Vatan yahut Kürdistan, karar zamanı

Şu anda Türkiye'nin en uzun sınır komşusu, düşünülenin aksine Suriye değil. Irak da değil. Türkiye'nin en uzun sınır komşusu Kürdistan.

Bağdat’ta Şii başbakan Maliki, Kürtlerin güçlenmesinden rahatsız. Ama lügatinde ‘Kuzey Irak’ diye bir laf yok. ‘Kürdistan’ diyor. Sünni liderler Kürtlerin otonomisinden huzursuz. Ama ‘Kuzey Irak’ diyen yok. Meseleyi ‘Kürdistan’ diye tartışıyorlar. Kürt Dışişleri Bakanı Zebari’yi saymıyorum, elbette Kürdistan diyor. Türkmenlerin de kullandıkları dil aynı.

Şu anda Türkiye’nin en uzun sınır komşusu, düşünülenin aksine Suriye değil. Irak da değil. Türkiye’nin en uzun sınır komşusu Kürdistan. Suriye sınırı artık Esad yönetimi tarafından kontrol edilmiyor. Bildiğimiz Suriye ile sınırımız yok. Sınırın büyük bir kısmını Kürtler kontrol ediyor. Kalanını da El Kaide ve lojistik için geçiş hakkı tanıdıkları paramparça ÖSO.

Irak’ta ise merkezi yönetimle sınırımız yok. Bağdat yeşil bölgeye sıkışmış kantonlardan ve Saddamcıklardan müteşekkil. Dışişleri Bakanlığı’nın Ulusal Güvenlik Müsteşarlığı’nın arabalarını bahçesine sokmadığı bir düzen bu. Devlet yok. Her cemaatin ve grubun ortaçağ tarzı devletçiğini modern silahlarla kurduğu ve şiddet sarmalının bu kantonların varlığına meşruiyet sağladığı bir milli güvenlik federasyonu var.
Kürdistan ise ilginç bir tezat oluşturuyor. Irak’ta hukuksal bir devlet var, hakikatte devlet yok. Kürdistan’da ise tam tersi. Yani hukuksal bir devlet yok ama hakikatte bakanlıkları ve bürokrasisiyle bir devlet var. Güvenliğini sağlamış, milli eğitimini oturtmuş ve ordusunu kurmuş bir devlet.

Yeni Ortadoğu Yani bildiğimiz Ortadoğu’da sınır komşularımız artık Araplar değil, Kürtler ve İranlılar. Suriye sınırının bir bölümünde de El Kaide ve yamalı bohça ÖSO. Bu durum Türkiye için Ortadoğu siyasetini radikal olarak gözden geçirmesi gerekliliğini dayatıyor. Irak kendini toplayacak gibi durmuyor. Hatta 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan ve sömürge devletinin kurumlarını miras alan askeri ulus-devlet Irak’ta artık yok. Geriye gelmesi de zor.

Suriye için de durum aynı. Ülkenin dörte üçü step ve çölden oluşuyor. Ekilebilen arazisi % 25. Ülkenin yarısı boş. Kalan yarının % 60’ı Esad’ın kontrolünde ve bu alan ÖSO aleyhine genişliyor. Kalanın yarısı da Kürtlerin kontrolünde ve Irak Kürdistanı’na komşu. Yani lojistik destek sorunu yok. Esad da ÖSO’yu tamamen kontrol altına alana kadar Kürtleri hedef olarak görmeyecek.

Değişir mi?
Bu durumun değişme ihtimali yüksek değil. Irak’ta merkezi ve güçlü bir federal hükümet olasılığı, geri dönülmesi zor bir şekilde zayıflamış durumda. Değişebilecek tek şey, farklı iktidar odaklarının geçici koalisyonları. Her iktidar grubunun dahili gücü İran, ABD ve diğer harici aktörlere bağlı. Demokratik sosyal hareketlerin güçlenme olasılığı da terör eylemleriyle yok ediliyor.

Suriye’de benzer bir durum var. İç siyasetin bütün imkânları dış siyasetin dinamiklerine bağlı. Esad’ın Çin ve Suriye destekli rejimi giderek güçleniyor. Alan kontrolünü arttırdıkça ÖSO ve onu oluşturan onlarca silahlı örgüt, mekân bazlı terör saldırılarını yoğunlaştıracak. Bu da kontrollü bir iç savaş ortamında yenilenmiş bir milli güvenlik devleti yaratacak. Buna tek istisna da güvenliğini bir ölçüde sağlayıp devletleşmeye başlayacak Kürdistan olacak.
Bu noktada Türkiye’nin dış politikası nasıl şekillenmeli? İktisadi ve sosyal olarak Türkiye’ye bağlı, Şii ittifakının dışında ve laik bir Kürdistan’dan mı yoksa mezhep savaşlarına ve teröre boğazına kadar batmış merkezi Suriye ve Irak devletlerinden mi yana olacaktır? Artık ciddi ciddi düşünme zamanı.