Evet, artık Zeki Müren de bizi görecek!

Verim optimizasyonu, kâr maksimizasyonu gibi terimlerin tespih edildiği bu dönemin yeni savaşı 'bizi daha iyi tanımak'. Yöntemler ise ürpertici.

2000 yılında hayata geçen Pandora.com en eski internet radyolarından biri. Ve analog dönem kafasında inat eden telif düzenlemeleri yüzünden ne yazık ki ABD dışında çalışmıyor. Birçok araç içi müzik sisteminde bile yerini alan hizmetin ülkede 60 milyona yakın kullanıcısı var.

Onu bu kadar popüler yapan, benzerlerinden ayıransa kullanım şekli. Pandora’da işe dinlemek istediğiniz şarkı ya da şarkıcıyı yazarak başlıyorsunuz. Sistem önce size tam istediğiniz şeyi sunuyor. Ardından dinlediğinize uygun ama farklı; çoğu zaman hiç duymadığınız bir şeyler dinletmeye başlıyor. Dinlerken işi akışına bırakmak mümkün ama ekrandaki beğendim/beğenmedim tuşlarına bastıkça Pandora sizi daha iyi tanımaya, müzikten neler beklediğinizi çözmeye başlıyor. Ve kısa bir süre sonra kapatmaya elinizin varmayacağı kadar iyi bir yayına dönüşüyor.

Ön tarafta böylesine basit işleyen yapının ardında Müzik Genom Projesi (MGP) adlı karmaşık bir sistem var (bit.ly/18WQi4w). MGP’de sisteme eklenen her şarkı müzik uzmanları tarafından tek tek dinleniyor ve 450 kritere göre sınıflandırılıyor. Rock ve pop tarzı şarkılar 150 genetik kodla işaretlenebilirken caz ve klasik müzikte bu sayı 400-450’ye kadar çıkıyor.
İşte bu sayede bir şarkının neden sevildiği, kim tarafından sevildiği ve falanca şarkı ve şarkıcıları sevenlerin başka kimi, neyi seveceği de neredeyse şaşmaz bir doğrulukla öngörülebiliyor.

Beyazperdeye yansıyanlar
Film ve TV endüstrisi de benzer verilerden yola çıkarak kendini garantiye almaya çalışıyor. Bütçesi mliyonlarla anılan dizi ve filmlerde tutmayan her iş misliyle zarar anlamına geliyor. Ve kimsenin böyle bir kayba tahammülü yok. Bu yüzden otel odalarından dijital platformlara, internet sitelerinden sosyal medya yorumlarına kadar veri toplanabilecek her yere çevrilmiş binlerce veri emici var. Hepsi ne izlediğimize, neyi beğenip beğenmediğimize bakıyor ve bizi anlamaya çalışıyor.

Bu öngörülerdeki küçücük oranlar bile ciddi kâr ya da zarara denk. Film kiralama hizmeti Netflix’in bir dönem müşterilerine izlemek için tavsiye edeceği filmlerde yüzde 10 oranında iyileştirme yapabilene 1 milyon dolar ödül vermesi boşa değildi anlayacağınız (netflixprize.com).
Bu veriler ışığında yeni bir iş dalı da doğdu: Film ve diziler için senaryolara bakan, izleyici sayısı ve geliri öngören, hatta farklı beklentilere göre mevcuda alternatif senaryolar çalışan şirketler var (mesela worldwidempg.com).

Komedide kim oynamalıdır, romantik film nerede geçmelidir, bilimkurgu filminde karakterlerin ismi ne olmalı, olay hangi mevsimde yaşanmalıdır? Böyle binlerce farklı parametre, sihirli aritmetik formüller şeklinde şaşmadan hizmet veriyor.
Bu çabanın amacı bizim daha memnun olmamız (ve yapımcıları memnun etmemiz). Ama hepsi bizim takip edilip profillenmemize muhtaç. Her zevkimizin bir yerlerde kaydediliyor olma fikri ürperti veriyor ama her seferinde hoşumuza gidecek bir şeylerle karşılaşma hali de fena halde keyif veriyor (Facebook’ta her bastığınız ‘beğen’ tuşu da sonuçta bir profilleme mekanizması. Ne beğeniyorsak oyuz!).

Gözler kalbin aynası

Takip bununla da sınırlı değil. Geçen hafta şöyle bir bahsedip geçtiğim Google’ın bakış takip patenti de kesinlikle dikkate değer (bit.ly/18WSWaD). Firmanın akıllı gözlüğü Glass için geliştirildiği aşikâr bu patentin amacı gözümüzle odaklandığımız noktaları takip etmek. Böylece gördüğümüz reklamlarla ilgilenip ilgilenmediğimizi anlayacak. Dolayısıyla reklamverene gereksiz para harcatmayacak. Bize de ilgilenmeyeceğimizi bildiği reklamları göstermeyecek. Böyle düşününce sanki hoş. Ama her baktığımız şeyi bilen bir sistem olması da bir o kadar ürpertici.

Bitmedi!
ABD’li iletişim şirketi Verizon’ın son patenti akıllı televizyonların üstündeki kameraların ‘işe yaramasını’ sağlayacak bir patent aldı (bit.ly/18WTPQt). Bu sayede ekranda bir reklam yayımlanırken bakıp bakmadığınız; bakıyorsak mimiklerinizden yola çıkarak etkilenip etkilenmediğiniz merkeze bildirilecek. Elbette bu sırada ne yaptığınız; hatta evde bir evcil hayvanınızın olup olmadığı dahi tespit edilip profilinize eklenecek.

Patentin bir diğer detayı telefonda konuşulan konuyu tespit ederek onunla bağlantılı reklam dinletmeyi de içeriyor. Arkadaşınızla tatilde nereye gidilebileceğinden dem vururken pat diye bir tur şirketinin bayram turunu dinlemeye başlayacaksınız mesela.
İlginç bir takip toplumuna doğru gidiyoruz ve bütün kurgu bize bambaşka, cafcaflı ve göz boyayan kisvelerle geliyor. Neyse ki şimdilik hepsi tercih edilebilir grubunda. Bir gün kullanımı mecburi hale de gelebilir pekâlâ.

Sosyal intihar hizmeti
Sosyal medyanın nimetlerinden bahseden çok ama pişmanlık sonrası terk etmenin yolunu anlatan yok. Facebook hesabınızı kalıcı olarak silmenin ne kadar zor olduğunu bilseydiniz eminim paylaştığınız şeylere çok daha dikkat ederdiniz. Bu hafta hizmete geçen bir site mevcut, neredeyse bütün sosyal ağlardan tek tıklamayla kolayca kurtulmanızı sağlıyor. Aklınızın bir kenarında bulunsun (justdelete.me). 

3 boyutlu fotokopi
3 boyutlu yazıcılar alanındaki en popüler seçenek Makerbot. Aynı firmanın ekim ayında piyasaya sürmeye hazırlandığı Digitizer adlı ürün, işi bir adım öteye taşımayı hedefliyor. 20 santim çapında ve yaklaşık 3 kilo ağırlığında olacak cihaz, ortasına yerleştirdiğiniz herhangi bir objeyi 3 boyutlu olarak tarayıp dijitalleştirebilecek. Bu veri dosyasıyla 3D yazıcınızla aynı objeyi üretmeniz mümkün hale gelecek. Digitizer şu an 1.400 dolar fiyatla sitesinde ön siparişte (bit.ly/18WWQ3c).