Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz

Bu sayfanın düzenli okurları İngilizce terimlere mümkün olduğu kadar yerel bir karşılık bulmaya çalıştığımı bilir.

Bu sayfanın düzenli okurları İngilizce terimlere mümkün olduğu kadar yerel bir karşılık bulmaya çalıştığımı bilir. Ama crowd; yani kalabalık(lar) ve outsourcing (dış kaynak kullanımı) terimlerinin birleşiminden oluşan ‘crowdsourcing’ adlı kırmayı mantıklı bir karşılığa (henüz) oturtamadım.
Şair ne demiş; En azından üç dil bileceksin / En azından üç dilde / Canımın içi demesini / Kırmızı gülün alı var demesini / Atın ölümü arapadan olsun demesini / Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini / İnsanın insanı sömürmesi / Rezilliğin dik âlâsı demesini / Ne demesi be / Gümbür gümbür gümbürdemesini becereceksin.
 Ben henüz gümbür gümbür gümbürdeyemiyorum belli ki. En nihayetinde bizim de milletimiz bu dizelerin muhatabı Memuş’tan gayrı değil. Neyse.
Madem Amerikanca bir terimden söz edeceğiz, ben de yine o yörenin bir dirhem zahmete bile tahammülsüz kültürünün yarattığı kısaltma akımından faydalanarak, crowdsourcing yerine müsadenizle CS diyeceğim.
 ‘Hiçbirimiz hepimiz kadar güçlü değiliz’ ya da ‘hiçbirimiz hepimiz kadar akıllı değiliz’ gibi örneklerine rastladığımız meşhur bir tamlama vardır. CS bunun bir yansıması aslında. İnsanların topluca ve çoğunlukla gönüllülük bazında katıldığı işbirliği projeleri olarak da özetleyebiliriz.
 Hani şu ilkokul kitaplarında hep lafı geçen ama şehir çocukları olarak hiçbir emsalini görmediğimiz ‘imece’ meselesi gibi. Kimileri CS’yi emek israfı ya da anti-kapitalist olarak ilan etse de, her iki tanıma da ileri derecede alerjik Amerikan toplumunda CS altın yıllarını yaşıyor.
CS’nin kökeni çok eskiye dayanmıyor. Herkesin aşağı yukarı üstünde anlaştığı tarih 2006 yılına denk geliyor. Longtail (uzun kuyruk) ve benzeri pek çok akımın da isim babalığını yapan Wired dergisi geçtiğimiz haftaki yazımda (getir.net/cyg ) bahsettiğim Lazy Web ve Google’ın resim etiketleme konusunu bir oyun haline getirip insanlara yaptırdığı ESP projesini tanıttığı dosyada CS terimini de literatüre sokuyor.
Ne var ki CS, kökeni ve tanımından daha çok ortaya çıkardığı sonuçlarla anılmayı hak ediyor. Elbette örneklere geçmeden önce ‘internet’in bu yapıdaki en büyük belirleyici olduğunun altını çizmek gerek. Eğer bugün insanlar sahip oldukları bilgisayar, mobil cihazlar, anten ve kablolarla birbirine bu kadar kolay, yaygın ve ucuz bağlanamasaydı, CS ve etkilerinden de bahsetmeye imkan olmayacaktı. Çünkü CS temelli yapıların ölçeği çoğunlukla yakın çevreden çıkıp internet erişiminin ulaştığı her noktayı kapsayan küresel bir ölçeğe genişliyor.
 Yardımcı olabilecek birilerinin mutlaka bulunacağı fikir ve umudundan heves alan projelere başvuran gönüllüler genellikle o konudaki en idealist ve uzmanlaşmış kesim olduğundan başarı da büyük oranda garantilenmiş oluyor.
 Bu yöntemle kimi ülkelerdeki belediyeler toplu taşıma araçlarının rota ve kapasite kullanımını bile ihtiyaçlar ve sınırlar doğrultusunda yörenin insanlarıyla çözmeyi başardı. Yoğunluğunu kolaylıkla tahmin edebileceğiniz Amerikan Patent Bürosu, yine CS ile ön inceleme safhasını gönüllülerle paylaşarak üstünden büyük bir yükü
kaldırmayı başardı.
 CS’yi parasız hizmet beklentisinden dolayı vasıflı uzmanlara asla ulaşamayacak ve tarafların karşılıklı bir anlaşması olmadığından güvenilirlik ve kalite açısından kaybetmeye mahkum bir heves olarak görenler de yok
değil. Gel gelelim CS projeleri şu ana kadar denendiği hemen her alandan yüzünün akıyla çıkmayı başardı.
Üstelik gönüllü insanların ‘hâlâ’ her işe yetecek kadar çok olmasından dolayı her gün küçük ya da büyük çapta birçok girişim bu akımdan nasibini alıyor. Carnegie Mellon Üniversitesi tarafından yürütülen reCAPTCHA’yı düşünelim. Üniversitenin kendi öz para ve insan kaynaklarıyla altından asla kalkamayacağı bir işe soyundular. Amaçları 1851 yılından beri kesintisiz yayına devam eden The New York Times gazetesi arşivini resim olarak dijitalleştirmek ve metne dönüştürmek. Bu işin bir kısmını optik karakter okuyucu (OCR) yazılımları çözebiliyor. Ama büyük bir kısmı da elle müdahale gerekiyor. CS ruhuyla yürütülen proje, kimsenin tahmin edemediği bir hız ve hacimle büyüdü. Öyle ki Google, kendi dijitalleştirdiği kitap arşivini de benzer şekilde dönüştürmek için üniversiteden bu projeyi satın aldı.Katrina kasırgasından sonra kaybolanların kayıtlara geçebilmesi için yürütülen Katrina PeopleFinder projesinde 4 bin gönüllü kayıp listelerini toparladı. Hatta bu sırada ortaya çıkan People Finder Interchange Format (PFIF) adlı bir dosya sistemi benzer bütün projelerde kullanılmak üzere standartlaştırıldı.
Geniş bir listesini getir.net/cyk  adresinde bulabileceğiniz CS projelerinin sonunda ulaştığımız nokta şu: hep beraberken ‘gerçekten’ her birimizden daha güçlü,
makul, sağduyulu ve akıllıyız. Umarım bunun başka alanlara yansımasını göreceğimiz günler de gelir.