Suriye'ye müdahale yanlış. İşte nedenler...

Yapılması gereken, Türkiye'nin duygusal tepkilere savrulmadan müdahaleye karşı çıkması ve iç savaşı bitirecek adımlar atılabilmesi için tarafsız ve inandırıcı bir pozisyona ilerlemesidir.

Suriye’de büyük bir dram yaşanıyor. Ekranlardan gözümüzün retinasına kazınan görüntüler, rüyalarımızda dahi peşimizi bırakmıyor. Tam bu noktada durmamız, sakin olmamız gerekiyor. Irak işgalindan önce hareketlenen halkla ilişkiler fırtınasına benzeyen bir duygu seliyle karşı karşıyayız. Müdahaleyi meşru kılmak için atılmadık adım kalmadı.

Sivillere karşı kimyasal silah kullanıldığı maalesef bir gerçek. Ancak yapan daha belli değil. BM gözlemcileri Şam’dayken, Esad iç savaşta önemli kazanımlar elde etmişken, konvansiyonel silah, asker gücü ve arkasında azımsanmayacak bir sosyal destek varken, Esad gibi bir otoriterin bile böyle bir çoklu kimyasal saldırı yapacağını aklım almıyor.
Ortaya sunulan tek kanıt da daha önce “Irak’ta kitlesel imha silahları var” yalanını defalarca bize satmaya çalışan ABD yönetiminin ‘yakaladığı’ telefon kaydı ki ben daha dinleyemedim.

Zorunda mıyım?
Rusya ve Çin’in Esad rejimine desteği ortada. Bu saldırıdan sonra El Kaide terörizmini bölgesel çıkarlarına karşı görüp onlar da muhaliflere bir saldırı düzenlerse ne olacak? Bu saldırıdan sonra Esad rejimini çok daha güçlendirecek yardımlar artınca iç savaş bitecek mi?
Diyelim ki Esad’ın çoktan boşalttığı askeri hedeflere bir saldırı yapıldı. Binalar yıkıldı. Esad’ın caydırıcılığı azalacak, askeri gücü muhalifler karşısında zayıflayacak mı? Sanmıyorum. Tam tersine, dış müdahale, Arap milliyetçiliğinin tavan yaptığı ve organik ideoloji olduğu Arap dünyasında, hak etmeyen liderlere dahi güç katar. Bu adım Esad’ın çevresini rejime daha fazla kilitleyecektir.
Eğer bu tehditler Esad’ı Cenevre’de masaya oturtmayı amaçlıyorsa durum değişir. O zaman müdahale olmayacak ve son anda bir diplomatik hamleyle yeni bir görüşme trafiği başlayacaktır. Hayırlı olur.
Ancak bu tip tehditler gerçekleşmeyip boşa düşerse askeri tehdidin caydırıcılığı azalır. Yani kendi kendini gerçekleştiren söze, tehdide dönüşür ki maksadını fersah fersah aşar.

Türkiye’ye etkileri
Türkiye açısından baktığımızda ise sonuçları gayet maliyetli bir macera görüyoruz. Öncelikle Suriye sınırımızın güvenliği bu noktada Kürtlerin güçlenmesine bağlı. El Kaide’nin terör ve militarizmle girdiği şuursuz dans, gün gelir bizi de elbet vurur. Militan şeriatçıların, laik bir ülke olarak bize nasıl uyumlu komşular olacağını ben anlayamıyorum. Oysa laik ve modern Kürt idaresi, Kuzey Irak Kürdistanı’nın defalarca kanıtladığı gibi çok daha medeni ve Türkiye sosyal ve siyasi evrenine uyumlu bir düzen öngörüyor.
Kürtlerin kesin dille karşı çıktıkları müdahale, Türkiye’nin orta vadeli çıkarları açısından da olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Müdahale, çok daha militerleşmiş ve gözü iyice kararmış bir iç savaşı geri dönülmez bir noktaya getirecektir.

Bu noktada yapılması gereken, Türkiye’nin duygusal tepkilere savrulmadan müdahaleye karşı çıkması ve iç savaşı bitirecek adımlar atılabilmesi için tarafsız ve inandırıcı bir pozisyona ilerlemesidir. Suriye’ye saldırı uluslararası hukuka göre savaş ilanıdır. Bu saldırıya çanak tutmak ise savaşta doğrudan taraf olmaktır. Bunun sonuçları da bütün ağırlığıyla AK Parti hükümetinin omuzlarına yığılacaktır. Savaş bitirmek için savaş açılmaz. Demokrasi gelsin diye insan vurulmaz. Ne zaman öğreneceğiz?