Sinemacı dövenler Hollywood peşinde

Sinemacılar kaçtı. Sanatçı kavga sevmez. Olsun, dövdüler. Ayhan Işık Sokağı'na kaçışanları saçlarından yakaladılar.

Pazar günü dünyada bir ilk yaşandı. Altın Palmiye ödüllü Costa-Gavras gibi uluslararası sinemacıların da katıldığı sade bir eylemle Emek Sineması’nın yıkım kararı protesto edilecekti. Polis gelip sinemacıları dövdü.

Türkiye’nin en başarılı festivali İstanbul Uluslararası Film Festivali’nin merkezi, Türkiye sinemasının Kâbe’si Emek’in yıkım kararını protesto etmeyecekler de ne yapacaklar? Bazısı “Ne olacak bir salon yıkılır, beşi yapılır” diye düşünebilir.

Kazın ayağı öyle değil. Festivaller ve sanatlar mekânlarıyla anılır. Cannes Film Festivali’nin yapıldığı yer dünyanın en pahalı arazisi üzerine kurulu Festival Sarayıdır. Deniz kenarındaki bu bina yerine bir AVM yapılsa, müthiş bir iktisadi değer yaratır. Ama Fransızların kafası çalışmadığı için değerlendirmiyorlar. Halbuki yapacaksın bir AVM...

Emek, İstanbuldur

Sanat kentin ruhudur. Son 20 yıl içinde İstanbul ruhunu azar azar yitirdi. Düşünün. İstanbul’un dünyaca ünlü bir konser salonu var mı? Vardı: AKM. Yıllardır kapalı. Tiyatrolar dağıldı. Parklar sanatın, insanın soluk aldığı yerlerdir. Gezi Parkı gibi. Ne oldu? AK Parti AVM yapıyor. Haliç Kongre Merkezi nişan-sünnet-düğün salonu oldu.

Peki sinema? Yaratıcı sektörler içinde Türkiye’nin dünyada lider olduğu tek alan sallanıyor. Türkiye’nin en önemli film festivalinin yapıldığı mekâna şimdi Kültür Bakanlığı’nın da desteğiyle AVM yapılıyor. ‘Moving’le üst kata çıkarılacakmış. Yalan tabii. Biliyoruz.

Aklımız bir karış moving

Türkiye’nin en önemli sinema yazarlarından Atilla Dorsay verdiği sözü dün tuttu.

10 Aralık 2011’de Sabah’taki köşesine şunları yazmıştı: “Emek yıkıldı/yıkılacak. Benim büyük üzüntü içinde aldığım karar şu: Emek’e kazma vurulduğu gün, ben gazeteciliği bırakıyorum. 45 yıllık, alanında etkili olduğu söylenen bir yazar olmanın, üstelik şimdilerde ‘yandaş medya’ olduğu rivayet edilen bir büyük gazetede yazmanın ne faydası var? Emek’i bile kurtaramayacak olduktan sonra?” Usta sözünü tuttu. İlk kazma vuruldu. Ve Dorsay dün Sabah’taki köşesini bıraktı.

Emek Sineması’nın önüne yürümek için Yeşilçam Sokağı’na girmek isteyen sinemacılara izin vermediler. Dağılın dediler. Duyan duydu, dağılmaya fırsat vermeden gaz ve suyla saldırdılar.

Sinemacılar kaçtı. Sanatçı kavga sevmez. Olsun, dövdüler. Ayhan Işık Sokağı’na kaçışanları saçlarından yakaladılar. FIPRESCI üyesi sinema yazarı Berke Göl de Sadri Alışık Sokağı’na sığınmıştı. Bir anda çevik kuvvet saldırdı, darpla onu da gözaltına aldı.

Sadri Usta, o ‘Turist Ömer’ polisi görse o meşhur selamını tokat yapar çakardı ama neyse oraya girmeyelim. Geldiğimiz nokta bu. Emek Sineması’nın kapıları demirlerle örülmüştü. Sinemacıların girmesi zaten mümkün değildi.

Peki Erden Kıral gibi yönetmenlere protesto etti diye AK Parti niye saldırır? İnsanın aklı almıyor değil mi? Alsın. Alsın çünkü HES olsun AVM olsun inşaata dokunan bu ülkede yanar. Sinemacıların yaptığı tam da buydu. AK Parti’nin yarattığı rant mekanizmasına hayır dediler.

Şimdi bakanlar çıkıp “Ünlü yapımcılar, Hollywood stüdyoları Türkiye’ye geliyor” diyor. Gelsinler. Sinema yıkan, senaryoda tashih isteyen, sinemacı döven, rejinin işine karışan rejimin ülkesine gelsinler. Tam yatırım yapılacak yer.