Erken kalkmak mecburen...

Biyolojik saatiyle yapay olarak standartlaştırdığı sosyal saati birbirine uymayan modern insanın sonu: Sosyal jet lag
Erken kalkmak mecburen...

Zayıflamak mı istiyorsunuz? O zaman yapacağınız şeylerin listesinin başına en önemli bileşeni ekleyin: Uzun, derin ve keyif dolu bir uyku.

Hafta boyu okul ya da işten arta kalan zamanlara sıkıştırmaya çalıştığımız hayatlar en ortak zulmümüz. En enerjik ve delidolu çağımızda tıkıldığımız sınıfların yerini hemen sonrasında kapak atabilmek için kırk takla attığımız ve genellikle başlayınca ayaklarımızın her sabah geri gittiği işlerimiz alıyor.
Gençken paramız yoksa da bolca zamanımız var. Ama yaş ilerleyip eli para tutar tutmaz zamanın kısaldığını da fark ediyor insan. Dolayısıyla bir şeye ulaşmak için gençken harcadığı zaman ve emek gözünde büyüyor. Parayla satın alabileceği şeylere yöneliyor.
Her geçen gün her şey biraz daha az keyif verirken insanlık tarihinin gördüğü en bol seçeneğe sahip dünyamızda neye saldıracağımızı şaşırıyoruz.
Şu konsere git, bu filmi izle, o diziyi kaçırma, aman festivali kovala, bir eğitime yazıl, şu adamla tanış, o kadınla konuş, yeni çıkan kitabı oku, yeni sezon kıyafetlere göz at...
Yetişilecek bunca şeye her geçen gün dijital sorumluluklarımızı da ekleyin (e-postalar mesela?). Ve yine internet sayesinde aklımıza giren, ilgimizi çeken ve bizi tahrik eden onlarca, yüzlerce yeni şeyi... 

Havadan karaya
Bu düzen içinde her güne biraz daha yorgun başlamak, haftasonları pelte gibi yığılmak sürpriz bir durum değil. Zamanın ruhunu yakalayabilmek, gelişmelerden haberdar olmak, gündemden kopmamak, trendleri takip etmek ve madden ve manen mümkün olduğunca çok şeye sahip olmak gibi uzun bir sorumluluk taşıyoruz sırtımızda. Almanya’nın Münih şehrindeki Ludwig-Maximillians Üniversitesi’nde görevli Tıbbi Psikoloji Profesörü Till Roenneberg hepimizi yutan bu garabeti yeni bir terimle tanımlıyor: Sosyal jet lag.
Profesör Roenneberg’in derdi uçak yolcuları değil. O hayatını karada sürdürenlere; yani size, bana, hepimize gözlerini dikmiş durumda. Derdimize koyduğu sosyal jet lag hastalığını Harvard Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan Internal Time adlı kitabında uzun uzun anlatıyor (amzn.to/OG2Unu).
Özetlemeye çalışayım. 

Bir yanın kalk diyor...
Roenneberg’e göre modern toplumu oluşturan bireylerin üçte ikisi biyolojik saatine göre uyuyup uyanamıyor. Okul ya da işimizin belirlenen saati yüzünden aslında çoğumuz uykumuzun tam orta yerinde zorla uyanmak zorunda kalıyoruz. Biyolojik saat demişken elimizdekilere bir bakalım.
Hayatımızı şekillendiren üç farklı saat var. İlki uykumuz geldiğinde esneten ya da günün bir saati bizi kendiliğinden uyandıran ‘biyolojik saat’. Buna vücut/beden saati diyen de var. İkincisi, güneşin doğuşuyla günü başlatan ve Ay’ın belirmesiyle uykuya davet eden ‘doğal saat’. Sonuncusu ise cep telefonu ya da başucumuzda ayarladığımız ‘sosyal saatimiz’. İşe ya da okula gitmek, bir şeyler yemek, çalışmak, durmak, eve dönmek ve yatmak gibi hemen her ayrıntıda aslında biyolojik ya da doğal saati değil; sosyal saatlerimizi temel alıyoruz. Roenneberg’e göre modern yaşamın bireye yönelik en büyük sorunlarından biri de bu. Çünkü biyolojik saat ile bizim yapay olarak standartlaştırdığımız sosyal saat nadiren birbiriyle uyumlu çalışıyor.
Tarlada, sokakta çalıştığımız çağlarda hayatımızı ve yapacaklarımızı aya, güneşe bakarak tayin edebiliyorduk. Oysa bugün elektrik sayesinde gece sadece bir ‘isim’.
Uyku hali dışında sürekli bir aydınlıkta yani gündüzdeyiz. Geceyi yapay olarak ışıkları ya da perdeleri kapayarak ‘oluşturuyoruz’. Gün ve beden saatinin ayarını bozan bir ayrıntı daha işte. Kendimizi meşgul ettiğimiz şeyler bizi uykudan alıkoymak için elinden geleni yapıyor. Sosyal jet lag terimi de işte bu düzensizliği anlatıyor.
Hafta boyu bastırdığımız iç sesin bizi hafta sonu ele geçirmesi ve yataktan çıkmak bilmemek bu yüzden işte. Modern yaşamda biyolojik saat ile sosyal saati eşleyebilmek neredeyse imkânsız. Ve bunun bedelini çok ağır ödüyoruz. 

Kötülüklerin anneannesi
10 yıldan uzun bir süre, 65 bin kişi üstünde yürüttüğü araştırmasını kitabında özetleyen Till Roenneberg, sosyal jet lag hastalarının sigara ve alkollü içki kullanımını arttırdığına ve gün içinde çok fazla kafeinli içecek tükettiğine dikkat çekiyor. Kişinin kendini meşgul etmek için düzensiz saatlerde yediği ve yine düzensiz uyku saatleri yüzünden yakamadığı besinler de büyük bir tehlike kaynağı. Uyumak istemediğiniz zamanda uyuyunca, aynı şekilde yemek istemediğiniz zamanlarda yemek zorunda kalıyorsunuz. Bunun sonucu ise elbette obezite. Araştırmaya göre sosyal ve biyolojik saat arasındaki her 1 saatlik fark, obezite riskini yüzde 33 arttırıyor (bit.ly/MWU3Q9).
Uzmanların sosyal jet lag’e karşı tavsiyesi dışarıda (binaların dışında) daha çok vakit geçirmek ve mümkünse cam kenarında oturmak (ve bu sayede doğal zamanı hep hatırlamak). Başka bir deyişle yeniden ait olduğumuz yere; yeryüzüne dönmek. Ne var ki dijitalleşmenin altın çağında hiç de basit bir görev değil bu. Ama belki de biyolojik saatimizi bize hatırlatacak bir iPhone uygulaması vardır, kim bilir?
Yatmadan önce birkaç saat ayırıp araştıralım en iyisi.

Jet lag nedİr?
Kıtalararası seyahatin korkulu rüyası ‘jet lag’i uçakla yapılan yolculuklarda vücudun varılan noktaya uyum sağlayamaması olarak anlatabiliriz. Sabah uçağa atlayıp 10 saat havada ilerledikten sonra indiğiniz yerde yine gündüz olduğunu düşünün. Biyolojik saatiniz bu uzun sürecin ardından bedeninizi uykuya zorlayacak ancak gerçekler (Güneş) sizi yeni diyarın akşam saatine kadar uyanık kalmaya zorlayacaktır. Beden saatiyle mevcut saatin bu uyumsuzluğunu tanımlayan jet lag’den kurtulmak kimileri için üç dört gün sürebiliyor. Elbette eve dönüşte aynı sorun tekrar başlıyor. Jet lag, depresyondan baş ağrısına, ishalden halsizliğe kadar pek çok yan etkiye sahip.