TOKİ depremi Erdoğan'ı yıkabilir

Erdoğan Türkiye'yi belediye gibi yönetmeye karar verdiğinde TOKİ'yi Bayraktar'a verdi.

Erdoğan Bayraktar’ın istifası gerçek bir deprem. Erdoğan’ın sağ koluydu. Belediyenin en büyük inşaat iştiraki KİPTAŞ’ın başındaydı. Zamanın İstanbul TOKİ’si diye düşünün.

Erdoğan Türkiye’yi belediye gibi yönetmeye karar verdiğinde TOKİ’yi ona verdi. Sonra irili ufaklı bütün TOKİ’leri ona bağladı. Hatta ‘dış mihraklar’ ormandır, ağaçtır canını sıkmasın diye çevreyi de ona bağlayıp ‘Kurt ve Kuzu Bakanlığı’ kurdu. Başına geçirdi. Az değil, AK Parti’nin “İnşaat ya Resulullah” suresinin soyadı R. T. Erdoğan’sa ilk adı Erdoğan B. oldu. Onlar birdi. Bir bütündü. Bölünemezdi.

Karpuz gibi
Hem de ne bölünme! Usta resmen kalfayı sattı. Zamanında yüzlerce kamera, onlarca vekil ve bakanın önünde, pahalı pantolonlarını kirletme uğruna, kemeri zorlaya zorlaya ustanın önünde diz çöken oydu. Her lafı yiyen, ağzını açıp tek laf etmeyen, rüyasında bile inşaat filizlerine yaslanmış liderinin suretini gören biriydi. Bitti.

Erdoğan Bayraktar’ın anlamadığı bu. Kemal Unakıtan Abisi ne gördüyse, Bülent Arınç Abisi ne yaşayacaksa, Bayraktar Kalfa onu yaşadı. Yolsuzluklar ciddi boyuta ulaştı, savcılar ensesine yapıştı, R. T. Erdoğan meselenin kendisine ve partiye doğru gittiğini fark etti, ipini çekti.

Derin çatlak
Meselenin ne kadar ciddi olduğunu anlamak için Bayraktar’ın Erdoğan’ın sırdaşı olduğunu anımsayalım. Bir sırdaşı böylesine itmek, hakiki bir paniğin, ipin ucunun artık kaçtığının göstergesidir. Acz ve korku ifadesidir. Zaten Bayraktar bunu fark ettiği için NTV’yi arayarak “Sen de istifa et” dedi. Hatta unutmayalım, Erdoğan’ı ‘sine-i millete’ davet etti.
Üzerine “Ben korkmuyorum, vekilliği de bırakıyorum” dedi. Yani “Dokunulmazlık zırhını dahi istemiyorum, ne yaptıysan sen de yaptın” demiş oldu. Türkiye’nin en büyük müteahhidi heyecana kapılıp, ağzını açıp gözünü yummaz. Hele Recep Tayyip Erdoğan söz konusu olduğunda sarhoş olsa uyanır.

Cumhurbaşkanı ‘ouokl’ dedi
Erdoğan gün içinde ikinci darbeyi Cumhurbaşkanı’ndan yedi. Geçen sene bir bakan değişiminde Abdullah Gül “O olmaz, bu olsun” dese Cumhurbaşkanlığı forsunu elinden almaya kalkardı. Bugün süt dökmüş kedi.

Erdoğan ‘AB’ye Girmememiz İçin Elinden Geleni Yapma Bakanı’ Egemen Bağış’ı asla görevden almayacaktı. Çünkü AB projesini ABD eğitimli Bağış’tan daha hızlı ve geri dönülmez biçimde bitirecek bir Allah’ın kulu yok.

Erdoğan’ın ikinci versiyon Milli Görüş İslamcılığının gidişatı AB rotasından çıkmamıza bağlı. Yoksa kafasındaki ‘Türkiye Büyük Millet Belediyesi’ hukuk devleti gibi bir nosyona gereksiz bir bağlılık içinde kalacak. Savcıların dediğini yapmayan yeniçeri polis ortaya çıktığında birileri hop diyecek. Bunun engellenmesi için ve “Bakın herkesi görevden almadım, sen skandalı patlatmasan zaten yapacaktım” diyebilecekti. Cumhurbaşkanı “Olmaz” dedi. O da paşa paşa Başbakanlık’a döndü ve Egemen Bağış’ı bakanlıktan kovdu.

Sonuç
Yeni kabineyi açıklamak için gazetecilerin karşısına geçtiğinde boğazının düğümlenmesi etkileyici bir ironi oldu. Su için çevresine bakındı. Yoktu. Gelmiyordu. Çevresinden bir şeyler diyorlardı. Anlamıyordu.

Neden sonra fark etti ki ihtiyacı olan şey burnunun dibinde. Kürsüdeki suyu buldu, içti, rahatladı. Çare çok yakınındaydı. Görmedi. Şimdi en yakınlarını kendinden uzaklaştırıyor. Bunu görecek mi göreceğiz. Bayraktar’ın “Vefa bir boza markası değildir” çığlığını işitemediğini gördükten sonra...