Araçlarının aracı haline gelen insanlar

Doğruyu yaymak için bunca aracımız varken yalan denizindeki seyrimizi neye borçluyuz?
Araçlarının aracı haline gelen insanlar

1800’lü yıllarda ABD’de yaşamış Henry David Thoreau tarihin en üretken düşünürlerinden biri. Şu günlerde sıkça duyduğumuz ‘sivil itaatsizlik’ kavramının da fikir babası.

Görüşleri yüzünden kimi çevrelerce anarşist olarak tanımlanan Thoreau, Tolstoy’dan Gandhi’ye kadar pek çok tarihi figürün de ilham kaynağı.

Birkaç kitabı Türkçeye de çevrilen Thoreau’yu bir köşe yazısında özetleyebilecek kadar marifetli değilim. Ama her geçen gün biraz daha anlam kazanan bir cümlesini aktarmak boynumun borcu: İnsanlar araçlarının aracı oldu.

Bu cümle sakin bir hayat yaşamak için ormanda bir kulübeye çekildiğinde kaleme aldığı ‘Doğal Yaşam ve Başkaldırı’ (Walden) kitabında geçer. İnsanların kendine hizmet etmesi gereken araçlara hizmet eder hale gelmesini özetler. İşlerimizi kolaylaştırmak, zaman kazandırmak gibi vaatlerle hayatımıza giren her şey günün sonunda bütün vaktimizi yiyen ve her şeyi daha da zor ve karmaşık hale getiren şeylere dönüşüyor.

Gerçeğe veda
İletişim adına hayatımıza giren araçlar bizi en temel iletişim düzleminden koparıyor. Kusursuz bir gerçek yayma aracı gibi görünen hizmetlerin yalanı büyüterek gerçeği boğmakta daha mahir olması gibi. Kullandığımız araçlar geliştikçe hayatlarımız da daha karmaşık, yönetilemez, yetişilemez hale geliyor.

Bilimkurgu akımının öncüsü H. G. Wells’in ‘Dünya Beyni’ adlı makalesinde şöyle bir cümle geçer: “Kısa bir süre sonra insanlığın bütün belleği her bireyin erişebileceği bir hale gelecek.” Wells 1937’de bu satırları yazarken fotoğraf teknolojisinden ilham alıyordu.
Medya teorisyeni Marshall McLuhan, elektronik medya sayesinde farklı coğrafyalarda ortak bir gündem yaşanacağını; herkesin birbiriyle iletişim kurabileceğini 1960’lı yıllarda iddia ediyordu. Her şeyi birbirine bağlayıp etkileşim içine sokan elektronik medya dolayısıyla herkesi her şeyle ilgili ve sorumlu hale getirecekti.

McLuhan’ın ilham kaynağıysa televizyondu.
Bugün hepimizin elinde teorik olarak dünyayı değiştirebilecek araçlar var. Ama onlarla olan ilişkimizin çok az bir kısmını bu amaç için kullandığımız da ortada. Kimilerine göre yaşadığımız dönem George Orwell’ın bilginin tek elden çıktığı, gerçeğin iktidar tarafından ‘imal edilen’ bir metaya dönüştüğü dönemi anlatan 1984 romanını andırıyor. Tam tersine dünyanın Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya romanını andırdığını düşünenler de az değil.

1984, gerçeğin tek elden kontrol edilen bilgi yüzünden kısıtlandığı; Cesur Yeni Dünya ise her taraftan saçılan binbir çeşit gereksiz bilgi ve eğlence yüzünden ‘umursanmadığı’ bir yapıyı resmeder. Eğlencenin bolluğu insanların bilgiye olan ihtiyacını ‘öteler’. Her şey bir eğlenceye dönüşür (tanıdık geldi mi?).

Sessiz Yığınların Gölgesinde

Jean Baudrillard
Gerçek ile sahtenin ikna kabiliyetine bağlı bir yapıda gidip geldiği simülasyon ve simulakr teorisinin mimarı Baudrillard’ın kitabı toplumu oluşturan ana katmanın temsil hakkını yitirmesine yönelik ilginç bir yaklaşıma sahip. Toplumun büyük bir bölümü sessiz kalmayı tercih eder ve alınan kararlar ve yönetim şeklinde aslen hiçbir zaman temsil edilemez. Yöneticiler arada sırada onları seçim, referandum, kamuoyu araştırması gibi bahanelerle yoklar, koklar. Bu yöntemlerin ne kadar anlamlı olduğu kitabın ana konusu.

İyimser Gelecek

John Brockman
Bu kitap Ray Kurzweil, Sherry Turkle, Chris Anderson ve Kevin Kelly gibi bu sayfanın okuyucularının sıkça karşılaştığı isimleri de barındıran 153 büyük beyinden damıtılmış bilgiler içeriyor. Dünyanın neden daha iyiye gittiğine dair 153 maddelik bir belge de diyebiliriz. Genel kanının aksine sabrın ve sıkıntının çok daha güzel bir dünyayla ödüllendirileceği fikrine bir şans vermek için okumanızı tavsiye ederim.

Animal Farm

George Orwell
Bir çiftlikte hayvanlar insanların kendilerine kötü davrandığı gerekçesiyle isyan eder ve yönetimi ele geçirir. Çiftliğin işgalinin ardından önce yeni kurallar konulur ve insanlardan talep edilenler belirlenir. Ama bu esnada kendi içlerinde hiç beklenmedik yeni ‘oluşumlar’ baş gösterir. Romanın ünlü bir cümlesiyle özetlersek: Bütün hayvanlar eşittir. Ama bazı hayvanlar daha eşittir. Gezi Parkı Kütüphanesi’ne de bir kopyasını yollamakta fayda var ;)

1984

George Orwell
Anti-komünist propagandaya destek olması için İngiliz Gizli Servisi tarafından maaşa bağlanmış bir yazar olsa da Orwell’ın 1984 adlı kitabıyla diktatoryal iktidar distopyasının şaheserini yazdığını kabul etmeliyiz. Etrafı kukla bakan ve bürokratlarla çevrili tek adam iktidarında, doğruların neredeyse her an diktatörün keyif ve çıkarına göre değiştiği, her şeyin kısıtlandığı, baskı dolu bir ülkenin gündelik yaşam ve isyanına dair bir başucu eseri.

Cesur Yeni Dünya

Aldous Huxley
2540’ta dünya tek bir devlet altında birleşmiş ve nüfus 2 milyara sabitlenmiştir. Çocuklar merkezi sistemde ekonomik ihtiyaçlara göre ‘üretilir’, sınıflandırılır ve yetiştirilir. Ömür 60 yılda son bulur. Ama herkes Soma adlı hap ile istediği an mutlu olabilir, isteyen istediği herkesle cinsel ilişki kurabilir. Evlilik kurumu kalkmıştır. Tüm bireysel ihtiyaçlar merkezi sistemle karşılandığından rekabet kalmaz. Tek korkulan şey birey olma duygusudur. Ve korkulan şey bir gün başa gelir.