Gelin canlar paylaşalım

Tabaktaki yemeğimiz, tatilde bronzlaşan ayaklarımız ya da ördek dudaklı suratımızdan başka paylaşacak bir şeyimiz yok mu dersiniz?
Gelin canlar paylaşalım

Araç paylaşım sitesi mobicar.com da en çok tercih edilen araç VW New Beetle olmuş.

Bu satırları okuyan kaç kişi ‘askıda ekmek’ olayına aşina bilemiyorum. Çevremde yaptığım yoklamada sadece 1 kişi bildi. O da gördüğünden değil. Babasından duymuş.

Yüzlerce yıllık geçmişe sahip bu gelenek ekmek almaya parası olanların olmayanlar için fırıncıya bıraktığı parayı temel alır. İki ekmek alıp üç ekmek parası bıraktığınızda bir ekmek ‘askıda’ kalır (dükkândaki tabelaya çentik atılır). Bir fakir geldiğinde ekmeğini parasız alır, fırıncı da askıdan alınan kadarı eksiltir.

İstanbul’da sadece birkaç yerde denk geldiğim bu uygulamanın benzerine İtalya’da kafelerde denk gelmiştim (Her kültürün temel besini farklı elbet).

İki yıl önce bana San Francisco’daki Google kampüsünü gezdiren rehber, aynı noktaya giden ve ayrı taksi kullanan çalışanlarının Foursquare tabanlı özel bir uygulamayla aynı taksiyi nasıl paylaştığını anlatıyordu heyecanla.

Ben de ona Taksici Halit’in öyküsünü anlatmıştım. 1929’da ABD’de patlak veren ve bütün dünyayı saran ekonomik krizinin etkisiyle İstanbul’daki müşterilerini kaybeden şoför Halit epey sıkıntıya girer. Aklına her gün Nişantaşı-Eminönü arası taşıdığı dükkân sahipleri gelir. Onları topluca getirip-götürerek taksi ücretini paylaştırmayı akıl edince dünya ulaşım tarihine ‘dolmuş’ denen kavramı sokar. Bu öyle muhteşem bir fikirdir ki 83 sene sonra dahi akla düşünce heyecan verir.

Böyle örnekleri düşündükçe paylaşımın türlü çeşidine ilham vermiş toprakların bugün internet ile altın çağını yaşayan bu kültüre bunca yabancılaşmasına akıl sır ermiyor.

Paylaştığın kadar öde
Yenilikçi paylaşım modelleri denince akla gelen ilk isim 2012’de GDOL Zirvesi’nde ağırlama şansına eriştiğim Lisa Gansky. ‘The Mesh’ isimli kitabı bu yeni çağın çarpıcı örnekleriyle bezeli (amzn.to/1g2W2Lk).

Bu dünyanın potansiyelini kavrayabilmek için şöyle bir etrafımıza bakmamız yeterli. Neredeyse hiç kullanmadığımız nice alet ve cihazla kuşatılmış durumdayız. Mesela duvara bir şey asmak için alınmış ve sonrasında hiç kullanılmamış milyonlarca matkap, milyonlarca evde yavaşça çürüyor. İsrafın tür sıkıntısı yok asla. Bir tane alıp her daireye paylaştırmak dururken herkesin ayrı ayrı satın aldığı çanak antenleri düşünün.

Kısa bir çevre taramasıyla eminim elinizde şaşıracağınız uzunlukta bir liste belirecektir. Fakat ilginç bir şekilde en yaygın olanı o listeye asla girmeyecek: Aracınız! Oysa düşününce sahip olma adına yaptığınız toplam harcamaya, elde tutmak için verdiğiniz çabaya oranla faydalandığınız süreye bakarsanız en büyük israf kaynağımız bizzat onlar.

İstanbul için düşünürsek ev-iş arasındaki düzenli rotada çoğunluk aracını günde toplam üç saatten fazla kullanmıyor. Yani sonuçta bütün o fedâkarlık, 24 saattin küçücük bir dilimi için.

Peki araçlarımızı neden paylaşmıyoruz? Ya da neden sadece ihtiyaç duyduğumuz zaman kullanabileceğimiz araçları tercih etmiyoruz?

Sistemin temelleri
Robin Chase, 1999’da bir okul arkadaşının İsviçre ve Almanya gözlemlerini dinlemektedir. Duyduğu paylaşımlı araç fikri onu çok heyecanlandırır. İnternette yeni bir sektörü doğuracak Zipcar girişimi de 2000 yılında bu vesileyle hayata geçer (zipcar.com). Paylaşımlı araç sistemi elektronik, internet ve araç kiralama sektörlerinin evliliğinden doğan en hayırlı evlat. Yapının temelinde şehrin işlek noktalarında bekleyen kullanıma hazır araçlar yer alıyor. İhtiyaç duyduğunuzda sitesinden (ya da mobil uygulamasından) size en yakın birini seçip kendinize ayırıyorsunuz. Sistemdeki araçları üye olurken size verilen özel bir kartla (anahtara ihtiyaç duymadan) açıp kullanabiliyorsunuz. Ana merkezden araçlara bağlı özel aygıtlarla kullanım tarzınızdan bulunduğunuz noktaya kadar her ayrıntı takip edilebiliyor.

Paylaşımlı araçların tek sorunu özellikle İstanbul gibi dev şehirlerdeki alma ve bırakma noktalarındaki yetersizlik. Yerel örneklerin bir diğer zorlayıcı yanıysa araçların kullanım sonrası mutlaka teslim alındığı noktaya bırakılmak zorunda olması (Pek de az sayılmayacak bir ek bedele razıysanız istediğiniz yerde de bırakabilirsiniz). Hizmet bedeli aracı kullandığınız saate göre hesaplanıyor.

Türkiye’de henüz emekleme çağındaki bu pazarın lideri yüzde 90’lık payla İstanbul ve Ankara’da 70 noktada hizmet veren Yoyo (driveyoyo.com). Sisteme kayıtlı 48 bin 736 üyeden 9 bin 168’i kiralama yapmış. 386 bin 912 saatlik kiralama sürecinde Yoyo araçları dünyanın çevresini 50 defa turlayacak kadar yol kat etmiş. Tanışma fırsatı bulduğum Yönetim Kurulu Başkanı Berkman Çavuşoğlu, araçların içinde dinlenecek müzikleri dahi düşünerek özel albümler derleyen yaratıcı bir girişimci. İki sene gibi kısa bir sürede şirketinin 22 milyon doları aşan değere ulaşmasının izlerini gözlerindeki pırıltıda görmemek mümkün değil.

Paylaşımlı araç pazarında dikkat çeken bir diğer oyuncu da Şubat 2013’te hizmete giren ve (şimdilik yalnız İstanbul’da) 21 noktada, 41 araçla hizmet veren MobiCar (mobicar.com.tr). Kurucusu Emir Dino Günel’in önümüzdeki sene hedefi araç sayısını 200’e çıkartmak.

Takip ve yönetim teknolojisini kendi geliştiren ve üyelerinin çoğunluğunu 20-30 yaş aralığındakilerin oluşturduğu sitede en çok tercih edilen araç Volkswagen New Beetle olmuş.

Yazıyı Günel’in paylaştığı iki veriyle sonlandırayım: Paylaşım sistemindeki 1 araç trafikten 15 araç eksiltiyor. Ve İsviçre ile oranlarsak İstanbul’da 300 bine yakın potansiyel müşteri bulunuyor.

İnternetin böyle güzel tarafları da var. Bıraksalar göstereceğiz.