Kılıçdaroğlu mu haklı, Gülseren Onanç mı?

Eğer CHP'nin genel başkan yardımcısıysanız, böyle bir analizi midenizin kaldırabilmesi mümkün değildir.

Kılıçdaroğlu’nun Onanç’ın istifasını istemesine dayanarak partideki Ulusalcı-Yenilikçi kavgasının derinleştiğini söyleyenler var. Birbirine kılıçlarını çekmiş ve ikiye ayrılmış bir parti görüntüsü pompalanıyor. Ancak bu, isabetli bir yorum değil. Öncelikle CHP’de böyle bir kavga yok. Arada bir gerilim ve fikir çekişmesi elbette var. Kitle partileri böyle ayakta kalır.

Ulusalcı, sağcı diye yerden yere vurulan bazı vekillerin cinsiyet yönelimi özgürlüğü ya da vicdani ret konusunda Avrupa sosyal demokrasisi ne diyorsa onları söyledikleri unutuluyor. Fark abartılıyor.

Fark yok mu?

Elbette var. Hem de çok. Ama hayatını kaybeden PKK’lılar için “öldüler” yerine TRT’de “gebertildiler” desin diyen Erzurum Vekili Muhyettin Aksak’ın AK Parti’deki ulusalcıların yanında CHP’nin ulusalcıları liberal kalır.

Kötü örnek örnek olmaz. CHP’de ulusalcılık ve yenilikçilik arasında ciddi farklar da var gerilim de var. Ancak bunlar ayrı dünyaların ayrı siyasi heyecanları değil. CHP programının izin verdiği renkler.

Peki bu renklerden yenilikçilerin rengi soluyor mu? Eğer öyle olsaydı, Sezgin Tanrıkulu’na grup toplantısında CIA ajanı diyen Dilek Akagündüz Yılmaz’ın disipline sevk edileceğine, taltif edilip yere göğe sığdırılamaması gerekirdi. Öyle olmadı. Partiden ihraca kadar gidebilecek ciddi bir ceza alacak.

Peki Onanç?

Gülseren Onanç da genel başkan yardımcısı. Parti yöneticisi. Her söylediği ve yaptığı Kılıçdaroğlu’nun onayladığı ve partiyi bağlayan bir şey.
Başka sorunlara girmeyelim. Mesela Kemal Kılıçdaroğlu’nın çok popüler olmadığını ima ettiği konuşma fazla doğruculuk olarak görülebilir. Ancak istifadan iki gün önce attığı adım başka bir sayfadır.

Ahmet İnsel’in Radikal’de CHP’nin ‘tuzaklara’ düştüğünü, ‘paniğe’ kapıldığını, ‘acz, nefret ve şaşkınlıktan eli ayağı tutmaz hale gelmiş bir parti görünümü sergilediğini’, bazı siyasi tavırların ‘patetik’ yani hastalıklı olduğunu söylediği, “Kılıçdaroğlu’nun boş gösteren halini” ve ‘aczini’ anlattığı ve “CHP’nin içinde matador Erdoğan’ın salladığı kırmızı örtüye gözü dönmüş biçimde saldıracak boğa sayısının az” olmadığını savunduğu yazısı CHP’yi ‘rakibinin kurduğu tuzakta debelenirken’ resmetmişti.

Haklı mı?

Eğer CHP’nin genel başkan yardımcısıysanız, böyle bir analizi midenizin kaldırabilmesi mümkün değildir. Sevgili Gülseren Onanç ise bu analizi twitliyor, hatta Eyüp Can’a Twitter’dan bir de “Bunu engellemek için çok çaba sarf ediyorum” yazıyor.

CHP’yi saf bir aktörmüş de hop deyince tuzağa düşebilecekmişçesine resmeden bir analizi CHP’nin Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı sahiplenemez. Onanç, hakaretamiz ifadeleri düzeltip, partisini savunacağına, CHP’yi birçok cümlesinde resmen aşağılayan ve başka bir partinin de kurucusu olan İnsel’i neredeyse tebrik edecek.

Esas sorun bence burada. İnsel haklı olur, olmaz o başka bir şey. Onanç hak veriyorsa zaten CHP yönetimine dahil olmaması gerekiyor. Vermiyorsa da twitlememesi ve analizi reddetmesi. Bu yüzden aynı zamanda saygı duyduğum bir arkadaşım da olan Onanç’ı değil Kılıçdaroğlu’nu haklı buldum.