Kürt Kardelene Türkçe Eğitim Olmaz

Ne zaman anlayacağız? Eğitimin millisi değil, iyisi kötüsü olur. Biz hem millisini hem kötüsünü seçiyoruz. Olan bebelere oluyor.

Milli Eğitim Bakanlığı haziranda 30.000 yeni öğretmen ataması yapacak. Yeni öğretmenler, 1 Eylül’de göreve başlayacak. Gencecik öğretmenlerin doğuya gidenleri çok çekecek, çok çektirecek.
Okul Öncesi Milli Eğitim
Mine Göl Güven Boğaziçili bir eğitim bilimci. Meslektaşı Maggie Pınar’la birlikte bir eğitim araştırma çalışması yapıyorlar. Ekipleri küçük, işleri zor. Üç araştırma görevlisi ile Güneydoğu’daki okul öncesi eğitim kurumlarında çalışma yapıyorlar. Aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi’nin Barış Eğitimi Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde aktifler. Merkezin birçok faaliyeti var. Bana en ilginç geleni şiddete başvurmadan hayır deme becerisi eğitimi.
Kürtçe bilip konuşmamak
Mine Göl Güven’e göre bu tip ‘şiddetsiz iletişim’ eğitimleri çok önemli. Ancak bazı durumlarda eğitimin kendisi şiddete yol açabiliyor. Son yaptıkları araştırmada Mardin Kızıltepe’de bu süreci çok net gözlemlemiş. “5 yaşında Kürt çocukları kendilerini 4 sene eğitim görmüş hocaların önünde buluyor. Hocalar Kürtçe bilmiyor, biliyorsa da eğitimde kullanılması yasak olduğu için konuşamıyor. Çocuk bir sınıfa oturuyor. Hiç anlamadığı bir dil. En kolay alıştırmaları bile yapamıyor. Öğretmenler de çokkültürlü eğitim konusunda eğitimsiz. Onlar da bir süre sonra huzurlarını yitiriyorlar. Çocuklar huysuzlanmaya başlıyor. İtiş, kakış, bağırış, çağırış. Düşünün, minnacık bir çocuk bu. İlkokulda bile değil. Ağladığında, bir yere çarptığında, bir derdi olduğunda Kürtçe ağlıyor. Bu çocukla öğretmeni nasıl konuşacak?”

‘Bastırılmış bir dil’
Çalışmanın bir güçlü yanı yine Boğaziçi’nden Kürtçe bilen bir araştırma görevlisinin çalışmaya katılmış olması. Demet Arpacık, Batmanlı bir Kürt. Bölgeyi iyi tanıyor. Hollanda’da çokkültürlü eğitim üzerine araştırmalar yapmış. Kürt çocuklarını ve öğretmenlerinin yaşadığı dramı iyi tanıyor. “Ben de öyle büyüdüm. Kürtçe bastırılmış bir dil. Unutturulmaya çalışılmış. Ben büyürken Türkler ve dilleri daha üstünmüş gibi gelirdi. Güzel Türkçe konuşunca, yani elit gibi falan hissederdi insan kendini. Çok yanlış bir durum. İnsan eğitildikçe kendinin farkına varıyor. Annemiz bizle ilerde sıkıntı çekmeyelim diye Türkçe konuşurdu. Şimdi yalnızca Kürtçe konuşuyor. Çünkü insanın kendini inkâr etmesi, yaşadığı coğrafyaya saygısızlık. Kürtçe, Arapça, Türkçe, bu diller buranın zenginliği.”
Kürt bebelere Polis Haftası
Demet Hanım’ın iki hafta önce katıldığı bir sınıfta yaşananlar çok manidar. Öğretmen Milli Eğitim’in programını uyguluyor. O hafta konuşulması gereken konu Polis Haftası. Çocuklara anlaşılır ve çok basit bir Türkçeyle polisi anlatıyor. Türkçe bilmeyenler anlamıyor. Bilenler bilmeyenlere fısıldayarak polisin ne olduğunu açıklıyor. Öğretmen soruyor: ‘Yavrum geçen pazara gittiğinde polis vardı. Senin kafana ne düştü?’ ‘Gazlı biber!’ (Bibergazı demek istiyor) ‘Sen söyle bakayım, geçen sizin bahçede bulduğunuz neydi?’ ‘Bomba kutusu, molotof’. Sonra öğretmen devam ediyor: “Ne yapıyoruuuz çocuklar, polise taş atmıyoruz. Bu hafta polis haftası.” Öğretmen bölgeden biri. En son “onlar Allahından bulsunlar” deyiveriyor.
Bölgeden çok öğretmen var güneydoğuda. Maliyeti yüksek olmayan bir çalışmayla hemen anadilde eğitime başlayabilirler. Ancak onlar da baskın dil Türkçenin gerekliliği konusunda eğitilmişler. İçlerinde siyasi olgunluğa sahip genç Kürt öğretmenler de var. Onlar dahi sınıfta Kürtçe kullanmıyor.
Mine Göl Güven öğretmenlerle yaptıkları bir çalışmayı anlatıyor. 40 öğretmeni gruplara ayırıyorlar. Bu çalışmalardan biri memlekete göre gruplanma. “Doğulular bir tarafa batılılar diğer tarafa” geçebilir mi diyorlar. Öğretmenler ayrılıyor. O zaman büyük ayrım ortaya çıkıyor. 40 kişinin 30’u doğulu! Azınlıkta olan, bastırılmış dile sahip insanlar hayatlarında ilk kez, kendi meslektaşlarının yanında çoğunluk olduklarını fark ediyorlar. Aralarında gülüşmeler, kıkırdamalar. Şaşkınlık diz boyu. 40 kişinin arasında görünmeyen 30 kişi!
Yazıktır Kürt Bebelere
Mine Hanım’a göre istediğimiz kadar öğretmen eğitimi verelim, başarılabilecekler sınırlı. Çünkü dil hayatın her alanına girmiş durumda. Onsuz tek adım atılamıyor. Kürtçe eğitim olmadan Kürt çocuklar eğitilmiyor. Anadilde eğitimin olmaması ‘insani gelişimin önünde tam anlamıyla bir engel. Ülke için de ciddi bir sorun. Orada insanların hayatı harcanıyor. Zekâlar harcanıyor. Akıl harcanıyor.”
Ne yapılabileceğini soruyorum. Yanıtın basitliği soruyu anlamsızlaştırıyor. Öncelikle çokkültürlü eğitim modelinin başlaması gerektiğini anlatıyor. Verdiği örnekler ABD’den. İspanyolca ve İngilizce çok dilli eğitim konusundaki çalışmalardan bahsediyor. Türkiye’de uygulanması kolay. Sonra öğretmenlerin çokkültürlü eğitim konusundan hiç eğitilmediklerini, zorunlu hizmet nedeniyle doğuya gittiklerini ve bu süreci bir ceza olarak gördüklerini anlatıyor. Bir de üzerine çocuklarla anlaşamayınca, öğretmenlerin bazıları ‘Kürtlerin eğitilemeyeceği’ sonucuna varıyorlarmış. Çocuklar da ya hırçınlaşıyor ya da içlerine kapanıyor. Çözüm anadilde eğitim.
Demet Hanım sırasında sıkkınca oturan bir çocuğa yanaşmış. Önünde bir ödev. 3 rakamıyla aşağıdaki 3 ördeği eşleştirecek. Batıdaki kardeşleri çok hızlı öğreniyor. Bu Kürt bebe, elinde kalem, sıraya kapanmış, ördeklerin kanatlarını boyuyor. Demet Hanım Kürtçe konuşunca çok şaşırmış. Bir de ne yapması gerektiğini Kürtçe dinleyince hemen anlamış. Önündeki alıştırmayı bir çırpıda çözmüş.
Ne zaman anlayacağız? Eğitimin millisi değil, iyisi kötüsü olur. Biz hem millisini hem kötüsünü seçiyoruz. Olan bebelere oluyor.

.