Cevap arayan en büyük soru

Mantığın zorlandığı bir çizgide varoluşun sebebini araştıran bir kitap soruyor: Dünya neden var? Bu yazıyı okuyasınız diye olabilir mi?

1985’te aramızdan ayrılan Eric Voegelin bir Alman siyaset felsefecisiydi. Antik çağdan kendi güncel dönemine kadar alanında ses getiren birçok kurama sahip Voegelin, özellikle gnostizmin siyasi etkilerine yönelik ilginç fikirleriyle gündem yaratmıştı.
Bir gazete köşe yazısında Voegelin ya da gnostizmi özetlemeye çalışmayacağım elbette. Esas niyetim Voegelin’in de bir dönem üstünde kafa yorduğu meşhur soruyu hatırlatmak ve o sorudan doğan bir kitaptan bahisle temel bir meraka odaklanmak.
Sorumuz en yalın haliyle şöyle: Neden hiçbir şey yerine bir şey var?
Garipseyenler için felsefenin bu can alıcı merakının altını biraz daha eşeleyelim. Popüler meraklara dalalım mesela: Bu kek niye böyle kabardı? Çilekler neden bu kadar tatlı? Babam bu kadar güzel pasta yapmayı kimden öğrendi? 

Destursuz sorular 
Bütün bu sorulara yanıtlarımız aşağı yukarı hazırdır. Çünkü bu sorular hemen hatırladığınız o reklamdaki küçük kız için bile fazlasıyla sıradan. Zira çocuk soruları her zaman daha afallatıcıdır; kördüğüm eder: Bu ne? Köprü. Neden?
İşte orada kalırsınız. Rüzgârın neden rüzgâr, soğuğun neden soğuk, mavinin neden mavi olduğunu anlatmak her babayiğidin harcı değildir. Yine de bir cevap çıkar mutlaka. Hele mesele kekin kabarması, çileklerin tadı ve güzel pasta yapma öyküsüyse dertten bile sayılmaz.
Felsefe Ansiklopedisi’nde Paul Edwards bir şeyi açıklamaya çalışırken mantıken imkânsız bir noktaya gelindiğinde ‘neden’ sorusunun anlamını yitirdiğini söyler.
Tam da öyle bir noktaya ilerliyoruz zahir.
Sıradaki sorumuz şu: Algı sınırlarımızın içi ve dışındaki her şeyin bir bütün olarak neden var olduğuna dair bir cevabımız var mı? Hiçbir şeyin var olmaması yani büyük bir boşluk, hiçlik yerine bir şeylerin; hem de epey fazla sayıda şeylerin varlığını neyle açıklayabiliriz?
Dini açıdan olayı Âdem Baba ve Havva Anamızın cüretkâr, maceraperest yaşamlarının cezası olarak Allah katından Dünya’ya sürülmesine bağlayabiliriz. Peki kâinatı oluşturan diğer sayısız gezegen, yıldız ve benzeri oluşumları açıklar mı? (Carl Sagan’ın deyişiyle bu çok büyük bir israf olmaz mıydı?) 

Bu iş zor Yonca 
Tanrı cenneti neden yaratmış olabilir? Ya melekleri? Peki hepsi varken Âdem ve Havva’yı?
Bunların cevabını bulduysanız ‘yaratıcının’ nasıl yoktan var olduğunu ve yaratılmadan nasıl meydana geldiğini düşünelim biraz da. Ya da ‘aklımız ermez’ deyip o soruyu boş bırakalım. Peki ama her şeyi bir mantığa oturtarak rahatladığımız bir düzende bu dev boşluk bize nasıl huzur verir? İçimiz sahiden rahat eder mi?
Hiçbir şeyin yoktan var olmayacağını savunarak Allah’ın varlık ve kudretine iman ederken bizzat yaratıcının kökenini açıklayamamak kaçınılmaz bir huzursuzluk veriyor. Bir ‘yaratan’ olduğunu reddedip Dünya’nın bir patlama ve bir dizi tesadüf sonucu meydana geldiğini iddia etmek de öyle. O zaman da ister istemez ‘o toz ve gaz bulutu nereden çıktı?’ diye meraklanıyor ‘insan’.
Herkesin kendi inancına göre bir başlangıç noktası var. Ne yazık ki hiçbiri içimizi tam olarak rahatlatmıyor. İman ettiğimize teslim oluyoruz mecbur. 

Jim Holt soruyor 
The New York Times gazetesinin yayımladığı en çok satanlar listesinde bir kitap epeydir dikkatimi çekiyordu: Why Does the World Exist? Türkçeye ‘Dünya neden var?’ şeklinde çevirebiliriz (amzn.to/PXRcqa). Jim Holt imzalı bu kitap, yazıda özetlediğim konu ve soruları dini uzmanlardan felsefecilere, tarihçilerden uzay bilimcilerine; hatta gizemcilere kadar uzanan geniş bir kitleye yöneltiyor. Toplanan bilgi kırıntıları derlenip sorgulanıyor.
E-kitap okuyucumun camını kırdığım için tabletimden okuyorum. Göz yorucu bir yöntem olduğu için yavaş ilerliyorum ama buraya kadar ilgisini diri tutarak bu yazıyı okuyan herkese kesinlikle tavsiye ediyorum (Umarım bir yayınevi Türkçeye de kazandırır bu eseri).
Gündelik dertlerimizin ‘rehavetinde’ binlerce yıldır en temel ve can alıcı soruların cevaplarına ferahlatıcı yanıtlar alamamış olmamız ve buna rağmen içimizin bunca rahat olması sahiden düşündürücü.
Bunlar neyse ne de iPhone5’te şarj girişi küçülüyormuş. Eski aksesuvarlar yallah çöpe. Bence esas mesele bu. Evet.


HAFTANIN TORTUSU
Kara Şövalye cebi doldurdu
Yönetmen Christopher Nolan’ın kardeşi Jonathan Nolan ile birlikte yazdığı Batman üçlemesinin sonuncusu Dark Knight Rises, yapımcı şirketine şimdiden 1 milyar dolardan fazla kazandırdı. 2012 yılının en hızlı yükselen filmi unvanını kazanan yapım aynı zamanda sinema tarihinin kısa sürede çok kazandıran film sıralamasında da 12. sıraya oturdu (Bu alanda liderlik 2,7 milyar dolar ile 2009 yapımı Avatar’da).

Her şey içimizde
ABD ve Avrupa Birliği’nden onay alan Proteus adlı hap, yutulduktan sonra iPhone ile kablosuz iletişim kurarak gezindiği vücut hakkında bilgi yolluyor. Hap midede çözüldüğü andan itibaren içindeki küçük verici mide ve bağırsak ile ilgili topladığı verileri tene yapıştırılan bir doku üstünden cep telefonuna aktararak raporluyor
(bit.ly/PXUREA).

Korsan avı sürüyor
İsveç kökenli bittorrent paylaşım sitesi The Pirate Bay’in kurucularından Gottfrid Svartholm Warg, Kamboçya’da İsveç’e iade edilmek üzere tutuklandı. 2009 yılında sitenin kurucularına karşı 3,6 milyon dolar tazminat ve değişik sürelerde hapis cezası istemiyle açılan davanın 2010’daki duruşmasına katılmayan Warg, 1 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. O zamandan beri Kamboçya’da yaşayan Gottfrid Svartholm Warg, İsveçli yetkililer tarafından ülkeden teslim alınacak.