Bombalarla seks bilişimle birleşir

1999 yılında yayımlanan ve benim 2005 yılında okuma fırsatı bulduğum Ray Kurzweil imzalı 'Age of Spiritual Machines' adlı kitaptan bahsediyordum. </br>Bu vesileyle kitap konusuna yeteri kadar da eğilmediğim ortaya çıktı.

1999 yılında yayımlanan ve benim 2005 yılında okuma fırsatı bulduğum Ray Kurzweil imzalı 'Age of Spiritual Machines' adlı kitaptan bahsediyordum.
Bu vesileyle kitap konusuna yeteri kadar da eğilmediğim ortaya çıktı. Meğer ne çok Kurzweil tutkunu okurum varmış! Yazışırken bilimkurgu, fütüroloji (gelecek bilimi) ve teknoloji felsefesi konulu kitaplardan daha sık bahsetme kararı aldık. Ama birkaç faydalı uyarı sonucunda kitapları özetlemenin kitabın fikri bütünlüğüne zarar verebileceği tehlikesini hatırladım. Haberdar edip yönlendirmenin, yönetici özeti tembelliğine yataklık etmekten çok daha faydalı olduğuna şüphe yok.
Bilimkurgu üstadı Isaac Asimov'un öykülerinden yola çıkarak 2004'te çekilen 'I, Robot' adlı filmin yönetmeni Alex Proyas'ın bütün ekibe ve oyunculara bu kitabı okuttuğunu okuduğumda mahrum kalmak istememiştim. Age of Spiritual Machines (Ruhu olan makineler çağı), daha hızlı ve tutarlı işlem yapabilme özellikleriyle hayatımıza giren bilgisayarların artan kapasite ve yetenekleriyle nereye kadar genişleyeceğini inceliyor.
Bir ara verip geçmişe bakalım ve düşünelim. Örneğin dünyanın ilk sayısal bilgisayarı kabul edilen ENIAC 1943 yılında çalışmaya başladığında görevi Amerikan Kara Kuvvetleri'nin topçu birliklerinin atış açılarını hesaplamak ve o dönem geliştirilmekte olan hidrojen bombasına dair simülasyonlar yapmaktı. Dünya tarihini değiştiren sonuçlar yaratan 500 bin dolar maliyetli bu 'elektronik beyin' 17 binden fazla vakum tüpü, 7 binden fazla kristal diyot, 70 bin direnç, 10 bin kapasitör ve 5 milyon lehimden oluşuyordu. Bu bol haneli verilere bir de boyut bilgisini ekleyelim: ENIAC, 167 metrekareden büyük bir alana yayılan bir canavardı. Saniyede 35 işlem yapabiliyordu...
Bu ay içinde piyasaya çıkan ve ev kullanıcılarına daha gelişmiş, güvenli ve eğlenceli bir kullanım vaat eden yeni nesil Windows Vista'nın ihtiyaç duyduğu sisteme bakarsak kat edilen yolu da anlayabiliriz. Üreticisi Microsoft'un iddiasına göre Vista'yı çalıştırmak için 1GHz hızında işlemci, 1GB bellek, yeni nesil grafik arayüzünü destekleyen en az 128MB bellekli bir ekran kartı ve 80GB sabit disk alanı gerekiyor. Detaylara boğmayacağım ama görülüyor ki artık bir işletim sistemini açmak için bile (bırakın ana işlemcisini) saniyede 1 milyardan fazla işlem yapabilen ekran kartlarına ihtiyacımız var. Bugün bilgisayarcıdan alacağınız en temel sistemin bile işlemcisi saniyede trilyon seviyesinde işlem yapabiliyor. Özetle; 167 metrekarelik ENIAC'ın performansını 2004 yılında 0,5 mm ölçeğinde bir işlemciden alabilir hale gelmiştik. Bugün kullandığımız silikon bazlı transistörlerden holografik ve kuantum tabanlı sistemlere geçtiğimizde muhtemelen 'uçacağız'.
Akla hemen şu soru geliyor: bu kadar kapasiteye ihtiyacımız var mı? Dünya otoyollarında hız sınırı ortalaması 120 km/s iken kadranlarında 320 km/s yazan araçları görünce benim de aklıma aynı soru geliyor. Ama bilgisayarlarda işler farklı. Daha çok işlem yapabilme yeteneği daha gerçekçi ortamlar yaratıyor. Daha çok şeyi algılayabilen, işleyebilen, yorumlayabilen ve ona göre sonuç üretebilen bilgisayarlar da sanal ile gerçek arasında zaten iyice incelmiş o zarı yırtmaya başlıyor.
Yapılan araştırmalara göre konuşmayı öğrenen bir çocuk günde ortalama
437 soru soruyor. Bunca sabrı ve bilgisi olan ebeveynler var mı etrafınızda?
Üstelik çoğu yetişkinler için düşünmeye bile tenezzül edilmeyecek denli temel şeylere ait. Yorulmayan, bıkmayan ve her soruya cevabı olan bir bilgisayar en azından bu sorumluluğu sizden alsaydı gerçekten çok mu fena olurdu?
Bilgisayarlar gördüğümüz ve görmediğimiz şekillerde hayatın her yanına sızacak ve birbirine bağlanacaklar. Bugün varlıklarımızı yöneten, iletişim kurduran, insanlığın kolektif belleğini oluşturan sistemler yarın bizim ihtiraslarımızı, açlıklarımızı da doyuracak. Kitapta da değinilen ve her geçen gün fikirlerine değer verdiğim daha fazla sayıda uzman tarafından da telaffuz edildiği gibi seks bile yakın gelecekte gereksiz, zahmetli ve 'keyif vermeyen' bir ayrıntı olacak. Üremek için sekse ihtiyaç kalmayalı zaten çok oldu. Aramıza 1978'de katılan ilk tüp bebek Louise Brown bile geçtiğimiz hafta anne oldu. Üremeyle ilişkisi zayıflayan cinselliğin yaşamda değiştireceklerini düşünmek gerek.
Yazar Kurzweil bu konuda gayet ilginç tespitler yapıyor. 'Sanal seks' elbette ilk akla gelen. Ama bir de varyasyonları katıyor işe. Yani cinsel hayallerin hiçbir baskı, tehlike, korku ve endişe olmadan yaşanabileceği çağı... İnsanın en hayvani içgüdülerinin kabloların ve tuşların ucuna bağlandığı zamanı... Trilyonlarca işlem yeteneği her zaman bomba etkisi ölçmeye yaramıyor demek istiyorum. Buradan devam edeceğiz...