkasına askerlik hatırası gibi gökdelenler dikiliyor, orada burada heykeller yıkılıyor. Sanat bitiyor. Fen bitiyor. İstanbul batıyor. Biz de mi alınsak, çok kırılsak? Bütün sanatçılar gibi, bilim insanları gibi...