Amansız hastalık yok, patentli genler var

Bütün anlaşma ve pa-tentleri reddederek kurulan ABD, bugün tescil avcıları ve davalarıyla tutsak edilmiş durumda. Üstelik bundan hepimiz mağduruz.
Amansız hastalık yok, patentli genler var

Meşhur Fransız ayakkabı markası Christian Louboutin geçen sene bir diğer Fransız markası Yves Saint Laurent i ayakkabılarının tabanında kendi kırmızı tonunu kullandığı için ABD de mahkemeye verdi. Renklerin bile birilerine ait olduğu dünyada hiçbir şey istisna değil. Hastalıklar bile!

Geçen hafta internet ile altın çağına giren paylaşım ve remix (TDK’nın tanımıyla ‘bindirim’) kültürüne değinmiştim (bit.ly/GzvEwA). Eksik kalan parçayı da bu hafta tamamlayacağız.
Creative Commons (CC diyelim) geçen hafta adını sıkça andığım ABD’li akademisyen Lawrance Lessig tarafından 2001 yılında kuruldu (creativecommons.org). Amacı bilginin kolay, sınırsız ve küresel paylaşım imkânına kavuştuğu internet çağında telif haklarını koruyan mevcut düzenlemelere alternatif bir lisans modeli oluşturmaktı. Bunu da başardı. Öyle ki 2011 rakamlarına göre sadece fotoğraf paylaşım sitesi Flickr’da 200 milyondan fazla fotoğraf CC ile lisanslandı. CC, bir şeyin tüm haklarını saklı tutmak yerine bazılarından feragat etmek isteyenler için geliştirilmiş bir çözüm. Bu sayede örneğin çektiğiniz bir fotoğrafın ya da bestelediğiniz bir şarkının başkaları tarafından kişisel amaçlarla kopyalanabilmesine, hatta değiştirilerek yeni bir eser ortaya çıkartılmasına izin verip parayla satılan (ticari) bir esere dönüşmesini engelleyebiliyorsunuz. Altı temel lisans modelinde ara değişkenleri belirlemenize de olanak sağlanıyor (Örnek için: bit.ly/GzxWff). CC’nin önemini kavrayabilmek için mevcut patent düzeni ve sonuçlarına bakmak gerek.
İnternetin en büyük e-ticaret sitesi ‘amazon.com’ 1999’da tek tıklamayla alışveriş yapmayı tescilledi. Böylece adres ve kredi kartı bilgilerinizi siteye önceden kaydedip alışverişte tekrar form doldurmaya gerek kalmadan tek tıkla alım yapmak (Amazon’dan izin almayan) tüm sitelere haram oldu. Amazon size izin verirse, belirlediği bedeli de öderseniz siz de kullanabilirsiniz. En iyi ‘müşterisi’ Apple oldu. 2000 yılında yaptığı anlaşmayla Apple, iTunes üstünden tek tıklamayla telefon, bilgisayar ve tabletlerinize yüklediğiniz her oyun, uygulama ve şarkı için Amazon’a telif ödüyor. 

Patentler gelir modeli...
Yazılım, donanım ve web dünyası bunun gibi milyonlarca patent ile ‘hapsedilmiş’ durumda. Dev firmalar her yıl yeni patentlerle krallığını genişletiyor. Bu yarışın 19 yıldır değişmez lideri IBM. Firma sadece geçen yıl 6 bin 180 yeni patent tescil ettirdi. Sıralamanın devamında Samsung, Canon, Microsoft, Panasonic ve Toshiba geliyor. (Türkiye’nin ise toplam 8300 patenti var; bunun 1000’den fazlası lider Arçelik’in / bit.ly/GzE86X) İşin garibi bu patentlerin çoğu hiçbir zaman kullanılmıyor. Önemli bir kısmı rakiplerin kullanıp daha iyi bir şeyler çıkartma olasılığını engellemek için alınıyor. Yani bu şekilde patentler temeldeki mantığı olan ‘fikir sahibini kollama’ yerine aslında tamamen gelişimi engelliyor. Aynı taktikle dev firmalar çoğu zaman ellerinde rakiplerinin işine yarayacak patentleri olduğunu düşündüğü küçük firmaları satın alıyor (ve hemen ardından patentleri kendi üstlerine geçirip aldığı firmaları kapatıyor). Bugün aklınıza gelen bir fikrin birileri tarafından tescil edilmemiş olma ihtimali yok denecek kadar az. Yürürken boyuna masaj yapan ayakkabıdan parmak emmeyi engelleyen bileziklere, soğuk havada otomatik şişen kardan adamdan kuşlar için alt bezine kadar neredeyse her şeyin hakkı alınmış durumda.
Patentler kimileri için ciddi bir gelir modeli. Bu işin piri de Intellectual Ventures (IV). IV’nin kurucusu Nathan Paul Myhrvold, adını 13 yıl hizmet verdiği Microsoft ile duyurmuştu. 1991 yılında yazılım devinin AR-GE fabrikası Microsoft Research’ü kuran Myhrvold, teknoloji yönetiminin en tepesindeki isim olarak firmasına veda etti. Hemen sonrasında kurduğu IV ile kısa sürede 60 bine yakın patent hakkı topladı. Ve bu patentleri izinsiz kullandığını tespit ettiği firmalara dev tazminat davaları açarak milyarlarca dolar gelir elde etti. Stanford Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin hakkındaki araştırmasına göre bu süreçte fazla dikkat çekmemek için davaların büyük bölümünü kurduğu 1300’den fazla paravan şirket üstünden yürüttü (bit.ly/GzCq5z). 

Bakteriler bile tescilli!
Ana şirketinde 800 çalışana sahip IV, rakibini dava etmek isteyen firmalara elindeki portföyü satarak patent gelir modelinde yeni bir ekol de yarattı. Bu sayede ABD’de TiVo, rekabet ettiği Verizon’ı dava ettiğinde Verizon IV’nin elindeki bir lisansı paravan şirketlerden biri üstünden 350 milyon dolara satın alarak karşı dava açtı. Bu örneklerden sadece biri.
Patent ve tescilin fikir ve dijital eserlerle kısıtlı olduğunu sanmayın sakın. Yaşamın yapıtaşı genler; hatta bakteriler bile çoktandır tescilli. Amansız bir hastalığa şifa bulmak için önce yapmanız gereken onun geninin patent sahibinden izin almak. Verirse ne âlâ. Peki ya vermezse? Patent hakkı yaşama hakkından da kutsal anlayacağınız. Örneğin Alzheimer hastalığının tedavisine yönelik çalışmalar ona sebep olan genlerden birinin patentlenmiş olması yüzünden ilerleyemiyor. Açılan davalarda da hâkimin eli kolu bağlı çünkü yasalar her zaman patent sahibinden yana.
Bilgi çağı dediğimiz dönem işte böyle garabetlerle sürüyor. Aklınızda bulunsun.