Başbakan kimleri dürtmüş dersiniz?

Yarının en muteber siyasi lideri, bugünün sosyal medyadan uzak kalmayı başarabilen gençleri arasından çıkacak gibi.

Geçen hafta ilki düzenlenen BrandWeek İstanbul etkinliğinde ‘Siyaset ve Sosyal Medya’ konulu panelde konuşmacıydım. Üç farklı salona dağılmış onlarca paralel oturum arasında güme gideceğinden endişeliydim ama aksine dolu bir salonda, son derece ilgili bir izleyici kitlesine seslenme fırsatı bulduk. Tek sorun formatın kendisiydi. Panel düzeni bana oldum olası bağlamayı kapıp atışan aşıkları hatırlatıyor. Bölük pörçük, parça pinçik.

Elbette kafamdakilerin hepsini aktarma fırsatı bulamadım. Bu yazı orada yarım kalan parçaları birleştirmeye çalışacak.

Siyaset denen kelime enteresan bir ayrıntı olarak seyis kökeninden geliyor. At bakıcılığı yani. Dolayısıyla siyaset doğası gereği tımar etmek, terbiye vermek, gem vurmak, gevşedi mi mahmuzlamak, tavsadı mı terkisine iki kamçı şaklatmak gibi yükümlülüklere sahip. Memlekette işini anlamına en uygun yapan meslek grubu siyasiler anlayacağınız.

Ama işlerinin her geçen gün zorlaştığı da ortada. Çünkü karşılarında gündemi belirleyen, sorgulayan ve bazen değiştiren sosyal medya adlı kaotik bir mecra var.

Sosyal medya Başbakan’ın isabetli tespitindeki gibi (siyasiler için) tam bir baş belası. Ve ne yazık ki isteyerek ya da istemeyerek varlık göstermek zorunda oldukları bir alan.

Alfabeden bağımsız tanımlar
Sosyal medyaya yönelik en yanlış yaklaşım onu Y Kuşağı kavramıyla özdeşleştirmek. Kabaca 1980 ile 2000’ler arası doğanlara verilen bu kod ad tahmin edeceğiniz gibi bir Amerikan icadı. Fazlasıyla da korporatist. Davranışların yaşa bağlı değişkenlik gösterdiğini ya da insanları yaşlarına göre sınıflandırılabileceğini varsayan (kolaycı) bir etiketleme. İnternetin yaş, coğrafya, cinsiyet ve sosyo-ekonomik göstergelerden bağımsız; çok farklı ve karmakarışık formundan habersiz, yarım bir tanım.

80 kuşağının kronolojik sebepler gereği internetle daha haşır neşir olduğuna itirazım yok. Fakat sosyal medyayı bu kuşağın bir alt kümesi olarak tanımlamak büyük resmi kaçırmamıza sebep oluyor. Türkiye internet istatistikleri dahi kullanıcıların yaş dağılımının nüfus dağılımına paralel olduğunu ortaya koyuyor. İnternet ‘sosyal medya’ denen kavramın yaygınlaşmasıyla çocuk ve gençlerin uğraşı olmaktan çıktı (yani çok seneler önce).

Genç kuşağa dair yapılabilecek yarı-doğru bir tespitse siyasete olan mesafeleri. Bunun haklı sebeplerini de yine internet kültüründe bulmak mümkün. Elektronik dünyanın hızına, düzenine, hiyerarşiden uzak işleyişine alışmış dev bir kitle var. Bu grubun güncel siyasetin alabildiğine bürokratik, katılıma ve eleştiriye kapalı, muhataplarını seçimden seçime hatırlayan, etkileşime uzak yapısına sempatiyle bakmasını bekleyemeyiz. Bu yüzden mevcut siyaset birleştirme, dert çözme, temsil etme ve mesaj yayma konusundaki rolünü çoğu zaman kaptırıyor.

Nitelik-nicelik ikilemi
Siyasetin bu dev kitleyi sosyal medyayı kullanarak kendine çekme çabaları da çoğu zaman densiz, yersiz ve faydasız gayretlere dönüşüyor. Hatta geri tepiyor. Sosyal medya hesabında vatandaş namına kimseyi takip etmeyen siyasetçi algısının seyisten öteye gitmesi mümkün değil. 

Bu yüzden de enerjinin büyük kısmı takipçi ya da beğeni sayısı, retweet adedi gibi nicelikten niteliğe doğru kayıyor. Miting var diye zorla meydanlara çekilen ‘taraftarlar’ misali profillere takipçiler biriktiriliyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yaş ortalaması 54’e dayanmış durumda. Avrupa’nın en doğurgan ülkesi Türkiye’nin yaş ortalaması ise 29,7. Bu kuşak farkının sosyal medya araçlarıyla iyice açıldığını söyleyebiliriz. Peki siyasetçiler bu açığı kapamak için ne yapıyor? Ben ne yazık ki üstünde duracak fazla bir şey göremiyorum. Hele başka ülkelerdeki emsalleriyle kıyaslayınca.

Sosyal medya ve siyaset ilişkisine dair pek üstünde durulmayan iki noktaya dikkat çekmek istiyorum.

Birincisi güncel hizmetler sayesinde her şeyin şeffaf ve kayıtlı olma hali. Bugün doğan çocukların neredeyse beşte biri daha anne karnına düştüğünde cenin fotoğraflarıyla anne ve babalarının Facebook profillerinde sosyal medyaya ekleniyor.

Demirel’in saçlı bir fotoğrafına ulaşamıyoruz ama büyük ihtimalle iki kuşak sonraki Cumhurbaşkanı’nın ana rahimdeki ultrason kayıtlarını bile görebileceğiz. Gençken neler karıştırmış, Facebook’ta kimi dürtmüş, hangi aforizmaları apartmış bileceğiz. Kullandığı kelimelerin semantik analizlerinden hangi döneminde nasıl ruh hallerine sahipmiş anlayacağız.

Dolayısıyla belki de geleceğin en muteber siyasi liderleri sosyal medyadan uzak kalmayı en iyi becerenler arasından çıkacak.
İkinci ayrıntıysa sosyal medyanın internet ruhunu siyasete yansıtma umudun yitirilmesi. Devlet başkanından cin fikir trolle kadar herkesin istisnasız eşit temsil edildiği sosyal ağlar ticarileşme ve popülerleşmenin etkisiyle hızla parası olanın arayı açtığı, sesini duyurduğu ve zemin genişlettiği bir ortama doğru evriliyor.

Evrimin bu yönde ilerleyişinin sonunu ve günün sonunda kime yarayacağını da gayet iyi biliyoruz.