Adınızı Google'da aradınız mı hiç?

İnternette isminiz olmadık bir şekilde geçiyor olabilir. Bir isim benzerliği sizi dolandırıcı, katil bile yapabilir. Ya da aklandığınız bir davanın haberleri sürekli karşınıza çıkabilir. Peki ne yapmalı?

Asıl adı Eric Arthur Blair olsa da onu çoğumuz George Orwell olarak tanıyoruz. Hakkında çok az şey bilenlerin bile en azından duyduğu ünlü bir romanı var: '1984'. Okumayanlar için özetlemek gerekirse Orwell'in 1950'li yıllarda yazdığı bu kitap gelecekteki farklı bir tür yaşamı işler. Bütün distopik kurgular gibi 1984'te de gelecek karanlık, ürkütücü, faşist ve totaliterdir.

Hükümet, haber, eğlence, öğretim ve sanatı yöneten Gerçek Bakanlığı, savaşı yöneten Barış Bakanlığı, yasaları ve düzeni koruyan Aşk Bakanlığı ve ekonomiyi yöneten Bolluk Bakanlığı olarak dört koldan oluşur. Tek söz sahibi, mutlak hâkim 'Büyük Birader' ise ülkenin her noktasını kameralarla izlemektedir. Bunun unutulmaması için de her yerde 'Büyük birader seni izliyor' afişleri asılıdır. Kafası karışıkların zihniniyse 'düşünce polisi' tarafından açılır.

Romandaki en ilginç detay, yazı yazmanın ve kâğıdın yasak olmasıdır. Tüm kâğıtlar hemen her yerde rastlanan 'anı deliği' adlı borulara bırakılır. Bu borular kâğıtları merekeze vakumlar ve imha eder. İnsanlar önemli şeyleri 'diktafon' adı verilen cihazlara okuyarak kaydeder. Kâğıdın, kalemin ve yazmanın yasak olmasının sebebiyse kayıtların; dolayısıyla 'gerçeğin' tek elde toplanma amacıdır.

Örneğin Büyük Birader bir gün bir devlete savaş açtığını söyler. Hemen arşivdeki gazetelerde o devletle ilgili Büyük Birader'in önceden yaptığı övgüler yerini hakaret ve tehdit içeren cümlelere bırakır. Gün olur, devran döner; savaş biter, barış gelir. Arşivler hemen tekrar eski haline gelir. Eldeki tek kayıt o gazete arşivi olduğu için de Büyük Birader hep haklıdır, tutarlıdır, dürüsttür.

Yakın geçmişte bu muhteşem romanın İngilizleri Rusya ve komünizme karşı soğutmak için ülkenin gizli servisi tarafından Orwell'e para verilerek yazdırıldığı iddia edildi. Daha ciddi iddialar da var. Öyle olsa da bu gerçek '1984'ü yine de gözümden düşüremiyor.

Radikal gazetesinin internet sitesini yönettiğim için sıkça karşılaşmaya başladığım bir durum bu romanı daha sık aklıma getirmeye başladı. Hemen her ay birkaç kişi beni arayıp arşivdeki haberlere müdahale etmemi istiyor. Varsayalım ki Kemal Ketenpere adlı biri çalıştığı kurumu dolandırma iddiasıyla mahkemeye çıkarılıyor. Biz de bunu haber yapıyoruz ve doğal olarak internet sitemize de giriyor. Elbette Google, Yahoo gibi arama motorları da aynı gün indeksleyip arşivliyor. Yani artık Kemal Ketenpere ismini Google'da arayanlar davayı haber yapan sitelerdeki dolandırıcılık haberini de görüyor. Ama gelin görün ki mahkemede sayın Ketenpere'nin suçsuz olduğu ortaya çıkıyor! Aynı yayın organlarının bunu haber yapacağı da kesin değil. Yine de her durumda ilk haber aramalarda çıkmaya devam edecek.

Bu kimi zaman firmaların da başına gelebiliyor. İş yapmak istediklerinizin ismini internette arattığınızda karşınıza piyasada 40 yeri dolandıran ve sahibi aranan bir şirket profili çıktığını düşünün. Zor bir durum olsa gerek. Hele ki oradaki firmaysanız ve aklanmışsanız. (Ya da hele o haber tamamen yanlış; hatta yalansa!)

İnsanlar arayıp arşivdeki haberin silinmesini istiyor. Aklıma gelen tek mantıklı çözüm mahkeme kararının birer kopyasının bana ve avukatımıza yollanmasını istemek. Öyle de yapıyorum. Henüz yollayan olmadı. Üstelik bunun da doğru olup olmadığını bilmiyorum. Mahkemenin kararına göre internetteki haberleri değiştirmeye başlarsak '1984'teki mizansenin kapısını da aralamaz mıyız?

Televizyon ve radyo gibi mecralarda söz zaten buhar olup uçuyor. Peki gazete ve dergilerin 'gerçek', 'basılı' arşivleri ne olacak peki? Hiç merak etmeyin; onlar bugünün dünyasında anı deliklerine atılmış kâğıtlardan farksız. Sanıyor musunuz artık insanlar gazetelere gelip arşivden sayfa karıştırıyor? En çok bir avuç araştırmacı; o da internet öncesi dönem için. Demek ki internet bizim 'Gerçek Bakanlığı'mız olmuş bile. Ben ve benim yetkimdeki insanlarsa düzeltme memurları...

Ama sanılmasın ki ben düğmeye basıp haberi silince dertler merhem görmüş yara gibi bitiyor. Hayır. Çünkü bu sefer de Google silmiyor. O haberin başlığı ve özeti Google'ın veritabanı güncellemesi yaptığı güne kadar (senede iki-üç kere) orada kalıyor. Ama güncellemede de mutlaka siliniyor sanmayın. Bazen aynen kalıyor. Peki diyelim ki ben sildim, Google da sildi. Bitti mi? Hayır! Bütüm arama motorları silse de 'lekesi kalıyor'. Bu sefer yine bir Google hizmeti olan http://web.archive.org/ adresinde saklanıyor olabilir. İnternetin çöplüğü, silineni, kalanı, hepsi orada; Gerçek Bakanlığı'ndan uzakta bekliyor.

Bu kadar lafı geçmişken eğer hâlâ '1984'ü okumadıysanız hemen alın okuyun. Hoşunuza gideceğinden, tanıdık geleceğinden eminim...

Elbette Google'a da uğramadan olmaz!