Fabrika ayarlarınızı güncelleyeceğiz

Hâlâ binlerce yıllık tortuyu tek başımıza ve 'insan hızında' öğrenmek zorundayız.

Âdemoğlu 10 bin yıl önce göçebe kabileler halinde doğadaki hayvanları avlayıp meyve-sebze toplayarak hayatını sürdürüyordu. 4.5 milyar yıllık dünya tarihinde dikkate bile alınmayacak bir zaman diliminde geldiğimiz noktaya bakın...
Kalıntılara göre insanlık 4 bin yıl boyu günlük hasılata bel bağlayarak yaşadıktan sonra bugün Mezopotamya dediğimiz topraklarda yerleşik kültüre geçmiş. Zamanla her ihtiyaç duyduğunda avlanmak yerine tarım yaparak, çiftlik kurarak, depolayarak daha kolay yaşayabileceklerini fark etmişler. Bu da yerleşik kültürü, bolluğu; dolayısıyla uygarlık ve ona bağlı bütün sorunların can suyunu vermiş.
Kabileler ülkelere dönüşmüş, aza tamah etmeyi hiçbir dönem beceremeyen insanoğlu komşunun tavuğunu kaz görüp savaşlara, fetihlere başlamış.
Dünyanın dev boyutlarından bihaber yıllar...
* * *
Aynı dönemde Çin ve Hindistan yerleşik kültürün getirdiği odaklanma sayesinde hızlı bir kalkınmaya sahne olmuş. Ardından öncülüğü Ortadoğu İslam medeniyetleri almış ve Çin’de başlayan bu bayrak yarışı Batı’ya doğru ilerleyerek bugünlere gelmiş.
Uygarlıkları birbirinden ayrıştıran teknoloji, dönemine göre ucu sivriltilmiş bir taş ya da metal parçası olmuş. Küçük bilgi kırıntılarının yarattığı büyük farkları gören insanlık zamanla her fırsatı bu amaç için kullanır olmuş. Seyyah ve tüccarlar gittikleri diyarlardaki gelişmeleri kendi ülkelerine getirmiş. Çoğu zaman savaşlar bile bunun bahanesi olmuş.
Gelişimi esas hızlandıran ise matbaa kuşkusuz. Bilgi hattatların emeğine gerek kalmadan kalıcı ve paylaşılabilir hale gelince, avantaj kitap sahibi bir avuç aristokrattan yüz binlere, milyonlara yayılmış.
Yüzyıllar sonra gelen ve bizim şahit olma ayrıcalığına eriştiğimiz internet ise bilgiyi her an her yerden ulaşılabilir hale getirdi.
Ama ne yazık ki hep en kolay yola meyleden doğamız gereği dijital çağ analog kaynakları unutturdu. 6 bin yıllık uygarlığımızın ne kadar küçük bir diliminin elektronikleşebildiğinin farkında değiliz henüz.
* * *
Gözümüzden kaçan bir nokta daha var. Bütün bu bilgi birikimimize ve bunu kaynaklar arasında dönüştürüp aktarabilme yeteneğimize rağmen hâlâ binlerce yıllık tortuyu tek başımıza, kendi çabalarımızla ve ‘insan hızında’ öğrenmek zorundayız.
Oysa bugünün internet kapasitesinde bir insanın hayatı boyunca öğrenebileceği bütün verileri aktarmak 26 saat sürüyor. Yani Matrix filmindeki gibi ensemizde bir kablo girişi olsaydı, herkes hayatının ilk gününe bütün bilgilere sahip halde uyanabilirdi. Gel gelelim hâlâ 26 saate sıkışabilecek o verinin peşinde bir ömür harcıyoruz. Ve kitaplara, belleklere geçirebildiğimiz yeni birikimler dışında hepsi yine sahipleriyle toprak olup gidiyor.
Beyinleri yedeklemek ya da başka beyinlere aktarmak distopik bir bilimkurgu gibi geliyor olabilir. Hele ki devletlerin bize yüklemek isteyebileceği ‘fabrika ayarlarını’ hayal edince. Ama yakın gelecek -mecburen- böyle bir çağın ipuçlarını veriyor.
Detaylarına haftaya bakacağız.

.