Konsolosluğun fıtratında var

Kendine güven, cehalet, istihbaratsız angajman ve pusulasızlık dış politikamızı kör kuyularda merdivensiz bıraktı.

Artık zurnanın zırt dediği yerdeyiz. Tayyip Erdoğan’ın, Ahmet Davutoğlu isminde cisimleşmiş ve iç siyasetinin anlamsız bir uzantısı olan, kendini dev aynasında gören dış politikası iflas etmiştir.

Bu noktadan sonra yapılacak tek şey, yeni bir dışişleri bakanı ve MİT müsteşarıyla dış politikadaki kulvarsız, mantıksız ve elbette başarısız gidişatı toparlamaktır. Yoksa şamar üstüne şamar yiyen, cihan devleti pozlarında çırak devlete dönüşen durumu toparlamak imkânsız.

Neden müflis?

AK Parti’nin İslamcı ve Sünnici dış politikası ABD tarzı, operatif ve angaje bir rota benimsedi. Suriye’de ve Irak’ta Sünni paktı güçlendiren, silah ve parayla saldırgan koalisyonlar kurmaya çalışan, maceracı, geleneksel ortaklarımızı dışlayan, kadrocu zihniyet nedeniyle de bakanlığın yetişmiş insan potansiyelini ya kullanmayan ya da küstüren bir rotaya savruldu.

Angaje bir dış politikanız olabilir. İlla da yanlış değildir. Ancak iç savaşlara ve rejim değişikliklerine burnunuzu sokmanız için en az dış politikanız kadar güçlü bir istihbarat yapınızın olması gerekir.

Daha önce birkaç defa saldırıya uğradığı halde sınır kapıları havaya uçurulan ve istihbaratın haberi bile olmayan bir devletin böyle angaje bir politika gütmesi imkânsızdır.

Dahası cumhuriyet tarihinde ilk kez bir ilçe merkezi havaya uçurulmuş ve yine tarihimizin en kanlı terör saldırısı, istihbaratın resmen uyuduğu bir dönemde oluşmuştur.

Üzerine Musul’daki başkonsolosluğumuzun güvenliği konusunda garanti veren Davutoğlu açıklamasını yaparken IŞİD Musul yürüyüşünü başlattı. Açıklamadan 12 saat geçmeden şehri aldı ve üzerine başkonsolosumuzu kaçırdı. Yani Türkiye Cumhuriyeti topraklarına, t e k r a r   e d i y o r u m, kendi topraklarımıza tecavüz ederek diplomat kaçıracağından bi haber bir istihbaratımız var. Dinleyemeyen, ne olacağını kestiremeyen ama dinlenen ve ne yapacağı hep gayet kolay tahmin edilen...

Ne olacak?

Irak kantonlara ayrılmış, 21. yüzyıl silahlarına sahip ama ortaçağ siyasetinde debelenen bir amalgam. Merkezi ordu kendini korumaktan aciz. IŞİD’in organize ve inançlı birlikleri Bağdat’ı alabilecek güçte. Zaten Bağdat dediğiniz yer merkezi bir devletin başkenti değil. Farklı örgüt ve grupların kontrol ettiği bir mahalleler federasyonu.

Bağdat’ı alırsa ABD’nin bıraktığı silahları ele geçirmiş bir IŞİD’in neler yapabileceğini düşünmek bile istemiyorum. Maalesef bu da olabilir. Zira IŞİD’in güney yürüyüşü çoktan başladı.

Suriye’de iç savaşı kaşıyan, sonunda ülkeyi yıkıp döken, 1 milyonu Türkiye’de olmak üzere Nakbah’tan sonra tarihteki en büyük mülteci sorununu yaratan, Suriye’de istikrardan değil iç savaştan yana olmuş, Irak’ta Bağdat yönetimiyle seçimlerde taraf olarak bağları koparmış, Mısır’la kavgalı, Filistin’de İslamcı Hamas’ı desteklediği için Filistin’de de istenmeyen, Ortadoğu’nun yarısına dost, yarısına düşman, benim %50’im mantığını dış politikaya çekiştiren bu dış politika bitmiştir.

Kendine güven, cehalet, istihbaratsız angajman ve pusulasızlık dış politikamızı kör kuyularda merdivensiz bıraktı. O kuyu başımıza çökmeden birilerinin aklı başına gelmeli. Yoksa bize hâlâ uzak olan şiddet sarmalı ağır ağır bizi de içine çekecek. Şiddetle üretilen istikrarsızlık bulaşıcı bir virüs gibidir, sınır tanımaz. Meselenin esas fıtratı bu.