Öcalan'ın söylemediği tek şey

Öcalan 'Dilinizi tutun, aklınıza mukayyet olun' demedi. Barış sürecinde en dikkat etmemiz gereken şey hafızamız.

DP’li vekillerin televizyonlara davet edilmediği günlerden Abdullah Öcalan posterinin altına BDP’li vekillerin Öcalan’ın mektubunu okuduğu ve bunun tüm TV kanalları tarafından canlı yayımlandığı günlere geldik.

Türkiye’nin en başarılı iki siyasi oluşumu, AK Parti ve Kürt hareketi anlaştı. Abdullah Öcalan silahları susturdu. Silahlı direnişin bittiğini, demokratik siyasetin başladığı ilan etti. Her ne kadar PKK’nın sınırötesine çekilmesi için bir takvim vermese de artık sürecin başladığını ilan etmiş oldu.

Gerçek mi?

Herkeste aynı soru: Peki, gerçekten silahlar susacak mı? Bence çoktan sustu. Öcalan Türkiye’nin en deneyimli siyasetçilerinden biri. Devletin reflekslerini iyi tanıyor. Çirkin dedikoduların aksine kendi özgürlüne kavuşsun diye ‘azgelişmiş’ bir barış sürecine destek vermiyor.

Ölümü göze almış, en büyük, uzun ve güçlü Kürt silahlı ayaklanmasını başlatmış birinin sırf kendi bekası için adım atacağını düşünmek abesle iştigaldir. Öcalan can alan bir örgütü yönetmiştir, doğru. Ama demokratik bir barış geleceğini bilse gözünü kırpmadan canını verecek nitelikte bir idealisttir.

O zaman ne zaman?

Kimse bilmiyor. Eyüp Can bir süredir sürecin nasıl gideceğine dair en isabetli tahminleri yapıyor. Sürecin sonunda demokratik hakların tanınması var. Anadilde eğitim, KCK rehinlerinin bırakılması ve yerel yönetim özerkliği AK Parti’nin PKK ile yaptığı anlaşmanın en önemli adımları. Bu meşru taleplerin reddi ise barış sürecini sekteye uğratacaktır.

Bir diğer nokta, Öcalan’ın özgürlüğü. Artık devlet eliyle de ‘Serok Apo’ olarak tescil edilen Öcalan’ın barışı kurarken kendisinin tutsak olmasını Kürt halkı kabul etmez, zaten anlamlı da olmaz. Bu nedenle kuvvetle muhtemel yurtdışına sürgün gidecek, şartlar olgunlaşırsa da memleketine geri dönecektir. Bu değişim hızıyla on seneye Meclis’te konuşursa şaşırmamalıyız.

Peki ne demedi?

Dilinizi tutun, aklınıza mukayyet olun demedi. Çünkü barış sürecinde en dikkat etmemiz gereken şey hafızamız. Daha üç-beş ay önce Başbakan’ın söyledikleri, havada uçuşan urganlar, kebap götürmeler, yalan söylüyorlar...

Elbette Kürtler ve BDP bunları gayet iyi hatırlıyor. Öcalan “Bunları, olan biteni unutmayın” demedi. Olanca dikkati ve olgunluğuyla umut dili kurdu. Barışı, bir arada yaşama arzusunu ve halkların kardeşliğini vurguladı.

Bu günlerde bizim de yapmamız gereken, üç-beş yıl öncesini anımsamak ama dillendirmemek. Ödenen bedelleri bilmek ama muhasebesine girişmemek. Çekilen acıları, atılan yalanları, kırılan kalpleri, rehin alınan on binleri unutmamak ama aklımızdakiyle dilimizdeki arasına bir set çekmek. Şimdilik...

Çare ne?

Bu satırları yazarken Guardian’ın muhabiri aradı, konuştuk. En son “Mutlu musunuz?” diye sordu. “Daha çok erken. Ama umutluyum” dedim. Tarlabaşı’nda bir evden arıyordu. Yanında çocukları dağda bir aile vardı.

Çocuğun annesi-babası sevinç gözyaşları döküyormuş. Silahlı mücadele bitti diye içleri içlerine sığmıyormuş. Gerçekten bayram gibi bayram yaşadıkları ilk Newroz bu. Eğer bu sefer başarılı olursak Newroz Türklerin de bayramı olacak.

Onca acıya, hafızamızın asla nisyana izin vermeyeceği travmaya rağmen unutmadan ve hemen aklımıza gelen her şeyi konuşmadan, umutla atmamız gereken adımlar var.

Çünkü her şeye rağmen yapılacak tek şey barıştır.