Reyhanlı konusunda üç mühim hata

Suriye halkına gerçekten yardım etmek istiyorsak önce ne hata yaptığımızı görmemiz gerekiyor.

Reyhanlı katliamı Anadolu tarihinde yaşanmış en büyük bombalı terör eylemidir. Şimdilik 46 kişinin hayatını kaybettiği bu menfur saldırı kadar büyük bir darbe hiçbir kent almamıştır.

İki minibüsle saldırılan Reyhanlı’da neredeyse bir mahalle havaya uçurulmuş, çoluk çocuk demeden yapılan katliam Türkiye’yi PKK ile yaşanan savaşta dahi görünmeyen bir kan banyosunun içine itmiştir.

Hata 1: Dış politika

Defalarca yazdık. Bir ay dendi, üç ay dendi, 12 dendi. İki seneyi geçiyor. Düşman diye belleyip devrilmesi için yapılmadık gizli/açık yardım kalmayan Esad gitmiyor. Gitse de arkasından gelenler arasında devam edecek bir iç savaş en uzun sınırımız olan komşumuzu bir ateş çemberinde tutacak.

Dış politikada yaptığımız en büyük hata ‘denge politikası’ndan ‘dengesiz siyaset’e geçiş oldu. Türkiye, Ortadoğu ile her zaman ilgiliydi. Angaje bir politikası vardı. Bu angajman AK Parti’yle başlamadı. Talabani ve Barzani’yi barıştıran ekibi şimdi CHP Genel Başkan Yardımcısı olan Osman Korutürk 4 yıl boyunca yönetmişti.

Ama şimdi ilkeleri belli olmayan, ‘İşimize Gelen İdealizm’ diye özetlenebilecek, dümen tutmayan bir dış politikaya sahibiz. Cidden, ciddiyetle ve acilen dış siyasetimizi gözden geçirmeliyiz. Böyle olmuyor. Olmayacak.

Hata 2. İstihbarat

Cilvegözü, Reyhanlı’ya bağlı bir sınır kapısı. Neredeyse iç içeler. Yürüyerek geçersiniz. Daha üç ay olmadı, Cilvegözü’nü havaya uçurdular. Arkasından ne dendi? Bir daha böyle bir şey olmasın diye istihbarat birimlerimiz tüm gücüyle çalışıyor!

Demek ki istihbaratı yönetemiyorsunuz. Demek ki aynı yere bu sefer üç ay geçmeden ağzına kadar bomba dolu iki araçla teröristler dalıyor, senin bir mahalleni havaya uçuruyor ve ruhun duymuyor.

Demek ki kamu güvenliğinden sorumlu bakanın, müsteşarın doğru dürüst işini yapamıyor. 1 Mayıs’ta işçilerin peşine binlerce polisini, muhbirini takıyor ama iş gerçekten insan hayatını korumak olduğunda öyle bakıp kalıyor.

Hata 3: Teröre destek

Terör denilen şey yapana bağlı değildir. Sen istediğin ilkeyi savun, bir kentin içine girip bir araba bombayı havaya uçurduğunda kimse ölmese bile önce senin prensiplerin dağılır gider.

Daha iki hafta önce Şam’da 13 kişiyi öldüren, 70 kişiyi yaralayan bombalı saldırı da bir terör saldırısıydı. Bu saldırıyı bazılarının her yerde desteklediği ve kategorik olarak ‘özgürlük savaşçısı’ saydığı muhalefet yaptı.

Giderek kirlenen ve Lübnan iç savaşına dönen Suriye iç savaşına bu kadar açık ve angaje taraf olmak, kontrol edemediğimiz odaklara da istemeden dolaylı olarak destek olmamız anlamına gelir.

İslamcı terörün gözünü kırpmadan binlerce insanı yok ettiği bir dünyada Suriye iç savaşıyla hemen mesafe almak, terörle de mesafe almak demektir. Tarafları masaya oturtma gücü, taraf olmaktan daha güçlü bir pozisyondur. Bazılarının sandığı gibi mesafe ilişkisizliğin değil çoğu zaman daha isabetli, yararlı ve ahlaki ilişkinin önkoşuludur.

İsveç, Norveç, Danimarka... Hepsi her zaman demokrasiyi desteklediler. Hiçbiri hiçbir zaman bizim gibi savaşa müdahil olarak bunu başarabileceklerini düşünmedi.

Suriye halkına gerçekten yardım etmek istiyorsak başımızı iki elimizin arasına alıp acilen nerelerde hata yaptığımızı görmemiz gerekiyor.