Starbucks işgali nedir?

Bu gençler adalet sınavından takdirnameyle geçiyor. Ve benim gibi hocalarına harika bir ders veriyor.

Türkiye’de en ilginç eylemlerden biri, bugünlerde benim de hocası olduğum Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılıyor. Kimsenin alışkın olmadığı bir işgal bu. Daha önceki işgallere benzemiyor. Kimse kimseyi engellemiyor. Öğrenciler kampüste yeni açılan Starbucks’ta oturuyor, okuyor, yazıyor, film seyrediyor, tartışıyor. Starbucks açık, içi de öğrenci dolu.
Eylemlerine ‘şenlik’ diyorlar. Daha önceki gergin işgallerden farklı bir eylem. Şiddet yok, konuşma var. İşin ilginci, yalnızca Starbucks’ın kendisine değil, Starbucks’ın en bariz örneği olduğu mantığa karşı çıkıyorlar. Üniversitelerin ticarileşmesine, gıdanın pahalılaşmasına ve kalitesizleşmesine, üretenlerle tüketenlerin ayrışmasına karşı çıkıyorlar.
Öğrencilerin duruşuna bir iki konuda karşı çıkılıyor. “Dunkin Donut’s vardı, neden karşı çıkmadınız, başka kahve şirketleri var, ona diye direnmediniz? Hiç mi Starbucks kahvesi içmediniz?” diye soranlar oluyor. Meşru sorular. Öğrenciler elbette bir Coca Cola içmişlerdir, onlara destek olan hocaları, arkadaşları elbette Starbucks kahvesi yudumlamışlardır. Zaten çevremizi saran kapitalist kültüre bir parça dahil olmadan yaşamak mümkün mü? Kim kendini streç filme sarıp yaşayabilir. Hele streç film analojisi bile bu kültürden gelirken...
Starbucks şenliğine katılan öğrencilerden birisiyle sohbet ediyoruz. Çok olgunlar. Benzer bir iki soruyu ben de sordum. “Evet, hocam” diyor öğrenci arkadaşım: “Bu kültürün içinde yaşıyoruz, bizim de gitmişliğimiz var öyle yerlere. Hayat siyah beyaz değil; ama bizim yapmak istediğimiz, bu gidişata dur demek. Starbucks’ın kapatılmasını istiyoruz tabii. Ancak esas yapmak istediğimiz sağlıklı ve pahalı olmayan gıdanın topluma örnek olması gereken üniversite kampüslerinde ulaşılabilir olması.”
Şenliğin karar alma mekanizması da önemli. Yeni bir siyaset biçimi deniyor gençler. Hepsi ikna olmadan adım atmıyorlar. OWS eylemlerinin Türkiye adresi onlar. Konuştuğunuz zaman öğreniyorsunuz, yalnızca negatif talepleri yok. Yani “şunu istemiyoruz, bunu istemiyoruz” demiyorlar. Ne istediklerini konuşuyorlar, tartışıyorlar. Bir önemli talepleri, bir öğrenci kooperatifi kurulması ve okulda bunun için kendilerine yer verilmesi. Gıdaya ulaşımda tüketicilerle üreticiler arasında eşit ve paralel bir iktisadi ilişki kurulması.
Aslında yeni bir şey istemiyorlar. Denenmiş, çalıştığı gözlenmiş bir kurum kurmak istiyorlar. Yurtdışındaki birçok üniversitede öğrenci kantinleri ve kooperatiflerini öğrenciler çalıştırır. Britanya’da bunun birçok örneği vardır. Yurtdışına gitmeye gerek yok. 1980 öncesinde çalışanların ve öğrencilerin idare ettiği kooperatifler birçok işyerinde ve kampüste benzer işletmeler kurmuştur.
Geçmişe de gitmeyelim. Boğaziçi Üniversitesi Mensupları Tüketim Kooperatifi benzer bir kurum. Üreticilerden katılımcı ya da organik sertifikasyonlu gıdaları üniversite mensuplarıyla buluşturuyorlar. Şehrin pahalı şarküterilerinde yalnızca maddi durumu iyi olanların ulaşabildiği birçok gıdaya bu kooperatif sayesinde çalışanlar çok daha ucuz fiyatlarla sahip olabiliyor.
Aslında bu şenliğin anımsattığı daha önemli bir şey var. Çevremizde inanılmaz bir hızla gelişen neoliberal kültüre karşı bir şeyler yapmak gerekiyor. Hayatın iplerini hayatı kuranların eline alması gerekiyor. Bunu unutuyoruz. Kendimizi hayat koşuşturmasına kaptırıp başka bir dünyanın imkânsız olmadığını atlıyoruz.
Starbucks’ın açıldığı günü anımsıyorum. Açılış için hazırlık yapıyorlardı. Bir öğretim üyesi arkadaşımla kahvenin olduğu binaya geldik. Ayaklarımız bizi doğrudan Starbucks’a götürdü. Girdik, hemen kahvelerimizi ısmarladık. Tezgahtâr arkadaş adımı sordu. “Koray” dedim. Kahve bardaklarımızın üzerine adımı yazdı. Elimizde kahveler, kahvelerin üstünde ismim dışarı çıktık. Ne kadar normal, hemen kabul edilecek bir şey gibi. Adımlarımız bizi bu çokuluslu şirkete götürüvermişti.
Bugün Starbucks şenliği nereye adım attığımızı sorgulatıyor bize. “Tek yol şirketlerin egemenliğinde bir gıda mantığı değil” diyor. “Dünyaya yayılan obezlik ve açlık bu mantığın her yere yayılması nedeniyle artıyor” diyor. “Tamam belki hamburger yiyorsunuz, Starbucks’tan kahve de içiyorsunuz ama bari neler olduğunu fark edelim, itirazımızı söyleyelim, ne yapabiliriz bir düşünelim” diyor. Bu gençler adalet sınavından takdirnameyle geçiyor. Ve daha da önemlisi, benim gibi hocalarına harika bir ders veriyor. Öğrenciler de öğretir.