Türkiye Cumhuriyeti polis devleti

Kolluk, yargının önüne geçecek kadar kendini güvende hissediyorsa idare yeni bir yola sapmış demektir.

Artık adını koyalım. Türkiye Cumhuriyeti bir polis devletine dönmektedir. Yani hukuk devleti artık temelleri iyice sarsılmış bir yapıya dönüşmüştür. Kendi hukukunu dahi çiğneyen, geri bile olsalar kendi kanunlarını takmayan bir devlete sahip olmamıza çeyrek kaldı.

Aslına bakarsınız Kürtler açısından bu yeni bir bilgi değil. Yeni olan, bu deneyimin yurt sathına yayılması, muhalif olsun ya da yandaş olmasın herkes tarafından ağır ağır idrak ediliyor olması.

Kanun açık. Bir avukatın ofisini, evini polis tek başına arayamaz. Bu arama kararını veren savcının da orada olması gerekir. İstanbul Barosu’na kayıtlı avukat Taylan Tanay’ın ofisini iki gün önce polis basıyor. Önce kapıyı yumrukluyor ve polis olduklarını söylüyorlar.

Tanay savcıyı soruyor. Savcı yok. Polis kapıyı kırıyor. Tanay’a fiziksel şiddet uyguluyorlar. Bir saat sonra mekân tamamen dağılıyor. Sonra sabaha doğru savcı geliyor. Geç kalmış...

Birçok avukatın bilgisayarına el konuluyor. İçinde müvekkil ve avukat arasında kalması gereken binlerce bilgi var. Bilgisayarlar emniyete götürülüyor. Başka avukatların da başına benzer şeyler geliyor.

Cep telefonlarına el konuyor. Kapanması ve mühürlenmesi gerekir. Sonra telefonların açık olduğu görülüyor. Telefonlardan avukat gözaltındayken sağa sola mesajlar gidiyor. Daha sonra bu bilgisayarların ve telefonların içinden ‘çıkan’ delillerle avukatlara terörist yaftası yapıştırılırsa kim inanacak?

Kolluk değil yargı

Polisin yersiz şiddet kullanması, orantısız güce başvurması başka bir şeydir. Polis devletleri polisin güçlü olduğu devletler değildir. Polis devleti, idare ve adalet mekanizmasının polisiye olduğu bir devlettir.

Eğer bir polis grubu, savcıyı beklemeden bir avukatın kapısını kırarak içeri girip avukatı darp edebiliyorsa, yolda köpeğine saldıran başka bir köpeği çekip öldürebiliyorsa, vatandaşla kavgaya tutuşup silahları patlıyorsa, yoldan geçen arabaları durdurup beni şuraya buraya götür diyebiliyorsa o devlet yapısının ve devlette polislik yapanın başka bir şeye dönüştüğünü rahatça görebiliriz.

Kolluk gücü, yargının verdiği kararı uygular. Kolluk yargının önüne geçiyorsa, kendi karar alabilecek kadar kendini güvende hissediyorsa idarenin kendisi yeni bir yola sapmış demektir. Bu yeni yolda polis istediğini yapan ve yaptığı yanına kalan bir aktöre dönüştüyse hukuk devletinden bahsetme imkânı kalmaz.

Nasıl bu kadar kolay?

Anlaşılması zor değil. AK Parti’nin Türkiye toplumuna verdiği ‘ileri demokrasi’ sözünü artık tamamen unuttuğunu söyleyebiliriz. Terör diliyle muhalefetin kendisi terörize ediliyor. İki çocuk eylemin önünden geçse dahi aylarca tutuklu yargılanıyor.

Nasıl olabiliyor? Bunu defalarca yapabiliyorsan, hesap da soran olmuyorsa, bir de üzerine ombudsmanın dahi dillere destan hatalar yapmışsa ve bir de bunu açıkça hatırlamadığını söyleyebiliyorsa, yalnızca polis devletine değil, bir de üzerine pişkin devlete dönüşüyoruz demektir.

Askeri vesayetten uzaklaşırken demokrasimizi polis devletinin koynuna atmak üzereyiz. Ve maalesef en sessizlerimiz de yıllarca demokrasi eksikliğinin bir numaralı mağduru olduğunu söyleyen İslamcılar.