Bütün diyetler çöpe!

Çikolatanın verdiği hazzı elektrikle elde etmek mümkün müdür?

Geçen hafta insanın yaşam döngüsünü sıfırdan başlatıp sıfırda bırakmasından söz ediyorduk (goo.gl/zzTOR). Kayda geçebilen ve sözlü olarak aktarılabilen birikimlerini bir kenara bırakırsak hepimiz hayata ayakta durmayı bile beceremez halde gelip, bin bir zahmetle öğrendiğimiz her şeyi yine bedenimizle toprağa gömerek veda ediyoruz. Çok az bir kısmını değerlendirebildiğimizi düşününce kayıtlara geçen bilgi birikimimiz de dolaylı bir aldatmacaya dönüşüyor.
140 karakterin psikolojik sınır haline geldiği bir dünyada tahammül edebildiğimiz tek şey 120 dakikalık diziler ve spor karşılaşmaları. Kitap okumak internet çağında marjinal ve iddialı bir heves. 15 dakikada film indirebilen bir nesle her gün 1 saat kitap oku demek akıl karı değil. İndirdiği filmleri bile izlemeye vakti (hevesi) olmayan bir kitleden söz ediyoruz. Günün büyük bir bölümünü belki de hiç izleyemeyeceğimiz filmleri, dinleyemeyeceğimiz şarkıları çekerek geçiriyoruz. Sabit disklerimiz, dijital çöp evlerimiz...
* * *
Kabul edelim ki okuma denen şey, artık nimet; hatta erdem sayılan bir insani vasfa muhtaç: sabır.
Ortaokul yıllarımda haftalarca dişimi sıkıp okuduğum Ayn Rand’un Fountainhead kitabını yeniden okumaya üşenince sesli kitap olarak internetten çektim. Kesintisiz dinlesen 27 saat. Dinlerken arada e-postalara ya da internete bakmamayı becerebilsem bir seçenek olarak tavsiye edeceğim. Olmuyor.
Oysa geçen hafta adını andığım Matrix filminde istenen her bilgi enseye takılan kabloyla birkaç saniyede beyne yüklenebiiyordu. Aynı filmde Morpheus’un Neo’ya aktardığı ilginç bir metaforu da hatırlamakta fayda var: “Gerçek nedir? Gerçeği nasıl tanımlarsın? Hissedebildiğin, koklayabildiğin, tadabildiğin ve görebildiğin şeylerse eğer; gerçek beynindeki basit elektrik sinyalleridir”.
Bu teori geçmişten bugüne birçok deneyin çıkış noktası oldu kullanılıyor. Örneğin çikolata yediğiniz anda beyninizde oluşan etkileşimler kaydedilip sonradan aynen beyinde yaratıldığında çikolata yemiş gibi olabiliyorsunuz (Sibel Can diyetleri çöpe!). Matrix’in gerçeğe dönüşmesi çok da uzak değil anlayacağınız.
* * *
İsveç Karolinska Tıp Fakültesi’ndeki araştırmacılar ise işi bir adım öteye götürerek beyne yeni tanımlar yerleştirmeyi başardılar. Deneyde deneğin bedeniyle doğrudan bağlantısı olmayan gerçekçi bir üçüncü protez kola beynin gerçekmişçesine tepki vermesini sağladılar.
Proje ekibinin felç geçirenleri yapay organla hayata döndürmekten üç; hatta dört kollu itfaiyeci ya da asker yaratmaya kadar uzanan fantezileri var.
Bağlı deneylerden birinin sonucuysa hem ilginç hem ürpertici: beyin tamamen farklı bir bedeni de sahiplenebiliyor! Başka bir deyişle beyin başka bir bedene yerleşebiliyor. Ekibin iddialarından biri oldukça düşündürücü: beynin yerleşeceği beden geleneksel formda bir insan bedeni olmak zorunda da değil. Hatta insan bile olmayabilir!
Yer bittiğine göre son noktayı haftaya koyuyoruz.

.