Dünyanın gönüllüleri, birleşin!

İnsanları; hatta zamanla cihazları birbirine bağladığı, tek bir bütünün parçaları haline getirdiği...

İnsanları; hatta zamanla cihazları birbirine bağladığı, tek bir bütünün parçaları haline getirdiği sürecin nelere gebe olduğuna dair herkesin birçok fikri vardı kesin. Ama eminim çok azı bugün geldiğimiz noktayı görebiliyordu.
Son resmi verilere göre dünyada 1 milyar 750 milyon insan internet kullanıyor. Toplam nüfusunun 6 milyar 700 milyon olduğunu hatırlayınca yolun cidden daha çok başında olduğumuz gün gibi ortada. Bu haliyle bile internet dünya tarihindeki en büyük değişimlerden birinin mimarı olmayı başardı. Örnekleri sıralamak anlamsız, zira pek çoğunu gündelik hayatımızda yaşıyoruz zaten.
Ama ilk etapta fark etmediğimiz birçok ayrıntı da yok değil. Örneğin iki hafta
önceki yazımda değindiğim çağrı merkezleri konusu (getir.net/alr).
Hepimiz yardım ya da destek almak için aradığımız numaraların kendi şehrimizde;
ya da İstanbul’da olduğunu varsayıyoruz.
Oysa örneğin Turkcell’i aradığınızda firmanın 1000 kişilik Erzurum ya da Diyarbakır çağrı merkeziyle konuşuyor olma ihtimaliniz daha fazla.
Küresel ölçekte işler daha da değişiyor. Örneğin Hindistanlı mali müşavirler zengin
Batı ülkelerinin finans sistemlerinde uzmanlaşarak internet üstünden muhasebe hizmeti veriyor. Benzer bir yapı hukuki konular için de sunuluyor (getir.net/alw). ABD’deki birçok binanın güvenlik kameraları internet üstünden görüntüleri çok daha ucuza çalışanların bulunduğu Hindistan’a aktarıyor. Ekran başındaki Hintli bir sorun gördüğünde yine internet üstünden ABD’deki güvenlik birimini uyarıyor. Yine pek çok İngilizce konuşan ülkede yerel çağrı merkezi numarasını aradığınızda aslında internetten Hindistan’daki elemanlara bağlanıyorsunuz.
Ülkede bu şekilde çalışan insan sayısı 1 milyona yakın. Hepsi hizmet verdikleri ülkenin saatine göre yatıp kalkıyor ve hep alay konusu olan o aksanlarını ‘törpülemek’ için sürekli kursa tabi tutuluyorlar. Arandıkları ülkeden olmadıkları anlaşılmasın diye yerel gazeteleri, gündemi ve spor karşılaşmalarını bile takip ediyorlar. Hindistan, 2020 yılında bu dış hizmetlerden 225 milyar dolar gelir hedefliyor. Üstelik ulaşacak gibiler.
Bu işin ticari tarafı. Ancak internet gibi iletişim maliyetini neredeyse sabitleyen ve bilişim gibi kapasitenin sürekli artıp, maliyetin sürekli düştüğü yapılarda bir ideal uğruna
emek ya da kaynaklarının bir kısmını paylaşanlar da yok değil.
Bu sayfalarda kimbilir kaç defa söz ettiğim SETI@home projesi bunlardan biri. California Üniversitesi’ne bağlı SETI araştırma grubu, yönlendirdiği dev kulaklarla uzayı dinlemeye ve yaşam aramaya odaklanır. Ancak ortaya çıkan veri (uzay ölçeğini düşünelim) o kadar dev boyuttadır ki üniversitenin para ve teknik kaynakları analiz etmeye yetmez. Tam fişi çekilecekken SETI@home fikri ortaya çıkar. Küçük bir bilgisayar yazılımını yükleyen herkes projenin bir parçası haline gelir. 100 bin kişi hedeflenirken 5 milyon 200 bin kişi gönüllü olarak katılır. Yüklenen yazılım internetten üniversiteye bağlanıp dev veriden küçük bir parça alır, analiz eder ve yine internetten merkeze yollar. Böylece teorik olarak dünyanın bütün bilgisayarlarını tek bir bilgisayar gibi kullanabilme fikri ortaya çıkar.
Sonrasında aynı mantığı kullanan projelerde gen ve kanser araştırmalarına kadar pek çok dev araştırmaya katkı sağlanır. SETI@home, atıl kapasitenin ve aynı ideali paylaşanların internette birleştiğinde ortaya çıkartabileceği güce yönelik tarihi bir adım olur.
Bir diğer fikirse aranan bilginin mutlaka internette bir yerde ya da bağlı bir diğer kullanıcıda olacağı teorisinden doğan Lazy Web (tembel web). 2002 yılında Matt Jones’un fikriyle Ben Hammersley tarafından hayata geçirilen site, ziyaretçilerinin araştırmaya üşendiği ya da cevabını bulamadığı konularda diğerlerinden yardım istediği bir soru-cevap havuzudur (lazyweb.org). İnternetin kanseri olarak adlandırabileceğimiz spam belası yüzünden 25 Nisan 2006’da kepenkleri kapatana kadar binlerce kişinin derdine derman olur. Şimdilerde varlığını daha düşük profilde Twitter’da sürdürüyor (getir.net/w92).
Bu gönüllülük ruhundan kimi zaman milyar dolarlık şirketler bile nasibini aldı. Yıllık 300 milyon dolar geliri olduğu 2007 yılında Facebook siteyi mümkün olduğu kadar çok dilde kullanıma açmayı istediklerini ve gönüllü tercümanlar aradığını söyledi. Türkiye’den 25 bin kişi hiçbir gelir talep etmeden sitenin neredeyse tamamını çevirdi. Facebook bu yöntemle kısa sürede 65 dilde yayın yapan bir ağ haline geldi (peki nerde gold hesaplarımız?).
Benzer şekilde Google, resim aramalarında daha mantıklı sonuçlar getirebilmek için milyonlarca kullanıcıya internette kendi sistemiyle algılayamadığı resimleri etiketlendiriyor. Üstelik bunu bir oyuna çevirdiği için kimse gocunmuyor (getir.net/w94). Haftada 40 saatini bu oyuna harcayanlar var. Yani neredeyse gerçek bir mesai zamanı!
Bu akımın bir adım sonrasıysa, her şeyin daha da ilginç ve keyifli bir şekle: crowdsourcing. Ondan da haftaya söz edelim.