Devlet eliyle korsan eğitimi

Okuyucu mektupları genelde bir sorun vesilesiyle bana ulaştığı için herkesin bilgisayar ya da internetle ilgili dertleri olduğu gibi bir önyargıya sahibim. Yeni bir şey alacakların doymak bilmeyen tavsiye açlığını bir kenara bırakırsak insanların teknolojiyle sadece eziyet çektiği hissine kapılmam an meselesi.
Detoks adı altında kıç deliğine kamış sokup şerbet basmak için avuç dolusu para döken erkek ve kadınlara hizmet veren bir tanıdığım var. Gördüğü her şişmana müşteri gözüyle bakıyor. Böyle bir durum da olabilir benimki. Bir misafirliğe gittiğimde çay tepsisinin yanında getirilen bilgisayarda doğal bir refleks olarak güncellemeleri yüklüyor, virüs ve casus yazılım kontrolü yapıyor oluşumun başka bir açıklaması olamaz zaten.
Ama öyle bir gündemin içinde yaşıyoruz ki siz her şeyin tedbirini almış, içinizi ve etrafınızı rahatlatmış olsanız da en olmadık yerden gelen bir darbe her şeyi altüst ediyor.
Yıllarca gazete haberlerinde, sinema filmlerinde kafamıza kazınan iki Amerikan klişesi var: 911 ve sosyal güvenlik numarası... 911’in yerini bizde aşağı yukarı 155 aldı. Almadı ya aldığını varsayalım (İsmail). Aynı iyi niyetle sosyal güvenlik numarasının da yerini T.C. vatandaşlık numarasının aldığını düşünelim. (Tam da bu arada genelde ayrılıkçı grupların diline pelesenk olan bu T.C. teriminin bu meselede gayet de hoş karşılanmasına ne demeli?)
T.C. kimlik numarası (TCKN diyelim) internet devrinde bir insanın namusu, mahremidir. Bugün ABD’de bu bilgiler parayla satılıyor. Diyelim ki biriyle iş yapacak, ortak olacak ya da vadeli bir şeyler satacaksınız. Bedelini ödeyip (pek de yasal olmayan boşlukları kullanarak) kredi kartı ekstrelerini buldurup pabucu ne denli sağlam görmüş oluyorsunuz. Aynı yöntemle kesenin ağzını açtıkça okul karneleri, vergi borçları, sabıka ve tapu kaydı gibi mahremiyetin sınırlarını zorlayan dosyalar elde edebilirsiniz. İşte bunların hepsinin temelinde sosyal güvenlik numarası yatıyor. Ona ulaştıktan sonra o kişinin ismine sahte bir ehliyet ya da kimlik belgesi yaratıp ömür boyu oymuş gibi yaşayabilirsiniz.
Üstelik internet sayesinde işin kolaylaşması ve yapanların artması sebebiyle artık bir kişinin neredeyse kendisinde bile olmayan bilgilerinin tamamına 300-500 dolar karşılığında ulaşmak mümkün.
Türkiye’deyse durum çok daha farklı. Bir dönem çok kullandığımız bir yöntem vardı. ÖSYM’nin düzenlediği herhangi bir sınava katılmış birinin ad ve soyadını sitesine yazınca ana baba ismi çıkıyordu. O bilgiyle SSK’ya gidip TCKN ve benzeri bütün bilgilerini alıp sonra şeceresini didiklemeye başlıyordunuz. Oradan ticaret sicili, SSK bilgileri ve dahası. Elimde kimlerin bilgileri var bir bilseniz...
Artık bunlara da gerek yok zira milyonlarca vatandaşın en mahrem bilgileri ‘konut edindirme yardımı’ (KEY) bilgileri adı altında devlet eliyle internet üstünden dağıtıldı bile. Her şeyden önce eğer kendi alan adına (.tr) sahip bir devlet sunduğu hizmeti ‘keyodemeleri.com’ diye bir Amerikan uzantısıyla veriyorsa bu alan adlarını dağıtan kurumun yetkililerinin utancından sokağa çıkamaması gerekir. Hoş; oturun siz bir tr uzantılı adres almaya kalkın bakın neler oluyor ya; ayrı mesele.
Peki KEY hizmeti bir dirhem web bilgisi olan birine yaptırılsaydı nasıl olurdu? Vatandaşlık numaranızı, ad soyadınızı bir forma girip ekranda belirecek (ve sizi asla konut sahibi yapmayacak) tutarı öğrenirdiniz. Ama ne oldu? Devlet kendinde saklaması gereken bütün bilgileri bir dosya haline getirip vatandaşa ‘alın ne haliniz varsa görün, beni uğraştırmayın’ dedi. Ne sürpriz ama?
Bilgisayar korsanlarının sahip olmak için can attığı bilgiler artık internette bir tık ötede bekliyor: ‘getir.net/4w8.’ Bu milyonlarca insanın kaderi birkaç kişinin insafına kalmış diyebiliriz kolaylıkla.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “bazı KÜÇÜK aksaklıklar yaşanmış olabilir” derken bunu mu yoksa milyonlarca kişiye hizmet vermesi planlanan sunucunun 4 bin kişi kapasiteli oluşunu mu kastediyordu acaba?
Hükümetin de kafası karışık. Laiklik karşıtı odak oluşturdukları gerekçesiyle kapanmalarını talep eden mahkemeye karşı hak havarisi kesilenler patır patır sansürlenen internetin ayıbını taşırken hazım sorunu yaşadılar mı dersiniz?
Demokrasinin zaferi olarak yorumlanan karar okunurken Youtube’dan sonra en popüler video kaynaklarından biri daha; DailyMotion.com da sansürlenip kapatılırken yastığa başları rahat kondu mu? Konmuştur elbet ama artık bizim biraz da dünyanın frekansı, meseleleri ve dinamikleriyle ilgili hükümetler görme vaktimiz gelmedi mi? Bülent Ecevit’in daktilosuyla alay ederken bakın ne günlere geldik. En azından o zaman sansür yoktu. Web dedikodularından en çok mağdur olan kendisiyken üstelik.
Daha sırada ulusal sansür yazılımı hazırlıkları var. O güne kadar hevesinizi alın. Türkiye’ye internet yerine bir intranet kursak ne hoş olur aslında...