Paris'te PKK'ya kim saldırdı: 4 Cevap

Önümüze Paris saldırısı gibi birçok barış karşıtı eylem çıkacaktır. Hazırlıklı olmalıyız.

Paris’teki PKK Enformasyon Bürosu’nda biri PKK kurucusu olan üç siyasetçi kadının öldürülmesi Türkiye siyasetinde ilginç bir yarılmaya neden oldu. Türkiye’de her şeyin ne kadar baş döndürücü bir hızla değiştiğinin kanıtıdır.

Bülent Arınç’ın neredeyse taziye mesajı yayımlaması Kürt Sorunu’nun çözümünde hükümetin motivasyonunun rengini gösteriyor: “Üç kadının böylesine sorgusuz sualsiz öldürülmesi, kimlikleri, üzerlerine atılı suçlar ne olursa olsun hiçbir zaman tasvip edilecek davranış değil. Gerçekten üzüntü duydum… Yargısız infazla böylesine bir vahşeti telin ediyorum.”

Kim yaptı?

PKK’dan gelen ilk açıklamalar, beklendiği gibi ‘derin devletin’ yaptığı üzerine. Gerçekten böyle bir ihtimal var.

1990’larda kullanılmış itirafçılar, Abdullah Çatlı tarzı tetikçilerin bir bölümü hâlâ Avrupa’da. Ancak bu insanların böyle bir operasyon yapabilmek için ne motivasyonları var, ne de bir nedenleri. Zaten eğitimleri de yaşları da artık buna el vermez.

Kaldı ki AK Parti’nin devlete hâkimiyetinde zirveye ulaştığı, Derin Devlet, Ergenekon vs söyleminin artık Ak Partililer tarafından bile kullanılmadığı bir zamanda yaşıyoruz. Böyle bir operasyonun AK Parti’nin girişimini sabote etmek ve PKK’yı süreçten uzaklaştırmak için devletin içinde zamanında yuvalanmış birileri tarafından yapıldığını düşünmek çok isabetli değil.

İç hesaplaşma mı?

Olabilir elbette. Ancak PKK kurucularından, Öcalan’ın kişisel dostu olan, örgüt içinde çok önemli bir yer sahibi Sakine Cansız’ı öldürecek kadar çatıya ulaşmış bir iç hesaplaşmanın dışarıda kimse tarafından önceden hissedilmemesi, bilinmemesi çok zor.

Hele hele ‘açlık grevleri’ gibi bir örgütün iç yapısını çok zorlayacak bir süreçten görece başarılı bir şekilde çıkılmışken, Öcalan’la görüşmeler yaklaşık iki aydır örgütün de haberi olarak devam ederken böylesine bir hesaplaşma olasılığı az gibi geliyor bana. Ciddi bir sorun mu var da örgütten birileri örgütün kurucusunu öldürsün?

Münferit mi?

Çoğu zaman siyasi gelişmelerin arkasında bir planlayan akıl, bir mantık ararız. Bu genelde doğru bir yoldur. Ancak bazen bir şeyler yolunda gitmez. Plan dahilinde gelişmez. Karşılıksız bir aşk bir diktatörün yıkılmasına, elbisede bir leke bir başkanın rezil olmasına, kişisel bir kıskançlık bir örgütün parçalanmasına yol açabilir. Tarihte de örneği boldur.

Yanlış anlaşılmasın bir aşk hikâyesidir demiyorum. Ama Paris saldırısı pekâlâ siyasi olmayan, daha dünyevi bir hesaplaşma, bir hezeyan, Kürt sorunuyla doğrudan alakalı olmayan bir gelişmeden de kaynaklanmış olabilir.

Diyasporanın kendi dünyası vardır.

Başka örgütler

Bu noktada PKK ile hükümetin görüşmesinden ve olası bir barıştan en fazla zarar görecek uluslararası aktörlere bakmak gerekiyor. Suriye, Irak ve İran’la ilişkilerimiz çok kötü. İran’la resmen bir soğuk savaş yaşıyoruz. Irak’ın iç siyasetine boğazımıza kadar battık, seçimlerde bazı adaylara açık destekler verdik, kaybettik. Suriye’de rejim değişikliği için çabalıyoruz.

Böyle bir durumda iç işlerine bu kadar karıştığımız ve kendisi bir şiddet sarmalına dolanmış Ortadoğulu komşularımızın ve müttefiklerinin bizim kendi şiddet sarmalımızından tereyağından kıl çeker gibi kurtulmamızı seyredeceklerini hiç sanmıyorum. İmralı’yla görüşmeler 2013 sonuna kadar sürecektir. Önümüze Paris saldırısı gibi birçok barış karşıtı eylem çıkacaktır. Hazırlıklı olmalıyız. Kürt sorununun çözümünü çok ama çok geciktirdik. Artık bu sorun yalnızca bizim sorunumuz değil...