'Alo Fatih' tamam; sırada 'Poke Fatih' var

Doymak bilmeyen mutlak kontrol iştahında hükümet 'nükleer savaş' kartını masaya sürdü.

Siyaset, Arapça bir kelime. Kökü at ve seyis kelimelerine dayanıyor. At bakım sanatı. Hayvan gütme de diyebiliriz. Güncel kullanımdaki karşılığıysa malum; devlet yönetme meselesi. Bizdeki siyasetin işleyiş tarzı -özellikle son dönemlerde- bana nedense daha çok ilk tanımı çağrıştırıyor.

Türkiye bir dönem siyasi mizahtan usanan bir ülkeydi. Bugün Başbakan’ı sitemle anmak dahi evlere ateşler düşürüyor, manevi idamla cezalandırılıyor. ‘Yeni Türkiye’nin bu yeni düzenini ‘bozan’ tek unsursa şüphesiz internet.

Medya yöneticilerinin iktidardan gelen tek telefonla ‘kendi adına gerekeni yaptığı’ bir ülkede herkesin özgürce fikrini ifade edebildiği sosyal medyaya karşı tahammül beklemek zaten saflık olurdu.

Türkiye dünyadaki bütün baskıcı rejimlerden topladığı parçalarla eşi benzeri olmayan bir internet yasası kokteyli hazırladı. Bu günlerde cicili bicili bardaklarla içtiğimiz baldıran şerbeti böyle ortaya çıktı. 22 Ağustos 2011’de bu topraklar internet sansürüne karşı dünyanın en geniş katılımlı (ve hiçbir şiddet içermeyen) eylemine imza attı. Bu isyanın ardından yumuşatılan yasa iktidarın deyimiyle ‘paralel yapı’ tarafından internete aktarılan içeriklerle misliyle şekilde geri döndü.

Artık bütün internet yer sağlayıcılarının devlete bağlı bir kuruma zorunlu kayıt olduğu, mahkemeye dahi ihtiyaç duymadan birkaç saat içinde site sansürlenebildiği, (ama) açtırmak için hâkim ya da savcıya başvurmanın gerektiği; en ürperticisi de bütün internet kullanıcılarının yaptığı her şeyin kaydedilip 2 yıl saklanmasının zorunlu olduğu ve bu bilgilere devletin sınırsız erişim hakkı olduğu ‘benzersiz’ bir ülke.
İnternet 1960’larda ABD’nin olası bir nükleer saldırıya karşı ayakta kalmasını sağlamak için geliştirildi. En öfkeli başbakanlara karşı bile dirençli olması bu yüzden.

Çağdaş liderlerin sosyal medya kullanarak iktidara geldiği, güç yarıştırdığı bir çağda bize internete karşı güç yarıştıran liderler düştü.
Cuma günü TİB (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı; daha açıkça ifadeyle hükümet) iktidar partisi eleştiriliyor diye -ki bu henüz Türkiye’de bile suç değil- Twitter’a erişimi tamamen engellemişti. Yasağın ardından Twitter kullanımı daha da artınca TİB dün Google’ın DNS hizmetini hiçbir gerekçe sunmadan, karar açıklamadan, ‘hukuksuz olarak’ engelledi.

DNS’i bir telefon santral operatörüne benzetebiliriz. Numarasını bilmediğiniz kişileri aramak için ismini söyleyip telefon bağlattırmak gibi webde de erişmek istediğiniz her adresin (örneğin radikal.com.tr) IP numarası önce kullandığınız DNS hizmetine sorulur. Ardından DNS’in verdiği IP numarasına bağlantı kurulur. DNS engellendiğinde sisteminiz ‘hiçbir’ site ve hizmetin IP numarasına ulaşamayacağından teorik olarak internetiniz de kesilmiş olur. Bunu aşmanın yolu farklı bir DNS kullanmak. Fakat bu yapılan işin korkunçluğunu unutturmamalı.
Hükümetin baskısıyla alınan bu tarihi kararı birbirimize sakıncalı mektup yollamayalım diye bütün postanelerin kapatılması gibi düşünebiliriz.
Bu satırları yazdığım sırada Türkiye’de Google’ın erişime engellenmesi konuşuluyordu. Hoşuna gitmeyen her şeyi yasaya aykırı ilan edebilme yetkisine sahip iktidar, özgürlüğün son kalesi internetle restleşiyor 

Komik olmaya çalışıp güldüremeyen bir film gibi izliyorum.

Biri bilet paralarımızı geri versin!