Ekonomi, gönüllü destek ve paylaşımlarla yürür mü?

Dijital cihaz ve yazılımlarla içeriğin üretim ve dağıtım maliyeti düştü. Peki ekonomik modeller bu dönüşüme yeterince ayak uydurdu mu?
Ekonomi, gönüllü destek ve paylaşımlarla yürür mü?

Lawrence Lessig bütün kitaplarını yutarcasına okuduğum Amerikalı bir akademisyen. Telif haklarında devrim sayılan Creative Commons akımının mimarı. Uzmanlık alanı telif, tescil ve patentler. Bu sayfada kendisini ilk olarak Free Culture kitabı vesilesiyle 2004 yılında ağırlamıştım. Ayrıntılarını freeculture.org sitesinde görebileceğiniz Free Culture, daha çok bilgisayar yazılımlarıyla anılan açık kaynak / özgür yazılım felsefesinden türeme yeni bir patent / lisans yaklaşımına yönelik mükemmel bir zihin cimnastiğiydi.
En ilginci, adına yaraşır bir şekilde kitapçılarda satılmasına rağmen internet sitesinde tamamen bedava dağıtılmasıydı. Tarihte bir ilke böylece imza atmış oldu. Daha da ilginci internetten bedava dağıtılan bu kitap paralı olarak da epey sattı (Okumak için: bit.ly/w4cG1x).
Lessig’in savını meşhur alıntısıyla özetleyeyim (Çeviri benim, tam karşılığı olmayabilir): “Tarihin hiçbir döneminde kültürümüz bu kadar sahiplenilmemişti. Yetmez gibi kültürü kontrol altında tutmaya yönelik güçbirliği hiçbir zaman bu kadar sorgusuzca kabullenilmemişti”.
Patent ve tescillerin kültürü güdükleştirdiğini savunan Lessig, bu iddiasını 2006’da ‘Code: Version 2.0’ kitabıyla pekiştirdi. Bu sefer masaya yatırdığı fikir internetin devletlerin kontrolüne sokulma girişimleriydi (Ciddi bir karşı dalga yaratan bu kitabı da ücretsiz çekip okuyabilirsiniz: bit.ly/ylYtGD).
2008’deki kitabı ‘Remix’ ise popüler kültürün dijitaldeki yansımasına yönelikti. Televizyonda yaşanan bir olayın internette farklı kişilerin elinde bambaşka şekillere dönüşmesi gibi örneklerin kültürel yansımalarına ve bu akımın önündeki telif ve patent hakları engellerine bakıyordu (Okumak için: scr.bi/xOC4fB). 

Her şey bir remix
Kitlelerin belleğine daha çok şarkılarla giren remix kavramı aslında mevcuttan türeterek yarattığımız her şey için geçerli. Resimden videoya, heykelden yiyeceklere kadar her şey bu akımın ilgi alanı içinde. ‘El elden üstündür’ mantığıyla kültürün gelişmesini, zenginleşmesini sağlama çabası da diyebiliriz. (En basit şarkı örneğinde bile kimi zaman remixleri orijinal halinden daha çok sevmez miyiz?)
Lessig’den aldığı ilhamla bu akım üstünde kafa yoran bir diğer kişi de ABD’li bağımsız yönetmen Kirby Ferguson. Ferguson, bir kısmını okuma şansına eriştiğim uzun bir kaynak listesi (bit.ly/wuyhIz) ışığında her biri 20 dakikadan 4 bölümlük ‘Everything is a Remix’ başlığıyla muhteşem bir belgesel hazırladı (Sitesinden izleyebilirsiniz: bit.ly/A70tWg).
Lessig, Ferguson ve benzerlerinin çıkış noktası aslında ortak: Dijitalleşen her şeyin çoğaltım ve dağıtım maliyetinin neredeyse bedava olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Oysa fiyatlandırmadan telife kadar her şey eski analog dönemin mantığıyla işliyor. Hak ve eser sahipleri yeni gelir modellerine uyum sağlamak yerine kazanamayacakları bir savaşa giriyor; dijital dağılım ve yeniden türetimin (Remix diyelim) karşısında duruyorlar. Bu savaşı kazanamayacaklarını kendileri de bilse de “Nereye kadar giderse kârdır” mantığıyla avunuyorlar. 

İşleyen bir yeni model
Daha garip bir durum da var: Yüz milyonlarca kişinin elinde türlü çeşit dijital yaratıcı aracın bulunduğu bir dönemde olmamıza rağmen çok az kişi ‘yeni’ bir şey üretiyor. Kitlenin yüzde doksanı yeni bir şey ortaya çıkartmaktansa mevcudu aynen kullanmak ya da üstünde küçük değişikliklerle paylaşarak bilgi, mesaj ve kültürü yayıyor.
Her şeye rağmen dijitalleşmeyle düşen üretim ve dağıtım maliyeti, artan üretim seçenekleri ve sosyal ağlarla birleşince klasik ticari ekonominin yerini yepyeni bir modelle değiştiriyor: Serbest erişim ve gönüllü destek temelinde ilerleyen paylaşım ekonomisi. Paylaşım ekonomisi, internet öncesinde ütopik bir teoriydi. Bugünse gündelik hayatımızın bir parçası.
Somut bir örnekle açıklayayım: Yukarıda değindiğim ‘Everything is a Remix’ belgeselinin yönetmeni Kirby Ferguson bu yapımın hiç de az olmayan maliyetini tamamen bağışlarla çıkardı. Şimdi ‘This is not a conspiracy theory’ (Bu bir komplo teorisi değil) adlı yeni bir belgesele hazırlanıyor.
Kaynak için bu tip projelere destek bulmak amacıyla kurulan Kickstarter sitesini kullanmaya karar verdi (Bu siteyi geçen sene tanıtmıştım: bit.ly/waCldZ). Hesaplarına göre 48 bin dolara ihtiyacı vardı. Kısa sürede bu site üstünden 2 binden fazla kişi 1 ile 10 bin dolardan başlayan seçeneklerle 51 bin doların üstünde destek verdi (kck.st/zufVUB). Demek ki üslubu tutturunca internette emeğin karşılığını bulmak da mümkünmüş. Bu yazıda size iki düşünür, üç kitap ve dört bölümlük bir belgesel tanıttım. Ne kadarına ‘göz gezdirirsiniz’ bilmem ama amacım bir sonraki yazıma temel oluşturmaktı. Haftaya bunların ışığında telif ve patentlerin bizi mahkûm ettiği ve farkında olmadan içinde yaşadığımız hapishanelere bakacağız.