scorecardresearch.com

Ortadoğu'nun 'Issız Adam'ı

Suriye ile aramızdaki 1998 PKK krizini anımsayın. Türkiye haklıdır, haksızdır; yaptığı doğrudur, yanlıştır başka. Ama gücü vardı ve kullandı.

Fotoğrafa hızlıca bakalım. Suriye: Neredeyse savaşacağız. Irak: Sünni adayı destekledik, seçimi kaybedeceğini bile bile. Ayarı en diplomatik dille yedik. Kaçan başkan yardımcılarına ev tuttuk, döşedik. Irak Kürdistanı: Bombalıyoruz, inşa ediyoruz; bombalıyoruz, inşa ediyoruz. İran: İşine geldiğinde bizi mesaj için kullanmak dışında dinlemiyor. Diplomasisi ustalıklı. Saldırırlarsa Kürecik’i vururum diyor. Düşman görüyor. Ermenistan: Malum, Ortadoğu’nun dışında.
Kuzey Afrika’ya inelim. Fas sakin. Bizim yerimizi bilmez. Tunus örnek. Vereceğimiz ders yok. Libya dağıldı gitti, kanton devlet. Mısır rakip ve çalkantıda. “Kendi işinize bakın” diyor. Filistin: İsrail’le kavgadan sonra yaklaşamıyoruz bile. Sonra, Ürdün: Arap olduğu halde İsrail Filistinlilerle konuşmaya oraya gidiyor. Yemen: Uzak, etkisiz, yoksul ve güzel.
Kime sözümüz geçiyor? İran bizi dinliyordu, bölgesel küresel vs. güç olmuştuk. Uranyum işini de ayarlamaya soyunmuştuk. Dinlediler mi? Yok. Irak’ta büyük abiydik. Başkanla başkan yardımcısı kavga etti. Arayı yapabildik mi? Yok. Dinlediler mi? Tehdit ettiler. Suriye’de ne oldu? Esad haddini bil dedi, uçağımızı düşürdü. Filistin’le zamanında arabulucu bizdik. Yardımı biz götürür, toplantıyı biz yaptırırdık. Nerde o günler?
Kendimizi öldürelim, hakkımızı yemeyelim. Suudi Arabistan artık dost ve kardeş ülkemiz. Ama onlar da dinlemiyor, dinletiyor. ABD eliyle kurulmuş model bir din devleti. Selefilerin, İhvan’ın kasası, destekçisi. Arap Baharı Bahreyn’e vardığında ülkeyi işgal etmiş bir dikta rejimi. Sahi bunu niye kimse bilmiyor? Suudi Arabistan, Körfez’in Suriyesi. Hatta daha da ilerisi. Komşuları işgal eder, şimdi bir de ilhak etmeyi planlıyor. Kadının ezildiği, işçinin ezildiği, çocuğun ezildiği, dünyanın yüz karası. Siyasi ortaçağın resmi. Peki, hani Türkiye Ortadoğu’da örnek ülkeydi? Bazı Türkçe gazeteler pehlivan tefrikası gibi methiyeler dizsin, bravo. Ama Al Hayat, Assafir, Al Ahram vs’de yok. Köşe yazılarını okuyun, Türkiye için yazdıklarını yazsam... En kısasından söyleyeyim. Örnekliği bırakın, bizimle dalga geçiyorlar. Kendi Kürt sorununu çözmeden, başkasının demokrasisini inşa etmeye kalkan, Osmanlıcılık hayalleriyle kendini dev aynasında gören, bütün komşularıyla kavgalı, etkisiz, böbürlenen, milföy ülke, diyorlar. Uçaklarını bir Arap devleti düşürdü, hududu gördüler, diyorlar. Mavi Marmara’da hiçbir şey yapamamışlardı, şimdi de yapamayacaklar, diyorlar. İsrail’e bir basit ‘pardon’ dedirtemediler, diyorlar.
Türkiye son 10 yılda çok değişti. Asker kışlaya biraz daha çekildi, polis karakoldan, savcı mahkemeden çıktı, o başka. 75 yaşında Türkçe bilmeyen beli bükük nineler örgüt yöneticiliğinden tutuklandı. Berfo Ana’nın elinin öpüldüğüne bakmayın, çok ananın eli kırıldı, ocağına ateş düştü. Ama bir şeyler değişti.
Eskiden nasıldı? Ortalık güllük gülistanlık değildi, doğru. Suriye ile aramızdaki 1998 PKK krizini anımsayın. Türkiye haklıdır, haksızdır; yaptığı doğrudur, yanlıştır başka. Ama gücü vardı ve kullandı. Mübarek apar topar Ankara’ya geldi. Esad’ı zor kurtardı. Türkiye Suriye’ye “Ya sen çöz ya ben gelip çözüyorum” dedi. Ne istediyse artık, aldı. Buna kapasite denir, güç denir. Şimdi? Neden bu kapasiteyi yitirdik? Neden bu kadar ihtişam ve güç iddiasına rağmen ABD ve Suudi Arabistan dışında dostumuz, yakınımız kalmadı? Neden soft power denilen yumuşak ikna siyasetini beceremiyoruz? Neden hard power denilen silahlı –Allah korusun- meselelerde Mavi Marmara’da olduğu gibi, Suriye krizinde olduğu gibi, bizim insanlarımızı öldürüyorlar?
Her sorun bizden kaynaklanıyor demek hata olur. Ortadoğu’da yerinden oynamayan taş yok. Bu değişen dünyada olan biteni anlayıp doğru adım atmak zor. Ancak yanlış adım atmak da zor olmalı. Mavi Marmara’da gidişat belliydi. Haklı ve mağdur olduk. Suriye’de gidişat belliydi, o hava sahasını ihlal etmemeli, muhaliflerin merkezi, rejim değişikliğinin lokomotifi, havarisi biz olmamalıydık. Haklı ve mağdur olduk.
Uluslararası topluma rağmen yeldeğirmenlerine dalanlar Irak’ı ne hale getirdiler belli. Uluslararası toplumu angaje edecek bir mekik diplomasisi yerine, komşuları bize karşı angaje edecek bir dış siyaset güttük. Geldiğimiz nokta, angajman kurallarını değiştirmek. YÖK’ü bile idare edemeyen; bina komşularıyla horozdur, tavuktur, türlü nedenlerle kavga eden; diplomat olmayan birini Polonya Büyükelçisi yaptığımız günler bunlar.
Suriye’ye elektriği keselim diyenler var. Gülümsememek elde değil. Kimin doğalgazını alıp elektrik yapıyoruz? Bu gidişle Avrupa’nın hasta adamlığını geriye bıraktığımıza inandığımız bu günlerde Ortadoğu’nun ıssız adamına dönüşüyoruz. Durup soluklanıp bazı şeyleri yeniden düşünme zamanı gelmedi mi?

http://www.radikal.com.tr/109260310926037

YORUMLAR
(7 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

.. - holdme12

En başta sorulması gereken soru, biz hangi ara Ortadoğulu olduk? Gerçekten işler çok hızlı değişip, gelişmiyor mu?

. - mokoko

Daha 1 yıl öncesine kadar suriyeyle kardeş ülkeydik vize filan kalkmıştı. Aramız çok iyiydi. Bir anda gerçek olmayan nedenlerden ötürü düşman olduk. Neymiş suriye'de savaş varmış. Kardeşim yok ben gittim gezdim döndüm yok bişey. Ayrıca başbakın sözde arap ülkelerinde sözde çok seviliyordu ancak gerçeği tayyip erdoğan sevilmiyor, asıl sevilen esad. Ve beşşar bu badireyi atlatırsa araplar tarafından daha çok sevilecek. Hakkı da!

Ahmet Aksay'a - radikalimsi

Aslında başkasının yorumuna yorum yapmama düşüncesinde olsam da kimi zaman dayanamıyorum. Ahmet Aksay, yazı hakkındaki yorumlarınıza içtenlikle katılıyorum, aslında bu gazetenin makalelerinin genelinde de gördüğümüz şey bundan pek farklı değil. Ancak alternatif olarak gösterdiğiniz Ahmet Davutoğlu'nun dış işleri sitesinin ansayfasındaki sözüne bakar mısınız? Tek parti dönemini topa tutup duran ve Atatürk'ü de saygı amacıyla dahi ağzına almayan bir kabinenin aynı özellikteki üyesi şöyle bir söz üretip(!) buraya koydurtmuş: "Hattı diplomasi yoktur, sathı diplomasi vardır, o satıh bütün dünyadır!" Ne kadar özgün(!) ve daha önceki dış politikamızdan ne kadar büyük farklılık(!) içeren, ne kadar derin(!) (sizin bir konuşmada aradığınız) bir söz; değil mi? :) Yazara örnek gösterdiğiniz kişi bana biraz garip geldi, o yüzden yazdım. Ha, yazara eleştiriniz "bu mu muhalifliğiniz?" ise, değiller ki zaten...

ne şamın şekeri ne - ALTAR2

koray çalışkan dış politikamızı geçmişe doğru eleştirisel olarak özetlemişsin ama doğruların bir kısmını yazmışsın önemli bir kısmınıda görmemişsin geçmiş ortadoğu politikamız ne şamın şekeri ne arabın yüzü politikasıydı bir arap politikamız zaten yoktu, etliye sütlüye karışmayan, herkesi öptüm israili iki kere öptüm diyen, bir dış politikamız vardı, dışişlerinin en rahat olduğu yerdi arap coğrafyası, çünkü hiç bir yerinde yoktuk hiç bir arap politikamız yoktu olmadığın bir yerdede hatanda olmaz kusurunda olmaz, zaten araplarada hiç bir ihracatımızda yoktu ilişkin olmayan yere malda satamazsın ihracatta yapamazsın, ayrıca koray çalışkan bizim suriyede uçağımızı düşüren suriyeliler değil ruslardı azerbeycan toprağı olan karabağıda ermeniler almadı ruslar aldı ermenilere teslim ettiler, rus emperyalizmi azerbeycanı ve türk dünyasını sizler bağımsız devletler dahi olsanız benim yörüngemden hegomanyamdan çıkamazsınız buna müsade etmem diye bir dış politika izliyor hala daha türk dünyası rus emperyalizmi altındadır, suriyede düşen uçaktada rusyanın parmağı var. bunu suriye yapamazdı israil işine gelince oraya hiç karışmasan daha iyi olur uçağının tankının modernizasyonunu bile o ülkeye yaptırıyorsun kılıçdaroğlu gibi israile git anlından öpeyim diyen bir muhalefet lideri gibi sorumsuzca konuşulurmu israille kapışalımda ağzımızı burnumuzu kırsın bizi dünyaya madaramı etsin böyle sorumsuz muhalefet liderimi olur sayın koray çalışkan

İnsanların bakışları, fikirleri önemli ama... - ahmet aksay

Gazetelerde köşe yazılarını niye okurum? O yazarların düşündüklerini, bakışlarını, görüşlerini merak ettiğim için. Belki benim düşünemediğim, beni etkileyecek önemli bir analiz, değerlendirme, yorum, fikir okurum diye. Bu yazıyı okuyunca şunu düşündüm: bu konularda yazardan çok daha fazla önemsediğim kişi Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'dur. Onun bu yazıda dediklerine cevap oluşturacak düşünceleri mutlaka vardır, bundan eminim. Bu yazı için şunu derim: bol hüküm var, analiz yok. Ard arda sıralanmış tespitler. Küllî(tümel) bir olumsuzlama. Dolayısıyla Ahmet Davutoğlu'nun kolayca cevap vereceği türden iddialar bunlar. Acaba yazar onu da ikna etmeyi düşünerek kaleme almış mıdır bu yazıyı?

cüsssesi büyük ama kof adam - efeg27

Biz masallardaki yufka yürekli deve benziyoruz, devlet zihniyetiyle değil cemaat zihniyetiyle yönetiliyoruz. En yakın ve basit örnek ,Suriye bizim uçağımızı düşürdü üstünede bizlen dalga geçiyor İsrail ise adamların başkentinde düşmanlarından birini temizliyor. Kimin ciddi devlet olduğu açık, benzer şeyi İran defalarca ülkemizde yaptı. Zamanın da Suriyeyi tehdit eden generaller bugün yargılanıyor onların yerine şehit cenazesinde ağlamaktan başka bir şey beceremeyen ama cemaatin adamı olan bir Gen.Kr.başkanı var. Tecrübeli eski büyükelçilerin tamamı 'monşer' olduklarından küstürüldüler, yeni büyükelçiler ise diplomasiden değil cemaattan gelmeye başladı. Davutoğlu döneminde dışişleri zafiyeti ve işbilmezliği zirveye çıktı. Yakın dönemde tüm büyükelçiler cemaatin adamları olacak, bunların tamamı İsrail,Rusya ve ABD aleytarı olduğu için dışişleri daha da çökecek. Dış politika tamamen çökmüş durumda ancak siyaset boşluga imkan vermeyeceği için İran bütün gücü ve bağlatıları ile dolduracaktır. Bizler de içeride hala 'one minute' safsatalarıyla mutlu olup alkış tutacağız.

Analiz - Kara Bayrak

Komik olan dengeler, Araplara yakın bir ortadoğu siyaseti izleniyordu Davutoğlunun gelişinden itibaren eleştiriliyordu bu siyaset. Batıyı boşverip ortadoğuya angaje olmaktan bahsediliyordu şimdi de batıyı dinleyip ortadoğuda herkese düşman olmakla eleştiriliyor. Türkiye silah kullanmaya zorlanıyor her anlamda. Dalga geçen ülkelerin konumları da ortada. Siz ne derseniz deyin başına çuval geçirildiğinde susan bir ülke olmaktan tepki veren bir ülke olmaya dönüşmek iç politikada bazılarını tatmin eden bir şeydir. Evet dış politikanın baştan oturulup bir daha analiz edilmesi gerekiyor hemen her saat, hele ki dünyanın iki kutuplu yeni bir soğuk savaş döneminde olduğu bu zamanlarda...