Siyasetin hesabı Çarşı'ya uydu mu?

Özelde Çarşı'yı genelde laik taraftarı kontrol altına almaya çalışan siyasi hesaplar için Beşiktaş?Galatasaray derbisi güzel bir imkân sağladı.

Radikal’in siyaset köşesinde futbol da nereden çıktı” diye sormuyorsunuz. Çünkü nedenini biliyorsunuz. Türkiye’de siyasileştirmediğimiz hiçbir şey kalmadı.
Avrupa demokrasilerinde gazeteci haber, politikacı siyaset, futbolcu spor yapar. Bizde siyasetçi haber ve sporun yanında, park, bahçe, bina, jinekologluk, öğretmenlik de yapmak istiyor. Olmaz diyen kırmızı kart görüyor.
AK Parti’nin otoriterliği İslamcılıkla harmanlayan yeni ideolojisi; muhalefeti, sandıktan sandığa AK Parti dışında bir yuvarlağa damga basmak zannediyor. Oysa bunun adı sandıkrasidir. Demokrasi ise iki sandık arasında yapılan sivil siyasetin adıdır.

Stadyum siyaseti
Stadyum kongreleriyle siyasetsizleştirilen AKP parti iç siyaseti, parlamenter demokrasi içine yerleşmiş bir ‘başkan rejimi’ idare ediyor. Genel siyaseti de kendi suretinden menkul sanıyor.
Kürtler kitlesel açlık grevine çıkıyor, “Yalancı bunlar kebap götürüyor” diyor. Türkler “Parkımıza AVM yaptırmayız” diyor, “Çapulcu bunlar, komplocu ve de darbeci” diye hakaret ediyor. Muhalefetle gayrimeşruiyet eşanlamlı sözcüklere
dönüşüyor.
Sonuç ne? Sosyal hareketi, eylemi kriminal bir edim olarak görme. Yani meşru siyaseti kriminalize etmek, suçlulaştırmak. Durum böyle olunca, en ufak bir eylem en büyük tepkiyle karşılaşıyor. ODTÜ’de çocuklar protesto eylemi mi yaptı, çocukların kreşi dahi gaza boğuluyor.
Bu durumda siyasetin coşkun suyu kendi kanalında akmaz. Önce parti siyasetinin dışına çıkar, meydanları doldurur. Orada da bastırılırsa, stadyumlardan çıkar.
Türkiye’de olan budur
Pazar günü olan, genel tepkinin stadyumda da bastırılmaya çalışmasıdır. Çarşı bütün Türkiye’nin GS’li olsun FB’li olsun takdirini kazandı. Hükümetin de öfkesine mazhar oldu.
Stadyumlardaki sıkı kontroller, (anayasal olarak imkânsız) slogan yasakları, çapulcu ithamları zaten tribünü gererken, daha da siyasileştirmişti. Özelde  Çarşı’yı genelde laik taraftarı kontrol altına almaya çalışan siyasi hesaplar için Beşiktaş–Galatasaray derbisi güzel bir imkân sağladı.
Çarşı’nın duygusal önderliğinde Beşiktaş tribünü desibel rekoru kırmaya karar vermişti. Galatasaraylıların kısa bir süre için de olsa, onlara katılacağını tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yok.
Öyle de oldu. Yayıncı kanal sesi kısana kadar. TV’de sesin kısıldığını elbette oradaki herkes duydu. 

Mesele Melo değil
Sonra maç malum hızda devam etti. Hakem her iki tarafa da eşit adaletsizlik yaptı. GS’nin penaltısını vermedi, BJK’nin elle oynamaya rağmen yediği golü saydı. Melo’nun yaptığı çirkinlik de bahane değil. Ne olur yani, kırmızıyı gördü gitti.
Beşiktaş tribününün bunlara dayanacak siniri de morali de var. Zaten amigoların ve tribün abilerinin bazen fiziksel şiddete varacak kadar sert bir şekilde sahaya inenleri engellediğini herkes gördü.
Peki inenler kimdi? Kimsenin günahını almayayım. Ama en radikal olarak görünen Çarşı değildi. İnenlerin yolunu yapanlar o maçı tribünle sahayı ayıracak düzeneği olmayan statta yapanlar, yaptıranlardı. Hatta bence aslında Çarşı’nın ligin dörtte birini Çarşı’da izlemesini sağlayacak bir cezayı almasını isteyenlerdi. Ama siyasetteki hesap demokrasilerde çarşıya uymaz. Benden söylemesi.