Hükümet değişim istiyor mu ?

Türkiye, İnsani Gelişmişlik Ligi'nde 175 ülke arasında ancak 96'ncı olabilmiş.

Türkiye, İnsani Gelişmişlik Ligi'nde 175 ülke arasında ancak 96'ncı olabilmiş. Hem de, bir evvelki seneye kıyasla 11 basamak gerileyerek. Bu başarısızlığın nedenlerinden haber manşetlerine yansıyan birkaç tanesini verelim. Okuryazar olmayan yetişkin nüfus : yüzde 14.5, sağlıklı içme suyuna ulaşamayan nüfus : yüzde 18; Günde sadece 2 dolara geçinen nüfus : yüzde 10.3 ; GSYiH içinde eğitime ayrılan pay : yüzde 3.5, sağlığa ayrılan pay : yüzde 3.6; askeri harcamalar : yüzde 4.9, borç ödemeleri : yüzde 15.2; nüfusun en zengin yüzde 10'luk kısmının yurtiçi hasıladan aldığı pay : yüzde 30.2, nüfusun en fakir yüzde 10'luk kesiminin yurtiçi hasıladan aldığı pay : yüzde 2.3.
Yerimiz dar olduğundan daha fazlasına yer veremiyoruz. Ama, şunun altını çizelim. Lig'deki yerimiz, bize, kalkınmanın neresinde olduğumuzun yanı sıra kalkınmayı ve dolayısıyla büyümeyi nasıl algıladığımızı da iyi anlamamıza yardımcı olmalı. Çünkü, ekonomiyi kur-faiz-borsa endeksi üçgenine sıkıştıran zihniyetimiz büyüme ve kalkınmayı da, anılan ligdeki yerimizin de işaret ettiği gibi, içi oldukça boş bir çerçeveye oturtmak eğilimdedir. (Bu bağlamda, Radikal'in geçen pazar ekinde Ahmet Çakmak'ın ekonomi sayfalarını eleştiren yazısını okumadıysanız, hemen okumanızı tavsiye edeceğiz) Büyüme, kalkınma, ekonomik sorunların aşılması gibi meselelerin artık yıllarca denenmiş ve klişeleşmiş çerçeveler içinde çözülemeyeceği açık. Çokça dile getirdiğimiz gibi Türkiye, yalnız yönetenleri ile değil tüm toplumu ile davranış biçimini değiştirmediği takdirde büyüme ve kalkınmanın kalitesini gösteren bu gibi indekslerde çok fazla yukarı çıkamaz.
Kapalı toplum Türkiye'si günah keçisi yaratmaya bayılır. O nedenle de bugüne kadar hep siyasetçiler ve hâkim güçler eleştirilmiştir. Hep onların değişmesi istenmiştir. Biz, giderek açık bir toplum haline geldikçe bu davranış değişimi talebinin tüm toplumu içine alacağından eminiz. Ama, bu değişime önayak olacaklar önce 'yönetenler' olacaktır. 'Yönetenler' için en büyük davranış değişimi gereği önce 'toplumu' hangi objektif ile yönettikleridir. Sıkça tekrarladığımız gibi bu 'bireyin refahını artırmaktan' başka bir şey değildir. Yönetenler için ikinci davranış değişimi gereği ise toplumu yönetme aracı olan 'yasalar'ın oluşturulma ve uygulama usullerinde yatmaktadır. Bu çok önemli; çünkü, yasalar yönetenler ile yönetilenler arasındaki en etken bağlantılar.
'Değişim' için iktidara geldiğini iddia eden AKP hükümeti bazı son girişimleri ile bu noktalarda değişim iddialarına hiç uymayan görünümler sergilemekte. Örneğin; YÖK tasarısı ve İcra İflas Yasası. Biz burada YÖK tasarısının arkasındaki, olan veya olmayan, niyet hususunda herhangi bir yorum yapmak niyetinde değiliz. Bizi, yorum yapmak mecburiyetinde bırakan husus işin usul yönünde. Demokratikleşme ve değişim iddiasında olan AKP hükümeti 'demokratikleşme' ve 'değişim'in en önemli göstergesi olan 'katılım' konusunda iddiasına uygun olmayan mesajlar gönderiyor. YÖK Yasası'ndan en çok etkilenecek olan üniversiteler ve onları temsil eden rektörler 'yasa yapılırken kendilerine danışılmadığından' şikâyet ediyorlar. Bize göre, Türkiye'nin geleceğini belirleyecek bu konuda yalnızca üniversitelerin değil, üniversitelilerin de, hatta liselilerin de, sanayinin de ve giderek toplumun tüm kesimlerinin görüşlerini almak gerekir. Zaten, mevcut YÖK Yasası'nın bütün çarpıklıklarının ve sonuçlarının nedeni geniş bir katılımda fikir alışverişi olmadan düzenlenmesi değil mi ? İcra İflas Kanunu konusunda ise Bankalar Birliği Başkanı "Bizim de fikrimizi alsınlar" diye sesleniyor; hükümetten kimse üstüne alınmadığı için başkan mesajını IMF vasıtası ile göndermeye çalışıyor. Katılım aracı olarak düşünülen Ekonomik ve Sosyal Konsey bir devlet kalesi gibi duruyor.
Maalesef, anlaşılıyor ki, Türkiye'de hiçbir iktidar 'keyfiliği'ne engel çıkmasın diye yönetenler ile yönetilenler arasındaki en önemli bağlantı olan yasaların oluşturulması sürecini reform etmek istemiyor. Katılımı sağlamıyor. 'Kur-faiz-borsa' gelişmeleri ve içi boş 'büyüdük-büyümedik' tartışmaları ile toplum afyonlanmaya devam ediliyor. Ve, Türkiye, İnsani Gelişmişlik Ligi'nde sürekli irtifa kaybediyor.