1 kentilyon kaç ördek dudak eder?

Başımızın belası rakamların göstermeye çalışıp gösteremediği ve gizlemeye çalışıp gizleyemediği verilere bakalım.
1 kentilyon kaç ördek dudak eder?

İnternette dört bir yanımız farkında bile olmadığımız sahte hesaplar ve bot kimliklerle dolu. Peki aramızda işleri ne?

Rakamların karmaşık şeyleri daha kolay anlamamıza yardımcı olduğu söyleniyor. Emin değilim. Hatta aksine kimi zaman her şeyi sıradanlaştırdıklarını bile düşünüyorum. En sık duyduğumuz birkaç örneğe bakalım mesela: Teröre 40 bin kurban!

Polis ve jandarmanın 1984-2012 arasındaki kayıtlarına göre terör olaylarında 5500 asker ve polis, 1500 sivil ve 21 bin 800 PKK militanı hayatını kaybetmiş. Yani 35 bin 300 kişi. Bir derbi maçının izleyici sayısı adına hafife bile alınabilir.

Oysa sadece 2012’de Türkiye’de meydana gelen 1 milyon 228 bin trafik kazasında 10 binden fazla vatandaşımız ölmüş. Başka bir deyişle sadece geçen yıl gerçekleşen trafik kazaları 28 yıllık terörün sebep olduğu toplam kaybın üçte biri kadar cana mal olmuş. Lafı bile edilmez elbet. Ama yılda 10 bin kişiyi teröre kurban etseydik herhalde böyle sükûnetle karşılanmazdı. Trafik terörü terimi çok da boşa değil anlayacağınız. Ve ölümün adedine değil, çeşidine bakıyoruz. Ya da derdimiz ölenler değil; başka şeyler.

Özetle rakamlar hiçbir şeyin dermanı değil. Belki de Rus lider Joseph Stalin’e atfedilen o ünlü sözdeki gibi “bir kişinin ölümü trajedi, 1 milyon kişininki sadece istatistiktir” sahi. 

Görmek, inanmaktır
Rakamların sıradanlığını kırma ve gerçeklerle yüzleşebilme adına en yaratıcı kampanyalardan biri, ABD’deki bireysel silahlanmayı engellemek adına 1993’te başlayan Silent March (Sessiz Yürüyüş) eylemi olmuştu (silentmarch.org).

Ülkede her yıl silahla vurularak ölen (ve bir istatistik satırına dönüşen) on binlerce erkek, kadın ve çocuğu temsilen birer çift ayakkabı Beyaz Saray’ın önündeki bahçeye dizilmişti. Ortaya çıkan görüntü kesinlikle etkileyiciydi. Uçsuz bucaksız ayakkabı denizi dehşetin boyutlarını apaçık ortaya koyuyordu.

Demek ki evrensel ölçü birimimiz rakamlar bile bazı olayları anlatmada kifayetsiz kalabiliyor.
Gel gelelim teknoloji / bilişim sektörü de bu rakamlara bayılıyor. Birkaç tane sıralayayım bakalım.
Mesela başlangıç için 2.5 kentilyon nasıl? Önce kentilyonu bilmek gerek elbet. 6 sıfır olunca milyon oluyor ya hani; 18 sıfır koyunca da al sana kentilyon.

2.5 kentilyon bizim şu an her gün yarattığımız verinin bayt cinsinden karşılığı. Biraz daha anlaşılabilir haliyle 2.3 milyar gigabayt! Her gün bu miktarda yeni veri dijital gayya kuyusuna doluveriyor. Arasında iki merkez bankası arasındaki kredi aktarımı da var, bir kameranın trafik kontrol sistemine yolladığı görüntü de. Tori Black’in yeni pornosu da çok hoş olduğunu düşünerek çektiğiniz ördek dudaklı fotoğrafınız da. Eskiden bunların çoğunu derleyip muhafaza etmek bizlerin sorumluluğumuzdaydı. İnternet sosyalleşmeye başlayınca paylaşmak şart oldu. Elimizde ne var ne yok bulut (cloud) dediğimiz hizmetlere yüklemeye başladık. Bu sorumluluk devri dev bir pazarı tetikledi. Sektörel tahminlere göre 2020 yılında bulut bilişim yatırımlarına harcanan tutar 241 milyar dolara ulaşacak.

Dahası birkaç yıl sonra verinin önemli bir bölümünü daha çok makineler yaratmaya ve kullanmaya başlayacak. Hava durumunu tahmin eden algılayıcı cihazların merkeze yolladığı bilgi, civardaki tarım arazilerinin otomatik tarım sistemlerine iletilecek. Bu veriler bir başka internet kaynağından çekilen güneşin doğuş-batış saati ve topraktan alınan nem değerleriyle harmanlanacak. Otomatik sulama sistemi çalışıp çalışmayacağına böyle karar verecek. Bu teknolojiler bugün deneme amaçlı kısıtlı alanlarda kullanılıyor ama 2020’ye kadar (yani 5-6 yıl içinde) yaygın kullanıma geçecek.

Makineler çağı?
Özetle çok yakında internetin makine kullanıcıları insan kullanıcılarını sayı ve etkinlik adına geride bırakacak. Aklınıza hemen ensemize kabloyu sokup enerjimizi emecek akıllı canavarlar gelmesin (önce bilgisayarımız yazıcımızla iletişimi öğrensin hele).

İnternette şu an da hatırı sayılır miktarda ‘cansız varlık’ boy gösteriyor. Siber trafiğin büyük bir bölümü daha fazla reklam gösterimi ve tıklaması sağlayan yapay (sahte) ziyaretlerden oluşuyor. Gösterdiği her reklam için 0.02 lira kazanan bir site, her sahte (bot) ziyaretçi için 0.01 lirayı gözden çıkarabiliyor. Her gün yatırılan parayı ikiye katlayan bu pazar internetin en bilindik ama konuşulmayan sırlarından biri (ziyaretçi sayısıyla böbürlenen sitelere denk geldikçe bunları hatırlayın). Twitter’ın dahi 230 milyon aktif kullanıcısının yüzde 9’unun bu tip yapay (sahte / bot / makine) hesaplardan oluştuğu düşünülüyor. Twitter yönetimiyse bu oranın yüzde 5’in altında olduğunu söylüyor. Nereden baksan 12 milyona yakın sahte hesaptan söz ediyoruz anlayacağınız.

Yalanlar üstüne kurulu bu garip düzenin kalanına haftaya bakalım.

Rakamseverlere sosyal medya verileri

Twitter’ın en hızlı büyüyen yaş grubu 55-64 arası (2012’den bu yana yüzde 79 büyümüş).

Google+ ve Facebook’un en hızlı büyüyen yaş aralığı 45-54.

Facebook kullanıcılarının 189 milyonu siteyi sadece cep telefonundan kullanıyor.

LinkedIN’e her 2 saniyede 1 yeni üye kaydoluyor.

18-44 yaş arası akıllı cep telefonu kullanıcılarının yüzde 25’i en son telefonlarından ne zaman ayrı düştüğünü hatırlamıyor.

Facebook ile entegre çalışan 1 milyon web sitesi var.

Facebook kullanıcılarının dörtte biri hesabını günde 5 ya da daha fazla sayıda kontrol ediyor.

Twitter’daki RT’lerin yüzde 28’i ‘RT lütfen’ kelimesi içeriyor.

Twitter kullanıcılarının yüzde 60’ı mobil cihazlardan bağlanıyor.

Günde 400 milyon tweet yazılıyor.

Google+’ın 343 milyon aktif kullanıcısının yüzde 67’si erkek.

Instagram’a 16 milyar fotoğraf yüklenmiş durumda. Bu rakama her gün 5 milyon yeni fotoğraf ekleniyor.

Pinterest kullanıcılarının yüzde 69’u kadın.

YouTube’u ayda 1 milyardan fazla kişi ziyaret ediyor.

Türkiye’de mobil cihazlardan sosyal medya en fazla 22.00-23.00 saatleri arasında kullanılıyor.

Türkiye’de hafta sonu YouTube ve Instagram’ın mobil trafiği diğer sosyal ağları geride bırakıyor.